|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
3 kasım seçimlerinin dış basına yansıma biçiminde geçen şu iki gün içinde bir "düzelme " gözlense de, Milliyet'ten Sami Kohen'in de belirtiği gibi AKP'den genellikle "İslamcı parti" olarak söz edildiğine şahit olduk. Bu formülün tercih edilmesi, AKP'nin zaferinin nasıl ifade edilmesi gerektiğine bir türlü karar verememek gibi bir "hazırlıksızlık"tan kaynaklandığı gibi, İslam ve demokrasi ilişkisi hakkında peşin hüküm sahibi olanların bağnaz tutumlarının da bir sonucuydu. Kolay bir şey olmadığı apaçık; "iç basın"ın bile bolca kullanmaktan sakınmadığı bu ve benzer klişelerin dış basında bir günden ötekine ortadan kalmasını beklemek tabii ki mümkün değil. Bu dünyada, dış basında yer alan ve "İslamcı parti" klişesinin özellikle, bilerek kullanıldığı yorumlardan daha can sıkıcı bir şey olmasa gerek! Bu yorumlar, gerçekten, "oryantalizm"in sınırlarını filan çoktan aşmış bir "gerilik" sergiliyor. Bu yorumların hemen hepsinde ortak olan "İslam ve demokrasi" türü temalar, olsa olsa ancak bu kadar yanlış, bilgisiz, duyarsız bir biçimde gözden geçirilebilir! (Burada Fransız Liberation gazetesinin 3 kasım haberleri iyi bir örnek olarak hatırlanabilir.) Bu yorumlarda çizilen dünya herşeyden önce "gerçek" değil; yani yok öyle bir dünya.... Bu çerçevede okurların önüne getirilen dünya, bizim de "iç basın"dan dolayı hiç mi hiç yabancısı olmadığımız, büyük ölçüde bir takım "fantazmlar"dan hareketle kurulmuş bir dünya... Peki AKP'nin başarısını aklı başında bir biçimde aktaran haber ve yorumlar yok mu? Tabii ki onlar da mevcut, olmaz olur mu? Mesela benim görebildiklerim arasında yer alan bir yorum, Le Monde'un 4 kasım tarihli "editorial"i. Gerçekten hiç fena değil; Türkiye'yi biliyor, AKP'nin başarısını bizim yapmadığımız bir biçimde cumhuriyet tarihinde bir "ilk" olarak sunuyor ve tahmin ettiğiniz gibi ülkedeki "Ordu ve siyasal partiler" ilişkisini de hatırlatıyor. Hatta dahası da var: Sürekli "kostüm-kravat" dolaşan Erdoğan'ın seçimlere girmesinin "haksız" olarak engellendiğini, partisini "İslamcı" olarak nitelemediğini ve "entegrist bir molla" görüntüsüne hiç mi hiç sahip olmadığını da belirtmeyi unutmuyor. Le Monde'da yer alan bu yazıda AKP'nin başarısının çok tartışılan "İslam-demokrasi" ilişkisinde olumlu bir "model" olması yönünde bir dilek de eksik değil. Yani sonuç olarak, okurlarına bambaşka bir dünya hakkında doğru ve yararlı bilgiler veren bir yazıyla karşı karşıyayız. Le Monde'daki yazıda bir benzetme özellikle ilgimi çekti. Bu benzetme AKP ile Batı'nın "Hırıstiyan-Demokrat" partileri arasında yapılan bir benzetme. Hatırlayacaksınız, bu benzetmeyla sadece burada karşılaşmadık; bugüne kadar içerde ve dışarda bu benzetmeyi yapan pek çok yorum okuduk. Hatta şu da söylenebilir: Bu benzetme AKP'nin de "hayır" demediği, hatırlatılmasından memnun olduğu bir benzetme... Şimdi de gelelim benim bu "benzetme"ye ilişkin düşüncelerime: Açıkcası, bu "benzetme" bana hiç mi hiç doğru ve de yakın gelmiyor. Milyonlarca "gariban"ın umut olarak gördüğü bir partiyi benzete benzete Batı'nın "Hıristiyan-Demokrat" partilerine mi benzeteceğiz? Batı'nın "statüko"dan yana Hrıstiyan-Demokratları ile AKP'nin ne benzerliği var? Hepimiz biliyoruz ki bu partiler "varlıklı"dan, "sermaye"den ve yine önemli olarak içinde var oldukları toplumların her ne pahasına olursa olsun kendilerini her yönden "korumaları"ndan yana sağ partiler. Bu partilere yeni Avrupa'nın nasıl "göçmenler"le birlikte oluşmak zorunda olduğunu anlatamazsınız; bu partilere ülkelerinde yaşayan "yabancılar"ın da makul koşullar yerine getirildiğinde birer "vatandaş" olmaları gerektiğini açıklayamazsınız; bu partileri çalışan sınıfın üyelerinin varlıklı sınıfın üyeleriyle aynı eğitim olanaklarından yararlanması gerektiğine inandıramazsınız.... Ne yani AKP kendisini "muhafazakar sağ parti" olarak tarif etti diye Batı'nın ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin gierilmesinden ve "göçmenler"den uzak duran Hırıstiyan Demokrat partileriyle aynı safa mı düşmüş oluyor? Söylemek istediklerimi daha iyi anlatabilmek için taze bir örnek vereyim: Daha geçenlerde Almanya'da yapılan seçimleri hatırlayın. Sosyal Demokrat ve Yeşiller'in oluşturduğu koalisyonun varlığını bu ülkedeki 400 bin Türk kökenli seçmenin oyuna borçlu olduğunu hatırlayın. Bir de ayrıca, Almanya'daki bu yüzbinlerce Türk kökenli seçmenin büyük çoğunluğunun Türkiye'de yaşasalardı AKP'yi tercih etmiş olacaklarını düşünün.... Ne yani, Türkiye'de yaşasalar AKP'ye oy atacak olan bu insanlar Almanya'da sağcı Hırıstiyan Demokrat cephesini mi tercih etmeliydiler? Yoksa çok doğru olarak yaptıkları gibi, kendilerine hiç değilse "vatandaşlık" kapısını açan Sosyal Demokrat-Yeşiller koalisyonunu mu? Benim görüşüm AKP'nin kendisini, "Hırıstiyan Demokrat" filan gibi sıfatlar aramak yerine sadece "Demokrat" sıfatıyla tarif etmesinin daha doğru olacağı yönünde. Sizi bilmem tabii; "Hırıstiyan Demokrat"sanız o başka!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |