T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Tereddüt diye bir pozisyon olmaz...

İdamda uzlaşma çabaları git gide sarpa sarmaya başladı. 22 Ekim'de açıklanacak AB İlerleme Raporu öncesinde yaşanan, ucuz bir popülizm dışında hiçbir şeyle açıklanamayacak olan iç siyasi gelişmeler, daha doğrusu manevralar bunaltıcı ve umutları törpüler hale geldi.

Aslına bakılacak olursa AKP, SP, ANAP ve DSP arasındaki tartışmalarda idam cezasının anayasa değişikliği ile mi yoksa yasa değişikliği ile mi kalkacağı şeklinde yaşanan kilitlenme zoraki bir uzlaşmayı siyasi gerekçelerle yokuşa sürme gayretleri taşıyor. Muhalefet partileri hem oyunun içine dahil olmanın peşinde koşuyor, yani meşruiyet arıyor, hem seçimleri ve milliyetçi tepkileri hesaba katıyor, hem de AB çerçevesinde değişim bayrağını taşımayı oynuyorlar.

Ama üç iş bir arada olmuyor, olamıyor.

Kısacası Türkiye yeniden "karnından konuşuyor." Millet adına, milletten ve milliyetçilikten güç alan, içinde "devletçilik kasırgası" ülke semalarında kara bir bulut halinde seyrediyor.

Demokratikleşmeden ekonomiye gerekli yasal değişiklikleri bile rasyonalitenin, değişimin zorunluluğunun ya da evrensel hukukun gereği olarak değil, dar siyasi hesapların, devlet çıkarlarının, milliyetçiliğin icabı olarak yapıyoruz.

Ülkenin tüm sorunlarını devletler arası mücadelelere bağlayan, iç dinamiklerin ürettiği sorunları görmezden gelen, bu sorunlar hakkında konuşmayı, tartışmayı imkansız hale getiren, tehlikeli kılan bir kasırga bu. "Tek boyutlu, tartışmayan, düşünmeyen toplum modeli"nin inşaasında adım adım ilerliyoruz.

Bu noktada SP, AKP gibi partilerin dönüp kendilerine bir kez daha bakmalarında, bazı sorular sormalarında yarar var...

Türkiye'nin 18 Nisan seçimlerinden sonra yaşadığı otoriterleşme ya da siyaseten arınma sürecinde, 28 Şubat ve kalıcı etkileri dışında büyük bir yerel değer krizinin önemli payı var.

Çünkü başka bir deyişle yaşanan totalleşme süreci, "mengenenin sıkışması", siyasi alanın daralması, yerel değerlerin mevcut siyasileşme eğiliminden, daha doğrusu yaşadığı bunalımdan bağımsız değil. Çünkü FP'den MHP'ye oy akışıyla yerel değerlerin siyasileşmesinde yaşanan, biri MHP olmak üzere iki ayrı kanalı devreye sokan farklılaşma, Türkiye genelinde ve Türk siyasetine ilişkin olarak soluduğumuz ağır atmosferi biraz daha koyulaştırdı.

Bir kere, bu farklılaşma sosyal talep ayrışmasını ifade eden doğal bir eğilimden ziyade; içinde tedirginliği, tepkiyi, hatta "depolitizasyon"u içeren "siyasi bir blokaj"ın, biraz da zorunlu özellikler içeren suni bir sonucu olarak karşımıza çıktı.

Blokajın ürettiği suniliğin doğrudan bir sonucu olarak, yerel değerlerin siyasileşmesindeki ağırlık "toplumsal alan"dan "siyasi alan"a doğru kaymaya başladı. Ancak siyasi alana kayış toplumsal istekleri kuşatan bir siyasileşmeden çok, bu isteklerin "steril bir siyasi parti söyleminin içine hapsolarak siyasi nitelikten arındırılmalarını" ifade ediyor. Zira, ağırlık, toplumsal ve dinamik bir duyarlılığın temsilinden, o duyarlılığı neredeyse "folklorik" bir özellik, değişemez ve siyasi nitelik taşımayan bir veri olarak kabul eden ideolojik bir söylemin belirleyiciliğine doğru hareket etti. MHP ekolünün ve ona zihniyetten uygulamaya eşlik eden DSP'nin kendilerine yönelen taleplerden çok, "toplumu millete, milleti devlete endeksleyen devletçi bir siyasi parti söylemi"ni, yani "siyasetsizliği" önplana çıkarması bu durumun somut ifadesi olarak karşımıza geldi

Bir toplum ve siyaset arasındaki kopukluğun aldığı yeni biçimdir.

Bu kopukluk yerel taleplerin hem maruz kaldığı dış baskılar hem kendi iç sıkıntıları itibariyle yaşadığı ve "milliyetçiliğe de sirayet eden bir bunalım"ı da ifade etmektedir.

Bugün aynı bunalım İslami kesim ve partilerine de sirayet etmekte, onları da kuşatmaktadır.

Bu partiler gündemi oluşturmak yerine, gündemi takip etmeye, gündemin kuyruğuna takılmaya endekslendikçe, "tereddüdü pozisyon haline getirmek"te, dar alanda manevralara, çelişkili söylemlere, zımni bir milliyetçiliğe hapsolmaktadırlar.

Siyasi alanın daralmasından kaynaklanan tıkanıklık, bizatihi toplumsal talep-siyasi temsil düzeyinde üremeye başlıyorsa, daha doğrusu yaşanan siyasi alan daralması bu açıdan da destekleniyorsa, iş vahim demektir.

Evet, esas olan demokrasidir, demokrasi millet iradesi kadar, toplumun çoğulluğunu ve evrensel değerleri ifade eder. Bunlar sindirilmeden ne değişim olur ne refah gelir…



26 Haziran 2002
Çarşamba
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED