T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
AB yerine 'yaz tatili'ne...

Türkiye'deki siyasi sistemin nasıl işlediğinin tipik bir örneğine dün Brüksel'de bir kez daha tanık olduk. TOBB'un 'AB üyeliğine doğru Türkiye'nin sağladığı ilerleme' başlıklı konferansın başlamasına kısa bir süre kala, toplantının yapılacağı tarihi Concert Noble adlı binanın fuayyesinde Mesut Yılmaz'la sohbet ediyoruz. Muharrem Sarıkaya, Başbakan Yardımcısı ve ANAP Genel Başkanı'na, '(Hüsamettin) Özkan'la görüştünüz mü' diye soruyor; Yılmaz, 'Evet' diye karşılık veriyor, 'Bu hafta Meclis'i kapıyoruz...'

Milletvekillerinin 'irade sahibi' olmadıklarının çarpıcı bir göstergesi. Aslında, Mesut Yılmaz, bir gün önce düzenlenen basın toplantısında, TBMM'nin bu haftasonu tatile sokulacağını bildirmişti. Böylece, 'ölüm cezasının kaldırılması' ve 'anadilde öğrenim ve basın-yayın hakkı' gibi Türkiye'nin AB yolunun açılması için 'olmazsa olmaz' niteliğindeki konularda bir 'TBMM-içi uzlaşma' sağlanamadığı ilan edilmiş olacak. Hükümetin, böylesine temel bir konuda Bülent Ecevit'in vurgulamayı hiç ihmal etmediği 'uyum'dan çok uzakta bulunduğu bir kez daha ortaya çıkmış sayılacak.

Peki, bu 'durum', Türkiye'nin AB şansının her geçen gün erimekte olduğunun da bir göstergesi değil mi? Çünkü, nereden baksanız Avrupa Komisyonu 'Türkiye İlerleme Raporu'nu Ekim ayında kaleme almış olacak. TBMM ise normal olarak Ekim başında yeniden çalışmaya başlayacak. Yani, gerekli yasa –ve muhtemelen Anayasa- değişikliklerinin o tarihe dek yapılmış olması gerekirken, Meclis, 'yaz tatili'ne çıkarılıyor. Dolayısıyla, AB Komisyonu'nun 'İlerleme Raporu'nda Türkiye'ye 'tam üyelik müzakerelerine başlama tarihi' verilmesi gereğinden söz etmesi ve Aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nde bunun elde edilebilmesi ihtimali pek zayıflıyor.

Fakat, Mesut Yılmaz, bu konuda pek telaşlı görünmüyor. Meclis, tatildeyken geçecek zaman içinde bu konularda bir uzlaşma sağlanması girişimlerinin ve arayışın devam edeceğini ve TBMM'nin Temmuz ya da Ağustos veya Eylül ayında olağanüstü toplantıya çağrılabileceğini belirtiyor.

Böyle bir 'uzlaşma'nın hükümet bünyesinde sağlanabileceğine dair pek az işaret var. Nitekim, MHP'nin buna direncini görmek için, Devlet Bahçeli'nin dünkü grup konuşmasına bakmak yeter. Biz, dünkü konferansın açılışında, AB Komisyonu'nun İspanyol Başkan Yardımcısı, yani hiyerarşide Romano Prodi'den hemen sonra gelen Bayan Loyola de Palacio ve Mesut Yılmaz'ın konuşmalarından sonra kürsüye gelen MHP'li Devlet Bakanı Tunca Toskay'ı dinlediğimizde, Türkiye'de hükümet ortaklarının arasındaki polemiğin Brüksel'e taşındığının farkındaydık. Toskay, Bahçeli gibi 'köşeli' konuşmamakla birlikte, sözlerinin adresi ve ruhu itibarıyla, 'MHP'nin AB direnci'ni yansıtıyordu. Toskay, aslında, hem Yılmaz'la, hem de Loyola de Palacio ile 'polemik' halindeydi.

Açılış konuşmalarının ardından Tunca Toskay'la ayaküstü konuştuk. Kendisini bir 'AB zaman baskısı' altında hissetmiyordu ve AB ile 'müzakerede ısrarlı' idi. MHP'liler, AB sürecinin artık bir müzakere noktasında bulunmadığını anlamak istemiyorlar ve bu istememeleri özünde –Bahçeli ne derse desin- 'Türkiye'yi AB'de görmek istememekle' yakından ilgili. Bu duygularında haksız da sayılmazlar. AB öyle bir yapı ki, orada MHP'nin varoluşu sorgulanabilir; MHP, kendisine orada yer bulamaz. Avusturya'da Jörg Heidar'a, Fransa'da Jean-Marie Le Pen'e tahammül göstermeyen bir bünyenin, genel olarak Türkiye ile binbir kaygı ve hatta Avusturya, Fransa gibi ülkeler için geçerli olmayan önyargı taşırken, MHP gibi bir zihniyete 'sevecen' davranması söz konusu olamaz. Bu bakımdan, MHP'nin ve 'ideolojik akrabaları'nın AB'ye karşı koymaları anlaşılabilir bir hal.

Ama bu noktada anlaşılması gereken bir başka 'hal' de var: MHP'nin iktidarı paylaştığı bir Türkiye'nin AB doğrultusunda yol alması da mümkün değildir. Eğer AB bir 'ulusal-stratejik hedef' ve bir 'devlet politikası' ise; bunu 'devlet'in idrak etmesi gerektiği kadar, hükümetin bozulması ihtimalinden rahatsız olan 'İstanbul sermayesi'nin de idrak etmesi gerekiyor.

Hem MHP'li bir hükümet ve hem AB; her ikisi birarada olamayacak. Bu, 'hem cennete gitmek isteyip, hem de ölmek istememek' gibi bir şey...

Bununla birlikte, Türkiye'nin AB şansı hala henüz kaybolmuş addedilmiyor. Bunu, AB Komisyonu adına dün Başkan Yardımcısı'nın sözlerinden ve Sevilla Zirvesi kulislerinden gelen bilgilerden çıkarabiliyoruz. Zira, AB'de, Türkiye'yi 'Avrupa için bir stratejik zorunluluk' olarak gören bir bakış açısı da mevcut. Nitekim, Loyola de Palacio, dün Türkiye'yi 'Avrupa'nın enerji köprüsü' olarak tanımladı. Türkiye'nin deniz ticaret filosunun bu rolü oynayabilmesi için AB gereklerinin çok altında olduğunu belirterek, çok güçlendirilmesi gerektiğini önerdi. Türkiye'ye, bugüne dek hiç üzerinde durulmayan bir alanda 'perspektif' vermeye devam etti. AB de Türkiye ile 'ne yapacağını' hala bilemiyor. Yani, Brüksel ve büyük AB başkentleri için Türkiye, 'doluya koysanız almıyor; boşa koysanız dolmuyor' konumunda.

Bu arada, bizim de dahil olduğumuz 'Brüksel çıkartması'nın en anlamlı yönü, TOBB'un yani Türkiye'nin resmi kimlikli en büyük kuruluşunun, kendisini 'ülkenin en büyük sivil toplum kuruluşu' addederek, 'AB güzergahı'na aktif biçimde girmesi oldu. TOBB'un tutumu, bir yönüyle TÜSİAD'ınkinden daha tayin edici. Nereden baksanız, TOBB, ilçeler dahil Ağrı'dan Kırklareli'ne Türkiye'nin tümünü 'ekonomi ve ticaret nabzı'nı ifade ediyor.

Böyle bir nabzın da AB yönünde atması ve dün Brüksel'de Rifat Hisarcıklıoğlu'nun ağzından Avrupa'nın geleceğinde 'medeniyetler çatışması'nın önlenmesinin 'Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği' ile mümkün olabileceğinin vurgulanması, AB merkezinde ilgiyle not edilmiş olmalı.

Yine de hayal kurmayalım: Türkiye'nin 'AB işi' zor; çok zor. Hele, TBMM tatile girdikten sonra...


26 Haziran 2002
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED