|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir seçimin ülke üzerinde bu kadar pozitif etki yarattığına, herhalde pek az tanık olunmuştur. 3 Kasım ile bugün arasında değişen tek veri yeni parlamento manzarası ama, bütün ekonomik göstergeler şimdiden kabına sığmaz hale geldi. Borsa yükseliyor, döviz ve faiz düşüyor. İMKB dün 1 milyar Dolar'lık işlem yaptı, günü bin puanın üzerinde artışla tamamladı. Borçlanma faizleri, 7-9 puan birden indi. Türk lirası Dolar karşısında 50 bin liraya yakın değer kazandı. Türkiye, uğruna yıllardır kemer sıktığı finansal hedefleri, daha doğrusu finansal istikameti seçimin estirdiği hava aracılığıyla yakalamaya başlamış bulunuyor. Yani, "tek parti"nin estirdiği güven rüzgarı piyasalara, "piyasa" olduğunu hatırlatıyor, paranın gerçek rotasına girmesini sağlıyor. 4 ve 5 Kasım günleri siyasetin ekonomi için vazgeçilmez etki gücünün tartışmasız örnekleri olarak, tarihi bir önem kazanmış bulunuyor. Bütün veriler sabitken, sadece siyasette yaşanan değişim ekonomiyi diriltmeye yetiyor. Doğal olarak bu etki; finansal göstergeler üzerinden bütün ülkeyi kuşatan bir iyimserlik havasına dönüşüyor. Hatta, Türkiye'nin uluslar arası ilişkileri bağlamında bütün dünyayı... Nitekim, Türkiye'nin uluslararası alandaki bütün partnerleri ve ikili ilişki tarafları da iyi niyet yarışına girişmiş bulunuyor. Diplomatik krediler ardına kadar açılmış, işbirliği seçenekleri sonuna kadar sunulmuş durumdadır. Ne Balkanlar'dan, ne Batı'dan, ne de Amerika'dan alçak ya da yüksek siyasi basınç gelmiyor. Rüzgar mutedil... Ak Parti'nin seçim başarısı, bu parti üzerindeki anlamsız soru işaretlerini konuşulmadan rafa kaldırtmış görünüyor. Demokrasi; uzun bir süreden beri ülke üzerinde, ilk kez bu kadar görünür etki yaratıyor. Millet iradesinin değiştirme gücü; etkileme ve yönlendirme becerisi ilk kez bu kadar belirginleşiyor. Bu sadece, seçimi kaybeden partilerin genel başkanlarının ard arda havlu atmasından ya da piyasalardaki yükselen grafiklerin izinin sürülmesinden anlaşılmıyor. Gerçek emare, insanların yüzündeki mütebessim ifadede gizlidir. 28 Şubat'ın sofradan kovduğu siyaset, 3 Kasım'la birlikte yeniden umudun adresi olmaya başlıyor. Bu ülkede işlerin halkoyu ve onun ürettiği gerçek siyaset aracılığıyla hallolacağı; dahası, ancak böylelikle hallolabileceği yargısı yeniden genel bir kabul haline geliyor. "Çözerse siyaset çözer, o çözemezse de hiçbir şey çözümlenemez..." 3 Kasım ve takip eden iki gün, Türkiye'nin önüne işte bu kısa ama anlamlı özeti koymuş bulunuyor. Türkiye şimdi, kaybolan yıllarının ardından geleceğini kazanmak için bir fırsat yakalamış bulunmaktadır. Bu seçim; sadece ürettiği sonuçlardan değil, geriye doğru 10 yılın ortaya çıkardığı malzemelerden de ders alınmasını sağlayan, topyekün bir muhasebe imkanı doğurmuştur. Yeni siyaseti de, yeni Türkiye'yi de üretecek olan bu muhasebedir. Bununla birlikte ezici seçim başarısına rağmen içte ve dışta bütün çevreleri dengelemeyi başaran Ak Parti Lideri Tayyip Erdoğan da yeni döneme ilişkin birçok olumlu adımı aynı anda atma başarısı göstermiştir. Böyle zamanlarda bu denli itidal ve dengeleyici tavır alabilmek sanıldığı kadar kolay bir şey değildir ama Erdoğan bunu ustalıkla gerçekleştirmiştir. Yani, sandıktan aldığı sayısal krediyi siyasal sermayeye dönüştürme yönündeki ilk sınavları başarıyla vermiştir. Özellikle, Avrupa Birliği üyelik sürecine ilişkin öncelik ve bu konuda diplomatik takvim belirlenmesi, Ak Parti lehine olumlu bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak kaydedilmelidir. Atılan her adım, verilen her mesaj Ak Parti hükümetinin kabulünü sağlamlaştıran, böyle bir iktidarı meşrulaştıran malzemeler olarak birikmektedir. Türkiye'nin dış politika hedefleri konusunda samimi olarak mesai harcamaya niyetli, para piyasalarında meltem estiren bir hükümete herkes sahip çıkar. Kimse bu tür bir ilişkiyi reddedemez ve kimse böyle bir iyi gidişe direnemez. Siyaset de zaten, bu ilişkiyi kontrol edebildiği müddetçe yönetebilirliğini sürdürebilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |