|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Üç'e karşı dört oyla, YSK, AK Parti lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın mebus seçilme hakkını red etti. Bu kaderin bir cilvesi değil, politik erkin bir etkisi olarak "hukukun politize edilmesi" gibi bir durumun vehametini çağrıştırıyor. Aynı şeyleri, Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan emekli olan Vural Savaş da yapmıştı. Ve sonunda, tercihini DSP'den yana yaparak, karar merciinde iken, zihniyetinin ilk adımlarını atmış oldu. Şimdiki zevatın da aynı menbadan ilham aldıklarına şaşmamak gerekir. Öyle ki, diğer liderler gibi, Erdoğan'ın da siyasî geçmişi ile, birçok badireyi atlattığına şahit olunmakta... Zaten böyle bir etki ve yetki için, birçok siyasal labirendi aşmak gerekiyor. Sayın Erdoğan'ın geçmişi siyasî hesaplaşmalar ile geçti. Ve her on yılda bir, hayatında çok büyük değişiklikler ve hizmet imkanları zuhur ettiğini kimse inkar edemez. Şimdi de 48 yaşında, "seçilme hakkı" alınarak, bir bekleme dönemine girdiğini görüyoruz. Yalnız 50 yaşında nerede karar kılacağını veya ne gibi bir millet hizmetine amade kılınacağını kimse bilemez. O zaman geçmişine bakalım ve 30 yaşındaki "il başkanlığı"nı içeren "Millî Gazete"deki 7/5/1984 tarihli "Mizan" köşesindeki yazımızı okuyalım: Yeni dinamizm mi? "Cumartesi günü, RP'nin İstanbul ili seçimi vardı. Nezaketen davet ettiler. Gittik. Diğer siyasi partilerden de davetli olduğu kadar, gelemeyip de başarı dileyenler de göze çarptı. Müsamaha ve diyaloğ yönünden iyi bir görüntü vardı. Partinin delegeleri ile izleyiciler, müteçanis ve müttehid... Bu da takdire şayan bir husustu... Siyasi mücadele vermek isteyenlerin kamplardan çok, görüş ve metod farklarından yola çıkıp halka hizmet vermek istiyorlarsa, birbirlerine iyi ve tatlı-sert davranmalarının tabii sayılması demokrasinin gereği kabul edilir." (...) "Bu partide görevi bırakan ne kadar azimli ve samimi ise, yeniden görevi olanların aynı kararlılık ve dinamik kadroları ile birlikte daha ileri derecede bir siyasi yapı teşkiline koşacaklarını göstermişlerdir... Açık ve net, bunun yanında sabır ve metanetle bir hizmete talip olup onu en güç ve müphem şartlar içinde yürüten Sayın Doç. Dr. Kahraman Emmioğlu'nu dinledikten sonra daha çok ümitvar olmamak mümkün değildir: "Bizlerden sonra vazife yapacak kardeşlerimiz partimizi getirilen noktadan daha ilerilere götürmek için dahaf azla gayret göstereceklerinden eminim. İşsizin, mağdurun, fakirin, zavallının daima yanlarında bulunacak, ümitsizlik kapılarını kapayacak, zengine malında fakirin hakkı olduğunu söyleyecek, zalime zulmünde yardımcı olmadığı gibi, faaliyetlerine mani olmaya çalışacaktır. Cehalet karanlığını yok etmek için ilim meş'alesini yakacak ve kemalât yolunda ilerlemelerine devam edeceklerdir. Sen, sen aziz kardeşim miskinliği bırak, partiyle birşey olmaz diyerek kendini uzlet köşesine çekerek nefsine icazet çıkarma, zira insanın kendini aldatması zahirde çok kolay ama kendini tenkid etme, kritik etme olgunluğun varsa şöyle bir kendi kendinin tahlilini yap, geçmişi düşün, eski gayretini düşün, bunları o zaman nefsin için "beni çalışıyorlar bilsinler" için yaptınsa aman gelme, ama Allah rızası için yaptınsa tekrar bir nefis muhasebesi yap ve kararını çabuk ver. Zira senin dışındakiler senin pasifliğinden memnunlar, sen pasif kalmalısın ki meydanı onlar doldursun! Bunu mu istiyorsun?" Bunun ardından, Sayın Emmioğlu, yeni yönetimi teslim etmiş ve genç-dinamik bir kadro ile Sayın Tayyip Erdoğan'a başkanlık hizmeti düşmüş oldu... Sanırım yeni gençlerin gerçekleştirip aksiyona sevk edecekleri düşünceye, karşı güçlerin hayalleri bile ulaşamaz. Bu hizmet talebi ile, hakkı anlatmaya ve yaşamaya mahkum olmuşlardır... Başarı dilemek bizim de vazifemiz olmalıdır..." Daha otuz yaşında, "genç bir lider" olarak, RP'nin İstanbul İl Başkanı olan Erdoğan'a ta o dönemlerde: "Sizin oyunuz az, barajı bile zor aşarsınız, oylarımız heba olmasın" diye oy vermeyenler, bir zaman geldi ki, kırk yaşında, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı olduğuna şahit oldu. Kimse inanmak istemedi. Amma oldu! Tıpkı Stefan Zweig'ın "İnsanlık tarihinde yıldızın parladığı anlar"daki olaylar gibi, bir değişim ve gelişim olmuştu, Erdoğan'ın hayatında... Bugün de, "kaderin çizdiği yolda yürümek"te kararlı olan Erdoğan'ın kader çizgisinde, iki yıl sonra 50. doğum yaşını kutlayacağına göre, o zaman nerede olacağı ve hangi hizmete koşacağını ancak Cenab-ı Hak bilir. Kulun, hayatında her şeyde "tevessülü" önem taşır. "Tevekkül" ise sonradan gelir!.. Fakat, bizim 18 yıl önce, "yeni dinamizm"le ilgili teşhisimiz, hâlâ geçerli ve giderek siyasal trendi yükselen bir grafik gösteriyor. Eğer, politik mülâhazalarla, bir takım manialar/engeller zuhur ederse, bunu en iyi bir şekilde, halk/millet egemenliğinde mutlaka çözüme kavuşur. Bekleyelim ve görelim, Mevlâ neylerse güzel eyler!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |