|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tarkan'ın Milli Takım için yazıp seslendirdiği neşeli şarkıda ben en çok "zır deliyiz biz!" diye biten dizeyi beğeniyorum: "Arar buluruz izini bilirsin, zır deliyiz biz!" "Zır deliyiz" nitelemesinin neşeli bir şarkıda hoş kaçmasının yanısıra, "Biz"! epeyce iyi anlattığını da düşünüyorum! "Zır deli!", yani sağı solu belli olmayan, ne yapacağı çoğu zaman önceden kestirilemeyen bir toplum... Bir toplumun, aynen bir birey de olduğu gibi yapacakların önceden kestirilemiyor olması, yani hemen hiçbir zaman alışılmış bir "akılsallık"a uygun davranmamasının her zaman "neşeli", iyi sonuçlar doğuracağını tabii ki öne süremeyiz. Eğer dünya büyük ölçüde belli bir "akılsallık"a uygun biçimde gelişiyorsa, bunun külliyen reddinin kimi zaman ortaya kötünün de kötüsü sonuçlar çıkarmaması mümkün mü? Ancak "Öyle ama, 'zır delilik' de kimi zaman ortaya şaşırtıcı sonuçlar çıkarmıyor mu?" diyorsanız o zaman başka... Futbol dışından bir örnekle ilerleyelim: Biliyorsunuz, "Türkler"in "iş hayatı"na ilişkin özellikleri bu ülkede Turgut Özal'a kadar aşağı yukarı şöyle ifade ediliyordu: "Türkler iş hayatından anlamaz, Türkler tembeldir!" Oysa -yine bildiğiniz gibi- neredeyse hiç kimsenin itiraz etmediği bu yargı 10-15 yıl içinde hızla değişiverdi. Hem de ne değişme! Eski formül yerini bambaşka bir formüle bıraktı... Artık "Müteşebbislik açısından kimse Türkler'in önüne geçemez!" demeye başladık mı? Bu süreç içinde bu ikinci yargıyı doğrulayan akıl almaz bazı "zır delilikler"e birçoğunuz gibi ben de şahit oldum! Düşünebiliyor musunuz, bir "Türk müteşebbis" tek kelime Almanca bilmeden Almanya'da şu kadar işçinin çalıştığı bir işyeri kurmuş; tek kelime Fransızca bilmeden, Paris'te orta halliden hallice bir konfeksiyon işine koyulmuş! Söyleyin, Batı'nın iş dünyasına hakim "akılcılık" çerçevesinde değerlendirilince, "Türkler"in yaptıkları "zır delilik" değil de nedir? Tam bir "zır delilik" halinde ortaya konan bu başarılara ilişkin değerlendirmem de şöyle: Bu topum "deli" muamelesi görerek yıllarca o derece ağır bir "kapatma"ya maruz kalmış ki, fırsatını bulur bulmaz süratle "zır delilik" haline geçerek mucizeler yaratıyor! Yanılmıyorum herhalde;"kapatma" süreci o derece ağır yaşanmış ki, kapıların az da olsa açılmasıyla şaşırtıcı bir yaratıcılığın bunu izlememesi imkansız... Milli Takım'ın Dünya Kupası'ndaki başarısından hareketle bir ikinci gelişmeyi daha gözden geçirelim: Milli Takım'ın başarısının arkasından gelen sevinçi, gözyaşlarını, hıçkırıkları (ve hatta bazı gazetecilerin yanlarından eksik etmediği "sakinleştirici"leri!) nasıl yorumlamalıyız? Meydanlara taşan bu sevinç hepsi hepsi 90 yıldır el bebek gül bebek büyütttüğümüz bir "milliyetçilik"in belirtisi midir, yoksa takımın adı ne kadar "milli" olursa olsun her türlü "millilik"ten uzak bambaşka bir duygunun eseri mi? Hadi daha açıkça soralım: Bu zafer sevinci MHP ve benzeri kimi siyasi ya da toplumsal oluşumların ideolojisinin güçlenmesine mi yaramaktadır, yoksa bu sahiplenmelere hiç mi hiç izin vermeyen, sadece neşeli bir "sivil" ruh halini mi yansıtmaktadır? Ben her iki soruda da ikinci seçeneği işaretliyorum. (Görüyorsunuz, ÖSS 2002'in havasından henüz çıkamadığım için, işleri hâlâ "seçenekler"le götürüyorum!) Bana göre bu sevinç bir "tanınma", bir "kabul edilme"nin (Frenkçe söylersek, bir "reconnaissance"in) sonucudur. Aslında hiç mi hiç "milli" olmayan, kimi gazetelerin "Danimarka gazeteleri"nden naklen verdiği "Keşke biz de Türk olsaydık" (!) şeklindeki gülünç/uydurma temennileri hiç mi hiç hatırlatmayan bir toplumsal "tanınma", ya da "kabul edilme" duygusu ve ihtiyacının sonucuyla karşı karşıyayız... "Artık biz de varız!" şeklindeki ifadeler "milli" bir meydan okumanın çok ötesinde, sözünü ettiğimiz "tanınma"nın, "kabul edilme"nin neden olduğu sevincin bir sonucu olarak dile getirilmiyor mu? Karşındaki tarafından "tanınma"nın, "kabul edilme"nin, yani özetle "adam yerine konulmanın" bu dünyada her insan ve her toplum için -evde, okulda, işyerinde, orduda, diğer toplumların gözünde- en büyük ihtiyaç ve sevinç kaynağı olduğunu bilmeyenimiz var mı? Ne diyordu Tarkan: "... zır deliyiz biz!" Kimi zaman "Biz"i bile şaşırtan bu yaratıcı "zır deliliğimiz"in yanına biraz da "akılcılık" koyabilsek fena mı olur? Bak o zaman diğerleri gibi senin de vitrininde kaç kupan olur!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |