|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kanal 7 ile ilgili yazdığım ilk yazıya temelde iki tür tepki geldi: Bunlardan ilki, Kanal 7'deki değişimi yoğun bir şekilde eleştiren tepkiler. Tabii bunları burada zikretmem belki Kanal 7 yöneticileri için yararlı olabilir diye düşünülebilir; ama bu tepkilerin Kanal 7 yöneticilerine de iletildiği anlaşılıyor. O yüzden bu tepkileri yayımlamayı pek anlamlı bulmuyorum. İlk yazıya gelen tepkilerden bir bölümü de, bu tür "analitik, düzeyli ve işin ehli olan kişilerin kaleminden çıkan bilimsel ve eleştirel" yazıların neden yazılı basınımızda sık sık yeralmadığı sorusu etrafında odaklanıyor. Bu soru, önemsenmesi gereken bir soru. O yüzden Kanal 7 meselesine geçmeden önce bu sorun üzerinde birkaç şey söylemek istiyorum. Bu tür düzeyli, analitik ve eleştirel yazıların pek sık yazılamayışının başlıca nedeni şu: Türkiye'de, gazetelerde televizyon sayfalarını yöneten kişiler de dahil televizyon eleştirisi yapacak ve yazacak televizyon dili'nden anlayan yazar sayısı hemen hemen neredeyse sıfırdır. Bu ülkede onlarca iletişim fakültesi var; ama bu fakültelerden "adam gibi" televizyon eleştirisi yazabilecek yazarlar çıkmıyor, maalesef. Aslında sorun, genelde doğrudan ülkenin kültür, sanat ve düşünce hayatının sığlığı, düzeysizliğiyle, özelde ise, bu ülkede yaratıcı, ufuk ve zihin açıcı ve tabii özgür bir eleştiri kurumunun veya geleneğinin olmamasıyla ilintili bir sorunudur. Bunun en somut göstergesi bu ülkede bir tane bile düzeyli haftalık televizyon dergisinin olmamasıdır. Oysa Batı'da bu tür düzeyli dergiler çoktur. Hatta bunlardan bazıları –örneğin İngiltere'de yayımlanan The Listener dergisi–, hem aydınları ve genel okuyucu / izleyici kitlesini televizyon dili ve kültürü konusunda bilgilendirmekte ve aydınlatmakta; hem de bizzat televizyoncuları "yönlendirmekte", yapıp ettikleri şeyler üzerinde düşündürmekte ve daha iyi, daha yeni, daha yaratıcı programlar yapmalarına katkıda bulunmaktadır. Bugüne kadar Türkiye'de bu anlamda tek bir televizyon dergisi bile yayımlanmamıştır. Meselenin vahametini anlatmak için bu olgu, yeteri kadar açıklayıcıdır, sanırım... O yüzden Türkiye'de ses getirecek yazılar yazan, analizler yapan televizyon eleştirisi yazarı bir iki istisna dışında pek çıkmadı bugüne kadar. Bu meseleye hakkını sadece Cumhuriyet gazetesi verdi. Ama Cumhuriyet gazetesi de, Mahmut Tali Öngören'den başka da gerçekten televizyon eleştirisi yazarı olarak nitelendirilebilecek yazarlar yetiştiremedi. Şimdilerde ülkemizin laikçi sosyolog ulemasının en deli fişek temsilcisi olarak adlandırılabilecek Emre Kongar, Cumhuriyet'te hiç anlamadığı bu konuda resmen bol keseden atıp tutmaktan, üçüncü sınıf ideolojik yorumlar çiziktirivermekten başka bir şey yapmıyor, yapamıyor. Türkiye'de televizyon eleştirileri yazan iki tür yazar var şu an piyasada. Çoğu zaman bu türler aslında bir kişide tecessüm ediyor. Birinci tür yazar, sadece "geyik yapmakla" iştigal ediyor ve köşeleri boş yere işgal ediyor. Televizyon, en sıradan insan tipinden en entelektüel insan tipine kadar toplumun her cins kesimine hitap eden "light" bir kitle iletişim aracı olarak görüldüğü için, televizyon yazarları da futbol yazarlarını aratmayacak, bazen futbol yazarlarına taş çıkartacak hafiflikte, sululukta, ilkellikte yazılar yazıyorlar. İkinci tür yazarsa, tam anlamıyla bir "şaklaban" adeta: Bu tuhaf yaratık, adeta gazetesinin en büyük "reklam ajanı" veya "reklam kaynağı" gibi çalışıyor. Ben bu yazı(lar)da Kanal 7'den başlayarak Türkiye'deki medya rejimini veya düzenini tartışacağım. Sonraki yazıda, Kanal 7'nin başlangıçtaki ve şimdiki hayallerini ayrıntılı olarak ve örneklendirerek göstermeye çalışacağım. Üzerinde yoğunlaşacağım sorun şu olacak: 28 Şubat süreciyle birlikte estirilen "baskı ve terör havası", Kanal 7'yi nasıl etkiledi ve Kanal 7'nin hayallerini nasıl dönüştürdü? Dün Kanal 7, neler hayal etmişti, bugün nasıl bir hayalin peşinde koşturuyor? Not: Tekno-paganizm yazılarından sonra senkretizm yazıları yazmaya başlamış ve bu yazıları, müstakil başlıklar ve konular çerçevesinde sürdüreceğimi söylemiştim. Ancak araya yoğun sıcak gündemler girince Şinasi Gündüz'ün çığır açan çalışmalarıyla devam edeceğimi söylediğim senkretizm yazılarını ertelemek zorunda kaldım. Senkretizm yazılarına, medya yazılarından sonra, kaldığım yerden devam edeceğim. Burada bu konular çerçevesinde aslında bir iletişim felsefesi geliştirmeye çalıştığımı ve çağımızı bu tür bir anlamlandırma çabası aracılığıyla daha iyi anlayabileceğimizi vurgulamak istiyorum. Ayrıca yazıları yazarken ele aldığım konuları ve sorunları olabildiğince sıcak gündemlerle ilişkilendirmeye çalıştığımı da vurgulamakta yarar görüyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |