T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K R O N İ K  M E D Y A
Bu kadarı da biraz fazla olmuyor mu?

Değiştiği, daha doğrusu olumlu yönde bir dönüşüm geçirdiği için tabii ki hiç kimse kınanamaz. Bu "kimse"lere hiç şüphesiz "medya" da dahil.... Zaman içinde olumlu yönde değişebilmek, tabii ki, toplumun farklı alanlardaki derdini anlayıp aktarmak yerine akli fikri sabahtan akşama okurlarının aklına girmeye çalışan bir medya dünyasının da hakkı. Ama insaf edin, bu değişimin makûl bir "zaman içinde" gerçekleşmesini beklemek de bizim hakkımız değil mi?
Anlaşılan o ki, bu "değişim süreci" bu hızla devam ederse yakında bize iş kalmayacak! Birbiriyle yarışırcasına AKP'ye "hoşgeldin" partileri düzenleyen gazeteler bu işi bu tempoda götürürlerse, bu gidişle "muhalefet" etmek bize kalacak! İlk bakışta sevindirici bir gelişme gibi göründüğü muhakkak. Ama çok değil daha birkaç gün önce "Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini Meclis'e girmiş ikinci partinin genel başkanına da pekâla verebilir" şeklinde fetva verenlerin bugün "AKP'nin zaferinin tek eksiği Erdoğan'ın başbakanlığıdır" türünde dileklerle karşımıza çıkmaları bizi sevindirmeli mi, yoksa düşündürmeli mi? Tamam, değişmek, fikir değiştirmek herkesin hakkı ama bu kadarı da biraz fazla olmuyor mu? Şimdi alt alta sıralayacağımız çoğu haber ve köşeyazısı başlıklarından oluşan satırları gazetelerin (yanlış anlaşılmasın, "Büyük basın" içinde yer alan gazetelerin) dünkü sayılarından derledik. İsterseniz bir de siz gözatın ve sevinmeli mi yoksa dövünmeli mi sorusuna kendiniz cevap verin:
"AKP'yi kutluyorum"
"Neden sivil ihtilal, neden AKP, Türkiye'nin şansı?"
"Onu (yani Erdoğan'ı) tanıdıkça, çok seveceksiniz".
"Dolar çabuk sindi".
"Faiz, döviz düştü. Meydan hisse senetlerine kaldı /Tek başına iktidar".
"Piyasalarda bahar havasına hazır olun..."
"Düzenli değişim için ciddi fırsat".
"Her başlangıç yeni bir umut!"
"Avrupa önyargısız".
"Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşecek".
"İhalelere talep olur, faiz düşer".
"AKP İslamcı değil".
-AKP tek şansımız".
"Dolar bir günde 21 bin geriledi".
"Hem Allah hem Avrupa diyorlar".
" 'Güzel başlangıç' için bugün buluşuyorlar."
"AK Parti vergide ak sayfa açacak".
"AKP çok güçlü geldi, piyasa umutla oynadı".
"Piyasayla birlikte bürokrasi de rahatladı".
"IMF: Yeni hükümetle çalışmaya hazırız".
"AKP iktidarı siyasi milat".
"Eğlence dünyasından AKP'ye açık çek".
"Batı basını AKP'nin başarısını 'İslamcılar'ın zaferi' başlığıyla verdi. Doğru mu? Hayır."
"Sistem, 'Erdoğan'a başbakanlığın verilmesi' yolunu bulup bunu gerçekleştirmelidir."

""Erdoğan umudu / Seçimlerde tek başına iktidar olan AK Parti'nin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın sporun içinden gelmesi, birçok sorunun çözümü için iyimser bir tablo oluşturdu."

Yahu bu nedir böyle.... AKP iktidara gelir gelmez borsa çıktı, döviz indi, AB cepte keklik, IMF dünden hazır, eğlence dünyası bayram ediyor, faizler indi inecek, Batı rahat, Cumhurbaşkanı sorunsuz, Türk sporu kurtuldu.... Geriye bir şey kaldı mı? Ne oldu, nasıl oldu da bir günden öbürüne AKP "AK Parti", Erdoğan "başbakan" oluverdi? Yoksa biz mi yanlış biliyorduk; yoksa "Tayyip Erdoğan'ın gazetesi" iddia edildiği gibi Yeni Şafak değildi de, yukarıda aktardığımız satırların yer aldığı Hürriyet, Milliyet, Vatan, Sabah, Akşam, Posta, vesaire gibi gazeteler miydi? Pes doğrusu....

Geçen akşam Kanal 7'nin anahaber bülteninde karşımızda görünce gülümsemeden edemediğimiz Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök dün şöyle yazıyordu: "Erbakan daha güvenoyu almadan medyaya savaş ilan etmişti. Erdoğan ise tam aksini yapıyor ve siyasetle medya arasında bir 'ak sayfanın açılmasını' istiyor. Bütün bunları alt alta koyduğumuz zaman, önümüze yüzde 100 farklı bir siyasal davranış biçimi çıkıyor."(!)

Siyasal davranış biçiminin "yüzde 100 farklı" olduğu doğru olmasına doğru da, bu büyük "farkı" göğüsleyen kim?

Üzerime vazife değil ama, bana sorarsanız, "muhafazakar" bir iktidar partisinin "yeniliğe" bu derece açık bir medya karşısında iki kez daha fazla düşünmesi gerekir, derim!

Demek "Onu tanıdıkça çok seveceksiniz" ha! Sizin okurlarınızı delirtmek gibi bir zorunuz mu var? (K.B.)

Ulusal Kanal'a göre seçimin galibi "Süper NATO..."

Dünkü (5 Kasım) Kronik Medya'da seçim gecesinin en "zinde" ("derin" de diyebiliriz) kanalının Star TV, en renkli kanalının ise Ulusal Kanal olduğunu söylemiş, Star TV faslını bir türlü bitiremediğimizden, Ulusal Kanal'ın performansını bugüne bırakmıştık... Hemen söyleyelim, bu kanalımız "Seçimleri Süper NATO'nun AKP ve CHP'ye hediye ettiği, keza Genç Parti'nin de barajı aşan İşçi Partisi'nin önünü kesmek için Süper NATO tarafından kurdurulduğu" yönündeki yayınlarını dün de sürdürdü. Herhalde yayın bu akşam da devam edecek, ama biz burada size verdiğimiz sözün doğrultusunda kanalın seçim gecesi yayınıyla sınırlayacağız kendimizi...

Ulusal Kanal, seçime birkaç hafta kaladan başlayarak Genel Başkan Doğu Perinçek'in ağzından "İşçi Partisi'nin barajı geçtiğini, Millî Güvenlik Kurulu'nun yaptırdığı anketle de bunun kesin bir şekilde doğrulandığını" duyurmuştu izleyicilerine. O nedenle, seçimin ilk sonuçlarıyla birlikte, kanalda garip bir isteksizlik belirdi. Hatta saat 22.00 civarında alakasız klipler, eğitim programları falan görülmeye başladı ekranda. Bundan bir süre sonra da İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek çıktı sahneye. Format, Perinçek'in kendisine soru soran iki kişiyi cevaplandırması esasına dayandırılmıştı.

Sorular, "Biz size güvendik, İşçi Partisi geliyor neşriyatı yaptık, şimdi ne olacak, nasıl ayıklayacağız bu birincin taşını" mealindeydi. İlk soru şöyleydi: "Siz seçimlerden önce AK Parti'nin de CHP'nin de iktidar olamayacağını söylemiştiniz, şimdi ortaya çıkan manzaraya ne diyorsunuz?"

Perinçek, "Olamayacaklar, hep birlikte göreceğiz" dedikten sonra, üç-beş aylık bir iktidarın mümkün olduğunu, ama "Millî Kuvvetler"in kesinlikle onları devireceğini söyleyerek başladı cevabına. Perinçek, "Seçim sonuçlarına saygı duyma, halkın iradesi" gibi itirazların geçersiz olduğunu söyleyerek şöyle devam etti: "Milletler de gaflete düşer, yüzde 35 gaflete düşmüştür, zaten o yüzde 35 birkaç ay sonra İşçi Partisi'ne gelecek ve 'elimiz kırılsaydı da onlara oy vermeseydik' diyecek..."

Perinçek, biraz sonra CHP'ye oy veren "yüzde 19'un da gaflet içinde olduğunu" söyleyerek düzeltti rakamı... Peki neden bu iki partiye oy verenler gaflet içindeydi? Çünkü Süper NATO bu iki partin seçilmesini istiyordu ve nitekim "hortumcu medyanın da körüklemesiyle" istenen sonuç hasıl olmuştu. Perinçek bu bölümde Bahçeli'ye de şöyle çattı: "Devlet Bahçeli Süper NATO'nun oyununa geldi, seçimi körükledi ve işte barajın altında kaldı." Perinçek'e sorulan ikinci soru, İşçi Partisi'nin aldığı oya ilişkindi: "Sayın Perinçek, siz İşçi Partisi'nin etrafında kenetlenen öncü kadronun şahlandığını, bu sayede İşçi Partisi'nin barajı kesinlikle geçtiğini ilan etmiştiniz, şimdi bu sonuçlara ne diyorsunuz?"

Perinçek, bu soruya cevap verirken Genç Parti'yi kattı tahliline... Perinçek'e göre İşçi Partisi gerçekten de barajı geçmişti, ama bunu farkeden Süper NATO hızla Genç Parti'yi kurdurmuş, böylece kendilerine gidecek oyları Genç Parti'ye yönelterek (kelime kelime böyle) İşçi Partisi'nin barajın altında kalmasına neden olmuştu.

İşçi Partisi Genel Başkanı, Süper NATO'nun kanlı canlı insanlardan oluştuğunu ve faaliyetlerini açıkça yürüttüğü inancındaydı: "Birçok yerde İşçi Partisi'ne oy verilmemesi için insanlar korkutuldu. Süper NATO mesela Iğdır'da 'oylarınızı İşçi Partisi'ne değil CHP'ye vereceksiniz' dedi, benim bu durumu şikâyet eden dilekçem resmî makamlardadır.." (Belki izleyicilerden gelen talep doğrultusunda, sonraki gün parti yetkililerinden Ferit İlsever Süper NATO'nun bir yerlerde gizli gizli çalışan bir kurum olmadığını, kanlı canlı, somut insanlardan oluştuğunu açıkladı.) Perinçek, konuşmasının son bölümünde bu sonucun nasıl engellenebileceğini de şöyle izah etti: "Ben, aylar önce millî kuvvetlere çağrıda bulundum. Hatta Ecevit bana cevap da yazdı. Sadettin Tantan'ıyla, Zekeriya Temizel'iyle, Şükrü Sina Gürel'iyle, komutanlarıyla çağrıma uyulsaydı yüzde 35'i millî kuvvetler alacaktı. Ama Süper NATO bastırırken millî kuvvetler seyirci kaldı."

Perinçek, "kurulacak yeni hükümetin önünde tek bir yolun, sadece 'ihanet yolu'nun kaldığını, bu nedenle millet iradesine saygı göstermeyeceklerini" tekrarladı ve "İşçi Partisi olarak Atatürk'ten aldığımız ilhamla yarından itibaren bunları yıkmak üzere çalışmaya başlıyoruz" diyerek bağladı sözlerini...

Spiker, "Sayın seyirciler, bu arada elimize ulaşan seçim sonuçlarını aktaralım" diyerek lafı aldı, kısa bir özetten sonra bir eğitim programı girdi devreye. Saat 01.30 sırasında Perinçek'le "söyleşi" banttan tekrar yayına kondu. Sabaha karşı üçüncü bir tekrarının yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. (A.G.)

Medya gazı ve yakın geçmişten hazin bir örnek

  • AK Parti ve Tayyip Erdoğan konusunda büyük medyanın keskin dönüşüne bakıp da yakın siyasi geçmişimizden "Yeni Oluşum" (isterseniz "Troyka") örneğini hatırlamamak mümkün mü?

  • Cumhuriyet (5 Kasım), "Yeni Türkiye Partisi rüyası baraja takıldı" üst başlıklı, "Karakaş: Oylarımız CHP'ye gitti" başlıklı haberinde, İsmail Cem'in, partinin kuruluş sürecindeki şu sözlerini hatırlatıyor: "Rüya görmüyorum. Ayaklarım yere basıyor. Yapılan kimi anketlerde desteğimiz yüzde 50-60 arasında çıkıyor."

  • Cumhuriyet'teki meslektaşlarımızın "kimi anketler" diye hatırladığı şey, Milliyet'in internet sitesinde yürüttüğü bir anketti. Milliyet gazetesi, 14 Temmuz'da haberleştirmişti bu anketi. Habere göre, Yeni Oluşumcular, verilen oyların yüzde 56'sını toplamıştı. "Programlarını görelimci" yüzde 13 dağıtıldığında, bu oran yüzde 60'a çıkıyordu…

  • O günlerde ayakları yerden kesilmiş görünen İsmail Cem haksız da sayılmazdı yani… Temmuz boyunca süren o "Troyka gelecek dertler bitecek" haberciliği karşısında kaç faninin ayakları yerden kesilmezdi?

  • Dediğimiz gibi, büyük medyada şu iki gün çıkan haber ve yorumlar hatırlattı bunu bize… Sizin de zihninizde bulunsun istedik… (A.G.)

    Madem öyle biz de Bekir Çoşkun okuruz!

    Ülkemizin "ağır" medyasının yıllardır kimseye hissettirmeden kalbinde taşıdığı "AKP aşkı"nı 4 Kasım sabahından itibaren sütünlara boca etmesi karşısında şaşırmamak mümkün mü? İnsanı "inadına anti AKP" yapması işten bile olmayan bu karşılama karşısında gözlerimiz ister istemez "tutarlı" bir liman aradı ve Hürriyet'ten Bekir Çoşkun'un sütununda aradığını buldu! Oh beee... Dünya varmış... Ne yapalım; bir günden öbürüne 180 derece değişen bu yayınlar karşısında "gerçeklik ilkesi"ni hepten kaybetmemek için böyle "tutarlı" limanlara ihtiyacımız vardı.... Hemen söyleyelim ki hiç endişe etmeyin, Bekir Çoşkun hâlâ aynen eskiden bildiğiniz, tanıdığınız Bekir Çoşkun, hiçbir değişiklik yok! Bakın ne yazıyor:
    "Kim ne desin....
    "Kim daha seçim sabahından başlayarak yalakalık yapmaya, yeni iktidara hoş görünmek için bahaneler-teoriler uydurmaya başlarsa başlasın...
    "Bu; dinci siyasetin iktidarıdır."
    Ha şöyleee.... Dedik ya, hiç değilse "tutarlılık".... (K.B.)

    İlk ikisine eyvallah da, üçüncü nereden çıktı?

    Milliyet gazetesi ek olarak verdiği "Armağan gazetesi"ni 25 gün alan okurlarına bir hediye veriyor. Biz "Milliyet gazetesinin eki Armağan gazetesi" diyoruz ama gazetedeki ilanda bunun tam tersi iddia ediliyor: "Armağan gazetesiyle birlikte Milliyet"de!

    Neyse, kimin kimin yavrusu olduğu problemini bir kenara bırakıp hediye ilanının içeriğine bakalım. İlan aynen şöyle: "Her evde bulunması gereken 3 büyük eser".

    Bu eserler de sırasıyla şöyle sıralanmış: 1. "Kur'ân-ı Kerim ve Cümle Meâli" (Yazarı: Diyanet İşleri eski Başkanı, bilim adamı Prof. Dr. Süleyman Ateş) 2- "Kur'ân-ı Kerim'e göre Hazreti Muhammed" (Bu kitabın yazarı da Süleyman Ateş) 3- "Lezzet Sofrası" (Kitabın yazarının kim olduğu belirtilmemiş.)

    Siz söyleyin, hediye paketinin kompozisyonunu nasıl buldunuz? Unutmayın "3 büyük eser"den üçüncüsü, ilk ikisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yemek kitabı sadece! Anlaşılan o ki Milliyet'in "Büyük Eserler" nitelemesinden anladığı bambaşka bir şey... Aslında bu sınıflama gazetenin ruhunu hiç de fena yansıtmıyor doğrusu: İki "Büyük Eser" ruhlara, bir "Büyük Eser" ise doğrudan mideye! (K.B.)

  • 6 Kasım 2002
    Çarşamba
     
    YÖNETENLER: Kürşat Bumin
    Alper Görmüş


    Künye
    Temsilcilikler
    ReklamTarifesi
    AboneFormu
    MesajFormu

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Röportaj | Karikatür
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED