T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İki resim ve şeytanın avukatı

Şeytanın avukatı kelimesi, her konuda en kötü yorumları yapan kişiye verilen bir sıfattır. Ben de şeytanın avukatı olsa ne düşünürdü diyerek, iki resmin değerlendirmesini yapacağım.

Sayın Cumhurbaşkanı Sezer'in, Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal'ı kabulünde çekilmiş iki resim var. Bu resimler gazetelerde yan yana neşredildi.

Bu resimlerinden bir tanesi, Sayın Cumhurbaşkanı'nın Recep Tayyip Erdoğan'ı kabulüne aitti. Bu resimde, Sayın Sezer, Erdoğan'a elini uzatmış, onun yüzüne bakmıyor ve suratı asık. Diğer resimde ise, Baykal'ın elini sıkıyor. İkisi yüz yüze bakışıyorlar ve yüzlerinde tebessüm var.

Bu iki resmin böylece ayni sayfaya konulması, foto muhabirinin bir azizliği mi yoksa gerçeği mi ifade ediyor bilemeyiz ama, bu iki resme bakıp yorum yapacak çok kimse çıkacaktır.

Türkiye siyasi tarihinde, cumhurbaşkanlarının bazı davranışlarından, sıkıntı çekmiş bir ülkedir. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın, DP amblemli bastonu kullanması, yıllarca tenkit konusu yapılmış ve hatta bu konuya Yassıada Mahkemeleri'nde de temas edilmiştir.

Sayın eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in, 1983 seçimlerine iki gün kala Turgut Özal'a oy verilmemesini isteyen konuşmaları hâlâ bir tenkit konusudur. Yorumcular, bu konuşmanın, Turgut Özal'ın seçimlerde tek başına iktidar olmasını sağladığını dahi iddia etmektedirler.

Daha bir yıl önce, Cumhurbaşkanı ile Başbakan Ecevit ve Hüsamettin Özkan arasındaki, Anayasa'yı karşılıklı fırlatma konusu büyük bir krizin başlangıcı olmuştur. Türkiye hâlâ o krizden kurtulamamıştır.

3 Kasım seçimlerinden birkaç gün önce de, Sayın Cumhurbaşkanı ile Tayyip Erdoğan arasındaki başvekili kimin tayin edeceği tartışması, bazı yorumculara göre, Tayyip Erdoğan'a oy kazandırmıştır. Bu yorumlar ister doğru, ister yanlış olsun, ortada bir gerçek vardır ki, cumhurbaşkanlarının her hareketi, Türkiye'de zaten hassas olan dengeler üzerinde büyük etkiler yapmaktadır.

Bu bütün dünyada böyledir. Ancak, başka ülkelerde, devletin üst kademelerindeki çekişmeler, bizde olduğu gibi medyanın önünde yapılmamaktadır. Doğrusu da budur.

Maalesef, siyasilerimizin ve devlet yetkililerimizin, basın toplantısında söylemeleri gereken şeyleri, ayak üzeri, havada uçarken veya bir kokteylde gezinirken söyleyivermeleri, yanlış yorumlara sebep olmaktadır. Sayın İsmet İnönü, Lozan Konferansı sırasında verilen bir kokteylde bir delegemizin gereksiz bir konuşmasının neye malolduğunu TBMM'de yaptığı bir konuşmada açıklamıştır.

Cumhuriyetin kurucuları Atatürk, İsmet İnönü ve Celal Bayar'ın ayak üzeri, devlet meseleleri hakkında beyanda bulunduklarına pek az rastlanır. Onlar söyleyeceklerini ya basın toplantısında veya TBMM'de açıklamışlardır.

Dahmetli Menderes'ten başlayarak, Demirel, Turgut Özal ve onu takip eden başbakanların, uçakta, kokteylde veya ayak üzeri yaptıkları açıklamalar, daima medya tarafından polemik konusu yapılmıştır.

Türkiye öyle bir ülkedir ki, bütün dengeler adeta kıl üzerinde durmaktadır. Yapılan her hareketi yorumlayan "şeytan'ın avukatları" vardır. Bazı masum davranışlar, borsayı, para piyasalarını altüst edebilir.

Hangi ülkenin tarihinde, "Padişahın arabasının atı bana güldü" hikayesi vardır. Herkesin bildiği bir hikayeyi burada nakletmek isterim:

Vezir olmayı bekleyen eşraftan birisi, Cuma selamlığından sonra, koşarak ve gülerek arkadaşlarının yanına gelmiş. Onlara, "ben yakında vezir olacağım" demiş.

Sormuşlar: Nereden bunu çıkardın?

-Padişahımızın arabasının atı bana gülümsedi...

Her hikayenin espri tarafı vardır amma, o esprinin gerisinde, birçok gerçek gizlidir.

Tekrar ediyoruz. Türkiye'de, şeytanın avukatları çoktur. Onların eline koz vermemelidir.


18 Kasım 2002
Pazartesi
 
CEVDET AKÇALI


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED