T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyasi spekülasyon

Beklenilen oldu. Seçimlerden tek başına iktidar çıkması, piyasayı rahatlattı. Batı dünyasında hiçbir tedirginlik yok. Tayyip Erdoğan yumuşak mesajlar veriyor ve birinci hedeflerinin, gerekli yasal düzenlemeleri yapıp, Avrupa Birliği'nden takvim almak olduğunu söylüyor. Baykal ile işbirliğine hazır.

Basında da kucak dolusu övgüler çıkıyor. Ak bir sayfa açıldı. Medya "bükemediği bileği öpme" zorunda hissetti kendisini.

Başbakan kim olur?

Bu ilk haftalar, ilk aylar çok önemli. Henüz itibar zirvedeyken, meyva dalındayken, Türkiye'yi düzlüğe çıkaracak adımlar atılmalı.

Ama seçimlerden sonra, bürokratik işlemler öylesine yavaş işliyor ki, Meclis'in toplanması, başkanın seçilmesi, hükûmetin kurulması, güvenoyu alması için, bir hayli zamanın geçmesi gerekiyor. Taşların yerine oturması için, aralık ayının başını beklemek lâzım.

Üstelik AK Parti'nin başında, bir de Başbakan seçme sorunu var.

Gül, Başbakan

Başbakanı, yetkili kurulların belirleyeceği söyleniyor. Gelişmeler, kendi mecrası içinde bırakılsa, Abdullah Gül Başbakan olur. Çünkü onun, bir önceliği var. Fazilet içinde, yenilikçi hareketin önderliğini yaptı, kongrede az bir farkla kaybetti. Kaybetse dahi aynı arkadaş grubuyla toplantıları sürdürdü. Bir müddet sonra, "Tayyip Erdoğan daha başarılı olur" düşüncesiyle, FP içindeki muhalif hareketin liderliğini Erdoğan'a terk etti. Yetki devri hiçbir sürtüşmeye yol açmadı.

Aslında Refah Yol sonrasında, ilk günden beri, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül dayanışması vardı. Ama Gül, FP içinde liderlik savaşına girişince, "emanetçi" görüntüsü doğmadı. Erdoğan, gelişmeleri uzaktan seyretti. İstanbul hariç, doğrudan müdahalede bulunmamayı tercih etti.

Gül "emanetçi" değil, Erdoğan'ın yakın arkadaşıydı.

Gelişmeler, tabiî mecrasında cereyan etse, Abdullah Gül Başbakanlık koltuğuna oturur. Tayyip Erdoğan'ın yasakları kalksın diye canla başla çalışır; sonra da, zamanı gelince millet iradesine saygı göstererek yerini Erdoğan'a bırakır. Gül'ün ahlâkını bilen biri olarak bundan en ufak şüphemiz yok.

Farklı isimler

Başka isimlerden de söz ediliyor: Meselâ, Vecdi Gönül veyahut Abdülkadir Aksu. Her ikisi de, tabiî mecranın dışına taşan farklı bir tercihin sonucu olarak o makama oturabilir.

Başbakanlık yapacak kabiliyet ve birikimde olup olmadıkları konusunu tartışmıyorum. Mutlaka ağırlıkları ve kapasiteleri olan değerli kişiler.

Ama demokratik bir seçim cereyan edecek ve parti tabanının arzuları dikkate alınacaksa, Abdullah Gül'ün bu makama getirilmesi akla en yakın ihtimaldir.

Meclis Başkanlığı için de, Bülent Arınç'ın ismi geçiyor. Arınç, yıllardır başarıyla yürüttüğü Grup Başkanvekilliği'nden sonra, Meclis çalışmalarını da çok iyi bilen biri olarak, gerçekten Meclis Başkanlığı'na lâyıktır.

AK Parti'nin, Tayyip Erdoğan haricinde iki ağır topu Gül ve Arınç'tır. Birinin Başbakan, diğerinin Meclis Başkanı olması, hem partiyi hem de kamuoyunu rahatlatacaktır.

Spekülasyonların arttığını, beklentilerin doruk noktasına ulaştığını görüyoruz. Tercihin, çoğunluğu tatmin edecek şekilde bir an önce ortaya konulmasında fayda var. Yasalar ne diyor

Tayyip Erdoğan, kendisiyle konuşan gazetecilere, şahsî beklentilerini ön planda tutmayacağını büyük bir berraklıkla açıkladı. Meselâ, Başbakan'ın, milletvekili olmayanlar arasından da atanmasına imkân verecek şekilde Anayasa değişikliğine gidilmeyeceğini veyahut ara seçimi tahrik etmek için, gerekli sayıda arkadaşını istifa ettirmeyeceğini belirtti.

Bugünkü durumun sorumlusu Yüksek Seçim Kurulu'dur ve siyaseti kılavuz olarak alan adalet ve mekanizmasıdır.

Anayasa'nın 109'uncu maddesine göre, Başbakan, TBMM üyeleri arasından Cumhurbaşkanı'nca atanır.

Bu durumda, milletvekili olmayan Erdoğan başbakan da seçilemiyor.

Bu hüküm, Anayasa'ya, olağanüstü dönemlerdeki zorlamalara karşı, siyasetle ilgisi olmayan kişilerin emrivaki şeklinde dayatılmasını önlemek için konulmuştu. 109'uncu madde değiştiği takdirde Erdoğan'ın önü açılır; ama bir kişi için Anayasa değişikliği yapıldığı intibâının yaratılması doğru değildir.

Ara seçim meselesi

Anayasa'nın 78'inci maddesine göre, seçimlerin üzerinden 30 ay geçmeden ara seçime gidilemez. Demek partinin kuvvetli olduğu bölgede birini istifa ettirerek ara seçimle Erdoğan'ın Meclis'e girmesi imkânsız. Ancak, "boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına karar verilir".

550 milletvekilinin %5'i, 28 milletvekiline tekabül ediyor. 28 milletvekilinin istifası halinde, 30 ay geçmesini beklemeden ara seçimler düzenlenir.

Ama Tayyip Erdoğan, böyle gayritabiî bir yola başvurmayacağını da açıklamıştır. Türkiye'nin yeniden bir seçim atmosferine sokulması yanlış olur.

Öyleyse, Yüksek Seçim Kurulu'nun yaptığı hatanın nelere mal olduğunu göre göre sonucuna katlanmak zorundayız.

Genel Başkanlık sorunu

Tayyip Erdoğan'ın Genel Başkanlık sorunu ise çok daha kolay halledilebilecektir.

Sabih Kanadoğlu, AK Parti hakkında kapatma talebini, Siyasi Partiler Yasası'nın 104'üncü maddesine dayanarak yapmıştır. 104'üncü maddedeki kapatmanın anayasal güvencesi veyahut temeli bulunmamaktadır. 104'üncü madde kalktığı takdirde, Kanadoğlu'nun talebi boşlukta kalacaktır.

Ayrıca, Siyasi Partiler Kanunu ve Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11'inci maddesine, değiştirilen 312'nci maddenin muhtevası eklendiği taktirde - yani, "312'nci maddeden mahkûm olanlar" yerine, "kamu düzeni açısından tehlike yaratacak şekilde halkı kin ve düşmanlığa sevk edenler", denildiği takdirde - Anayasa'nın 76'ncı maddesinin tâdil edilmesine gerek kalmadan, Tayyip Erdoğan'ın yasakları kalkacaktır.

Anayasa'nın 76'ncı maddesi milletvekili seçilme yeterliliğini düzenlerken, "ideolojik ve anarşik eylemlere katılma ve bu gibi eylemleri teşvik ve tahrik suçlarından hüküm giyenlerin milletvekili seçilemeyeceğini" öngörüyor.

Geçen dönem, demokratikleşme paketi içinde 76'ncı madde değişikliği de vardı. "İdeolojik" kelimesi ile "tahrik ve teşvik edenler" madde metninden çıkarılmak istendi. Uzlaşma sağlanmış olmasına rağmen, ikinci turda, sırf Tayyip Erdoğan'a yarar düşüncesiyle, diğer partiler caydı. Böylece, 76'ncı madde paketten düştü.

Ama Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesi değiştiği için, Anayasa'nın 76'ncı maddesi aynen muhafaza edilse bile, Erdoğan'ın siyasi haklarına kavuşması mümkündür. Bunun için, 312'nci maddenin yeni metninin, hem Siyasi Partiler, hem de Milletvekili Seçimi Kanunu'na konulması yeterlidir.

Siyaset ve şans

Bugüne kadar Erdoğan'ın önünde çok tuzaklar kuruldu. AK Parti'nin iktidarı engellenmek istendi.

Ama öyle bir tablo ortaya çıktı ki, bütün tertipler iflâs etti.

Deniz Baykal'ın üzgün olduğu anlaşılıyor. Çünkü, o tek başına iktidara gelemeyeceğini tahmin ediyordu. Fakat, DYP'li bir Parlamento'da, Tansu Çiller ile koalisyon yapıp, başbakanlık koltuğuna oturabilirdi. Veyahut şartlar CHP'yi, AK Parti ile koalisyona zorlarken, Tayyip Erdoğan'ın yasaklı olması dolayısıyla, gene, Baykal, başbakanlığı elde edebilirdi.

Şu işe bakın ki, bir Genç Parti bütün dengeleri sarstı. DYP ile MHP'yi barajın altına düşürdü ve AK Parti'yi tek başına iktidara taşıdı.

Siyasette şansın önemli bir rolü var. Ama maharet, önüne çıkan şansı iyi kullanmakta yatıyor. Ancak o zaman kalıcı olmak mümkün.


6 Kasım 2002
Çarşamba
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED