T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İki erdem insanı

İki insanı çok konuşacağız bundan sonra... Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ü. Siz de farketmiyor musunuz, bu iki adam, Türkiye siyaset ortalamasının çok üzerinde bir "erdem çıtası" dikiyorlar. Şaşırmıyor musunuz? Tayyip Erdoğan'daki "sekinet"e, "olgunluğa", Abdullah Gül'deki "vakar"a, kuşatıcılığa...

Bunlar bu toprağın, belki de İslam coğrafyasının "yeni nesil" siyasetçileri.

Memnuniyet duymalıyız, onlara kredi açmalıyız, işlerini kolaylaştırmalıyız.

Belki de bu iki adama kader, her nasılsa donandıkları bu sekinet-vakar karışımı kişilikleriyle, Türkiye'nin çok çok uzun zamandan beri toplumsal planda yaşadığı pekçok gerilimin izalesi misyonunu yüklemiştir.

Birçok insan "gizli gündem" arıyor, onları klasik siyasetin ayak oyunlarından mülhem senaryoların kahramanı haline getirmek istiyor. Oysa onların bir başka bariz vasfı "samimiyet." Onlar, samimiyetsiz ortamlardan süzüle süzüle geldiler. Samimiyeti kuşanmayan siyasetin ülke insanının yüreğine ulaşamayacağını, ülke insanının yüreğiyle rabıta kuramayan siyasetin ise ülkeye bir şey veremeyeceğini göre göre geldiler. Samimiyet ise açık yüreklilik olmadan olmaz. Bu iki adam, birlikte yürüyecekleri kadrolarıyla, bir açık yüreklilik sınavına soyunmuşlar sanki. Belki de en çok istedikleri şey, bu ülke insanlarının, hatta en kuşkucuların, kendilerinin samimiyet ve açık yürekliliğine inanmaları olmalıdır.

Niye yapıyorlar bunu?

Bunun bir tek sebebi var bana göre:

Tarihe bu ülkeye hizmet eden insanlar olarak geçmek. Bir makus talihi yenme mücadelesinde isim bırakmak... Belki onların moral dünyasından bir alıntı yapmam gerekirse "hayırla yâdedilmek..."

Belki de onları en çok yaralayacak şey, samimiyetlerinden kuşkulanmak olacaktır.

Orada bir kuşku bulutu kalmasın diye çırpınıyorlar, bunu görmek zor değil. Bakın onlarda, 363 milletvekili ile Meclis'e gelmiş bir partinin önderleri olmanın şımarıklığından izler görüyor musunuz? Türkiye siyaseti bu muydu? Ya da başkaları böyle gelse, böyle mi olurdu?

Bunlar bu coğrafyanın yeni nesil siyasetçileri...

Bunlara bir kredi açmalıyız ülke ve toplum olarak...

Aşklarını vurmamalı, sevdalarına ok atmamalıyız.

Onları doğru anlamalıyız, daha doğrusu...

Doğru anlamak için ise belki de onların bir konudaki davranışlarını insafla değerlendirmek yeter.

Başörtüsü meselesi o.

Her iki insan, "başörtüsü acısı"nı taa yüreklerinde hissediyorlar. Bu gayet açık. Onlara oy veren seçmenin çözülmesini istedikleri ana meselelerinden birisi de başörtüsü. (Yılmaz Esmer'in Milliyet'te yayınlanan 3 Kasım Analizi" başlıklı araştırmasına göre AKP seçmeninin yüzde 98'i başörtüsüne sıcak bakıyor) Bunu da biliyorlar. Kendilerinin de başörtüsü meselesinin bir an önce çözülmesini isteyeceklerinde şüphe yok.

Ama onlar başörtüsü konusunda son derece teennili davranıyorlar. "Uzlaşma, uzlaşma, uzlaşma..." Başörtüsü konusunda sorulan her soru mutlaka, bu tek kelimelik cevapla karşılanıyor.

Neden dersiniz?

Bu genç adamlarda aldıkları 363 milletvekilliğinin verdiği bir "meydan okuma" duygusu neden olmaz? Neden bu konuda kan kusup kızılcık şerbeti içtim demeyi hatta onu bile dememeyi tercih ederler? Neden duygularını böylesine bastırırlar?

Bana göre bunun tek sebebi var: Bu ülkeye hizmet ortamını kaybetmemek. Kendileri acı çekmek pahasına da olsa, birilerinin damarına basıp inşa etmeye çalıştıkları samimiyet - güven - iletişim ortamını yaralamamak. Şöyle düşünüyor olabilirler: Çok yaralandı bu ülke insanlarının duygu - düşünce - değer yargısı dünyaları. Herkes savruldu ve bu savruluşta, kimin nerede durduğu bilinci kayboldu... Bir durup düşünme, zihinleri, duyguları toparlama dönemine ihtiyaç var. Böyle bir sürece öncülük eden birileri olmalı. Kim yapabilir bunu?

"Neden biz olmayalım?" Bu cevabı onlar veriyor bir anlamda. Hadi diyelim yaşlarına başlarına bakmadan... Bana göre kendilerini aşıyorlar, Türkiye siyasetinin standartlarını aşıyorlar.

Bu noktada onlara, kalbi ölçülerinin çok yardım ettiğine inanıyorum. Zaman içinde keşfedeceğiz o boyutlarını ve belki daha çok inanacağız onlara.

Onlara oy veren vermeyen, onlara inanan, kuşku duyan herkes "onların şu ana kadar herhangi bir hata yapmadığına inanıyor" değil mi?

Belki birilerimiz, "hata yapacakları an"ı bekliyoruz. Oysa hata yapmasınlar, dua edelim destekleyen ve kuşku duyan tüm insanlar olarak, hata yapmasınlar... Onlar hata yapmazlarsa kazanacak ülkemiz.

"Türkiye'ye sevdalıyız" diyorlarsa, bırakın sevdalansınlar, bu ülkenin, kendi "ben"lerine değil ülkeye sevdalı insanlara - yöneticilere ihtiyacı var kaç zamandır. Bu ülkeye hizmeti ibadet gibi telakki ediyorlarsa, bırakın o manevi atmosfer içinde kolları sıvasınlar, çünkü bu ülkenin öylesine coşkulu hizmet insanlarını özlüyor kaç zamandır.

"Erdem"i siyaset ilkesi olarak görüyor ve o noktada tutarlı olma çabasına giriyorlarsa, onlara yardımcı olalım. Çünkü bu ülkenin "erdem"i siyasetin anayayası yapan kadrolara ihtiyacı var. Bütün enerjilerini bu ülkeye hizmet yolunda seferber etme azminde iseler, bırakalım hizmet etsinler, "hased"lerimizle ayaklarına pranga vurmaya kalkmayalım.

"Çağırdınız geldik, hizmet edemezsek gideriz" diyorlarsa, karnelerini bu ülke insanlarının eline vermişlerse, ne güzel! Rezervlerle değil, dualarla yaklaşalım onlara. Onlar için dua, kendimiz içindir, ülkemiz içindir. Ve bir de, her nerede duruyorsak, kendimizi her ne olarak tanımlıyor, her ne yetki ile donanmış hissediyorsak, bu ülkede herkesin özgürce nefes alma zamanının geldiğine inanmalıyız. Erdeme erdemle mukabele edecek bir erdemi yakalamalıyız.

Şayet yüreklerimiz böyle bir değerlendirme yapabilecek kıvama gelirse, Tayyip Erdoğan'ın kelepçelerini çözmeyi denemeliyiz, "başörtülü eşler" üzerindeki ambargomuzu sorgulamalıyız, orada durup duran başörtü sancısından bir kırıntıyı yüreklerimize taşımalıyız.

Bence şu an "erdem adamı" hüviyetini kuşanan bu iki adam, bu gönül kıvamında yürüyebilirlerse, bu ülkede pekçok güzellik yaşayacağız.

Tayyip Erdoğan'ı ve Abdullah Gül'ü tebrik ediyorum. Başarılar diliyorum.

Cem Karaca'nın o gök gürültüsü gibi sesiyle "Allah Yaaar" demenin zamanıdır. Allah yar ve yardımcınız olsun... Milletimiz, güzel vatanımız, güzellikler yaşasın...


18 Kasım 2002
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED