|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Zıt kutuplar, aşırılıklar ve sadelikler; başarılar ve yenilgiler aynı anda, aynı kefede ele ele yürüyüp gidiyor. Bunların hepsi, Dünya Kupası'nda olmuyor ama bir uçunda kupa da var. Diğer ucunda Avrupa Birliği hayallerinin solmaya yüz tuttuğu Ankara-Brüksel hattı. Diğer uçta yoksulluk ve onun da karşısında siyasal istikrarsızlığın bulunduğu, denge noktası sisler arasında belirsiz bir sarkaçlar dizisi. Kaos, çifte standart, belirsizlik, yalan, palavra... Hepsi aynı sarkaçların arasına gizlenmiş ama fırsatını buldukça hayasızca sırıtmaktan da geri kalmıyorlar. Böyle olduğu içindir ki, ekonomiden siyasete, AB'den, diplomasinin her türlüsüne kadar girdiği ve sürdürmekte olduğu her yarışta bulabileceği en kötü antrenörler tarafından temsil edilen Türkiye; futbolda başarılıdan daha başarılı bir hoca bulduğuna sevineceği yerde bu kez de onun başarısı küçümsemek için bin dereden su getirmeye çalışıyor. İnsanlar kendilerini fakirleştiren, geleceklerini karartan, yollarını bağlayanlardan hesap soracak yerde; yüzlerini güldüren tek yarışın liderinin gözü üzerindeki kaşla uğraşmaya devam ediyorlar. Topu kaleye toplum gönderiyor, kaçıranlar ise takımdaki başarısız ve yeteneksizler oluyor. Çünkü, toplum başaranı değil, başarıyı sahipleniyor... Bir kere hedefe varıldıktan sonra başarmak kolay geliyor, başaran önemsizleşiyor. Ülkenin değerli beyinlerinin şu anda uzak diyarlardaki gurbetçiliği de bundandır, parlak zekalarını'da, yani memleket hizmetinde olacak yerde kendi işlerinde güçlerinde zaman öldürmeleri de... Kendilerinden çok şey beklenen insanların ülkenin geleceği için risk almak yerine eyyamcılığı seçmelerinin bilinçaltında da toplumun bu riyakarlığı yatıyor olmalı. Başarmakla kaybetmek çoğu zaman at başı gidiyor ve kaybeden hiçbir zaman başarmak için verdiği çabadan dolayı hak ettiği saygıyı göremiyor. Çünkü, hep yenilmiş olan toplum, arasına katılan bu yeni mağluptan hazzetmiyor. Ellerini kavuşturmuş bir köşede hazırlop bahşiş beklerken, kaybedeni yeni bir yarış için yüreklendirmek yerine ona zavallılar safında yer açmakla yetiniyor. Böyle olduğu içindir ki bu ülkede, başarmanın toplumu bir yerden bir yere taşımanın ödülü, kıymetinin öldükten sonra bilinmesinden ibaret kalıyor. Böyle olduğu için Kıbrıs sorunu, Ege 25 yıldır çözülemiyor... AB kapısına bir türlü ulaşılamıyor... Böyle olduğu içindir ki, herkesin parasının seçilmiş birkaç kişinin cebine oluk oluk akmasına mani olunamıyor. Kim ülkeyi, "vatan haini" ilan edilme pahasına demokrasi ve zenginlik safına taşıma cesareti gösterecek? Yoldaki engelleri üzerine sıçratılan çamurlara aldırmadan birer birer kaldıracak ya da kim siyasi kariyerini ülkenin ufkunda gördüğü ışığın huzuruyla halkı için risk alacak? Kim, haysiyet avcılarının daha iyisine layık olmadığını bile bile onların çocuklarının geleceği için de bu ülkeyi yeni ufaklara açma alicenaplığını gösterecek? Bu sorular cevapsız... Çünkü, toplum para istiyor, gelecek istiyor, başarı istiyor ve huzur istiyor ama bunun için parmağını kıpırdatmayı bir seçenek olarak dahi düşünmüyor. Bunlar için elini taşın altına koyanlara da kendi ağlanacak haline bakmadan, istihza ile tebessüm ediyor. Bu ülkede insanlar statükodan vazgeçmeden statü yükseltmek istiyor. Ülkede kalıcı huzur istiyor ama bunun kendi siyasal iradesinin temsilcileri eliyle değil de garantili gördüğü kurumların denetiminde gerçekleşmesini tercih ediyor. Rüşvetin bitmesini ama kendi gündelik işlerini görmek ya da gördürmek için aldığı-verdiği "ufak tefek" paraların kategori dışında tutulması için elinden geleni yapıyor. AB'ye girmek istiyor ve zihninde her türlü hıyanetin zeminini hazırlıyor ama bunun için masaya oturana ilk fırsatta "hain" damgasını da yapıştırıyor. Milli takımlarının başarılı olmasını ama bunu yeni birinin değil tanıdığı bildiği, kendisine olmadık değerler atfettiği birisinin yapmasını istiyor. Ülke en büyük milli sevinçle en ağır buhranı aynı anda ve aynı değer yargılarının ekseninde yaşıyor. Kupadaki başarı ekonomideki yenilginin yerine ikame ediliyor; toplum, Ankara'ya hesap sormak yerine Japonya'da olanlarla avunmayı seçiyor. Futboldaki, kalıpları kıran, sınırları aşan inanılmaz başarı, siyasetteki tahammül edilmez beceriksizliğin üzerine şal gibi örtülerek değersizleştiriliyor. Futbol, kurtarılan batık banka misali batık sistemi fonluyor. Böyle olduğu için de galip ile mağlup, hain ile kahraman; aynı safta ve aynı çifte standardın izinde yoluna devam ediyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |