|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Televizyon-basın haberlerinin magazinleştiği, giderek bunun reyting aldığı, Reha Muhtar'ın sürekli birinci olduğu durumdan genel bir şikâyet var. Var mı? Doğrusu şüpheliyim; o güven vermeyen istatistik-anket-analiz ve yorumlardan; birkaç tane de bilimsel inceleme ve araştırmadan sonra düşünebiliriz. Evet, ekran haberlerinde magazinden geçilmiyor. Peki bundan önce ne vardı? Bir türlü inandırıcı kılınamayan, kof, içi ve arkası boş açıklamalar. (Haberin, halkın haberdar olmasında bir mahzur bulunmayan kısmı.) Veya resmi karşılamalar, açılışlar, beyanatlar, vaadler [yalanlar demeye dilim varmıyor, ama anlayan anlıyor]. İşin aslı şu: [Bakınız biz dahi işin aslını biliyormuşuz] Yıllarca siyasilerin, bu siyasilere destek veren reel sektörün, onların iyicene sayısı çoğalan kuruluşlarının, bu kuruluşların uzantısı vakıfların, üniversitelerin, ilim adamlarının, reklam yazarlarının, propagandistlerin, maaşlı yorumcuların, kadrolu bürokratların; birbirinin kuyusunu kazan genel müdür, muavin ve danışmanların, yetmedi aynı kadronun müttefiki dış mihrakların, o çevrelerden devşirilmiş haberlerin "tın-tın eden" seslerini işittik. Medyada tekel kurmak için verilen savaşları izledik. Ekrandaki ciddi adama, kahveyi dolduran kalabalık ciddi ciddi baktı. İnsanlar duydukları haberler konusunda ciddi ciddi tartıştı, kavga etti; küstü barıştı. Sonra-sonra anlaşıldı ki bu neredeyse bir ortaoyunudur. Hiçbirinin aslı-faslı yoktur. Varsa bile vatandaşa bir faydası yoktur. (Böylece "bir kısım medya" veya "dinci basın" tabirleri yaygınlaştı.) İşte o zaman vatandaşa bir bıkkınlık, bir kızgınlık, bir isyan çöreklendi. Artık ne mal olduklarını bildikleri ekran gediklilerinden, köşe yazarlarından gıcık kapmaya başladılar. Onları görününce öteki kanala geçiyorlardı. İç karartan bir tablo yani. Bu yüzden yetmiş milyonluk ülkede iki üç milyon gazete satılabiliyor. Sözlerimizi uzun sürmüş bir maceranın (ne yazık ki hâlâ sürüyor, neredeyse otuz sene oldu) somut verileri ile destekleyelim. İMF geldi, anlaşma oldu, ülkenin önü açıldı, Türkiye yükselen bir yıldız artık. Bir süre sonra anlaşıldı ki; yıldız falan yok ortada, borç ikiye katlanmış o kadar. Olmadı bir daha. Olmadı bir daha, bir daha. (Hepsinin adını aklımda tutamıyorum ama) İşte Cotarelli geldi, Cotarelli gitti. Öteki geldi, beriki gitti. Ve bunların hepsi haber oldu. (İki anahtar vaadi, UDİDEM masalları, AB'ye girdik-giriyoruz otuz iki kısım tekmili birden, kredi muslukları, düze çıkmamıza az kaldı falan-filan.) Bunlar haber miydi yani. Haberler işin iç yüzünü veriyor muydu? Yorumcular bizi aydınlatıyor muydu? Sonunda Reha Muhtar yetişti. "Canım Türkiyem" boş verin bunlara gelin size üfürükçü haberleri vereyim, sarhoş sürücü, köprüde intihar, Memedali boşanıyor mu, veya hayvanlar dünyası vereyim dedi. Aaaa... Baktık ki insanlar haber niyetine bunları daha çok seyretmeye başladı. Etraf magazine battı. Şimdi magazin de sıkmaya başladı. Medyanın işi iyicene zorlaştı. Aranan kan şudur: Gerçeğin şeksiz-şüphesiz-tarafsız-yorumsuz fotoğrafı. Fotoğrafın tamamı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |