|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnanılır gibi değil, ama doğru: "Türkiye'nin son 200 yıllık tarihinin en büyük projesi" diye takdim edilen 'Avrupa Birliği üyeliği', hem de 12'ye çeyrek kala, siyasi ayak oyunlarına âlet oluyor... İktidardaki DSP, MHP ve ANAP ile Meclis-içi muhalefeti oluşturan DYP, Ak Parti ve SP, konuya, herbiri kendi politik çıkarları açısından yaklaşıyor... "Avrupa Birliği'nin başkenti" diye bir yer arandığında buna en uygun kent olan Brüksel'deyiz. Sebeb-i ziyaretimiz, Türkiye'nin AB üyeliği için yürütülen lobi faaliyetlerinin en ciddisine tanıklık etmek... Brüksel'de yerleşik yabancı diplomatlar, büyük Avrupa şirketlerinin temsilcileri, düşünce üreten kuruluşların uzmanları, Avrupa bürokratları TOBB tarafından düzenlenen, 200 kadar sanayi ve ticaret odası başkanının katıldığı, "Türkiye'nin AB üyeliği yolunda katettiği ilerleme" başlıklı bir toplantı için biraradalar... Ne beklersiniz? Aynı kararlı sesi, aynı hassasiyeti, değil mi? Bunu, "Hep aynı kararlılığı sergileyen, hassas konulara titizlikle eğilen konuşmacı yoktu" anlamında sormuyorum; vardı çünkü: AB ve adına konuşanlar, neredeyse tek sesle, "Yeter ki diğer aday ülkelerden de istenen şartları yerine getirsin, Türkiye AB'ye pekâlâ üye olabilir" dediler... Buna karşılık, hükümetin iki önemli ismi, ANAP lideri Mesut Yılmaz'la MHP'li devlet bakanı Tunca Toskay ayrı tellerden çaldılar... AB'nin Türkiye'nin de içinde yer aldığı aday ülkelerle ilgili bir takvimi var ve tıkır tıkır işliyor... Ekim ayında ilerleme raporu yayımlanacak, aralık ayı sonunda da AB genişlemesi konusunda karara varacak zirve Kopenhag'ta toplanacak... Bilinen şu: AB kapısında bekleyen 10 ülkeyle müzakere süreci bitirilip iki yıl sonra tam üye olmalarının önü açılacak; Bulgaristan ve Romanya'ya iki yıl daha süre verilecek... Bilinmeyen Türkiye'ye yapılacak muamele... Türkiye'nin AB ile ilgili bürokrasisi, Kopenhag Zirvesi'nden, "Müzakere süreci 2004'te başlayacak, tam üyelik 2007 veya 2008'de" gibi bir karar çıkmasını arzu ediyor... Buna karşılık, AB bürokrasisi, bir yandan "Neden olmasın?" derken, bir yandan da Türkiye'nin şartları o süre içerisinde yerine getireceğine dair kuşkularını belli etmekten de kendilerini alamıyorlar... Avrupalı bürokratları en fazla şaşırtanın ne olduğunu burada öğrenmiş oldum: Türkiye'den kendilerine yönelen 'çifte standart' ithamı... Dünkü lobi toplantısında konuşan Avrupalıların bir kaçı, "Siyasi kriterlere uyumu sadece sizden istemiyoruz; Baltık ülkelerinde de 'azınlık' sorunu var, kriterlere uymadan onlar da üye olamaz" diye ısrarla vurguladılar... Bizim siyasilerin, "Türk tarihinin en büyük projesi" bile olsa, farklı çıkarları ön planda tuttukları AB konusunda kendini belli ediyor... Bunun en iyi örneği, yakın zamanlara kadar, "Bizim AB'ye karşı olduğumuzu ve işleri zorlaştırdığımızı ileri sürenin alnının karışlarız" tavrını sergilediği halde şimdilerde AB'ye muhalefetini açığa vuran MHP'nin tutumu... MHP, bu yılın sonunda yapılacak Kopenhag Zirvesi'nden Türkiye'ye kesin bir "Hayır" çıkacağı kanaatinde sanki; o esnada yaşanacak toplumsal hayal kırıklığını kendi lehine oya çevirme hesabında... Devlet bakanı Tunca Toskay, Brüksel'deki temaslarda partisi ile AB arasını mesafeli tutmayı bayağı iyi başardı. Lobi toplantısında yaptığı konuşmada da, Türkiye'deki AB karşıtlarının kullanmayı pek sevdikleri kanaatleri itiraz olarak dile getirdi. Muhtemelen DYP ve Ak Parti, bir ölçüde SP, benzer bir beklentiyle, şu sıralarda "Fazla AB'ci" görünmeme derdindeler... Liderinin 'nezlesinin' geçip yeniden görevi başına gelmesi dışında bir 'siyasi tavır' sergilemeyen DSP'yi bir tarafa bırakırsak, AB konusunu 'dert edinen' bir tek ANAP var; onun da bu tavrının altında, bu tavrın kendisine oy getireceği beklentisi yattığını söylerseniz, yanılmış olmazsınız... Yıl sonundaki AB zirvesinden Türkiye'yi rahatsız etmeyecek bir karar çıkarsa ANAP sevinecek, MHP üzülecek, muhalefet partileri ise kendilerine yeniden çeki-düzen verecek... Zirveden 'hoş olmayan' bir karar çıkarsa, bu defa üzülen ANAP, sevinen MHP olacak; muhalefet AB karşıtı söylemini daha da pekiştirecek... Sanki biri yukarı çıkınca diğeri aşağıya inen bir tahterevalli oyunu oynanıyor... Mesut Yılmaz'a, "AB'nin bir takvimi var ve işliyor; galiba bizim takvimimiz değil temennilerimiz var... İşlerin yolunda gitmediği haberini yine sizden mi alacağız, ne zaman?" diye sordum... "İşler yolunda gitmezse, yıl sonundaki zirveden sonra herkes bunu öğrenir zaten" cevabını verdi... Tunca Toskay ise, daha önce hazırladığı metin dışında kanaat ifade etmekten şiddetle kaçınıyor... Hem Toskay, hem de MHP'li komisyon başkanı Kürşat Eser ANAP'lı başbakan yardımcısının düzenlediği basın toplantısından uzak durdular. İşte size önemli bir haber: Bir yabancı heyet, MHP'li bakandan, üç ay sonrasına randevu istediğinde, "Oho, çok uzak bir tarih" cevabını almış... Galiba, MHP'lilerin, hükümetle ilişkilerini koparma ile ilgili bir takvimleri var... Herkes, hesapsız-kitapsız değil sizin anlayacağınız... Siyaseti yakından izleyen bir işadamı, "Beklentilerini dile getirmede acele etme" tavsiyesinde bulunduktan sonra ekledi: "Siyaset gelecek ay başından itibaren hız kazanacak..."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |