|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İsrail'den Bali'ye, Karaçi'den Moskova'ya, Yemen'-den Filistin'e... Artık acı bedellerin ödenmediği bir hafta bile geçmiyor. Ve dünya çapında, öncekilerden daha acımasız, yeni türden bir çatışmanın -"uluslararası terörizme karşı savaş"ın- yeryüzünü kasıp kavuracağı, ABD'nin Irak'a karşı olası savaşının ise bunun sadece küçük bir parçası olacağı izlenimi doğuyor. Bu yanlış bir izlenim. Görünenin tersine, siyasal şiddet hiçbir zaman bu kadar zayıf olmadı. Siyasal nitelikli isyan ve ayaklanmaların, savaşlarla çatışmaların böylesine az sayıda olması ender görülmüştür. Medyalara karşın dünya dingin, sakin, büyük ölçüde yatışmış durumda. Bunu anlamak için mevcut jeopolitik tabloyu yirmi beş-otuz yıl önceki tabloyla kıyaslamak yeterli. Silahlı mücadele yanlısı radikal karşıt eylem örgütlerinin hemen hepsi yokoldu. Ve bütün kıtalarda her yıl on binlerce ölüme yol açan yüksek ve düşük yoğunluktaki çatışmaların da önemli bir kısmı sona erdi. Daha iyi bir dünya kurmaya yönelik Marksist bakış açısının tutuşturduğu kor yığınlarının hemen hepsi fiilen sönmüş durumda ya da sönme yolunda. Dünya çapında topu topu on kadar şiddet odağı kaldı geriye: Kolombiya, Bask Ülkesi, Çeçenistan, Ortadoğu, Fildişi Sahili, Sudan, Kongo, Keşmir, Nepal, Sri Lanka, Filipinler... Kuşkusuz, silahlı mücadele yandaşı yeni bir oluşum -radikal İslamcılık- çıktı sahneye ve artık medyalarda baş köşeyi işgal ediyor. Ama eylemleri ne kadar çarpıcı olursa olsun, esas olanı, yani silahlı siyasal mücadelenin azaldığı gerçeğini gözlerden gizlememeli. Bu, uygulanan başka şiddet biçimlerinin olmadığı anlamına mı geliyor? Elbette hayır. En başta da, hükmedenlerin, liberal küreselleşmeden aldıkları destekle, hükmedilenler üzerinde uyguladığı ekonomik şiddet söz konusu. Milyarlarca yeryüzü lanetlisi Eşitsizlikler görülmemiş boyutlara ulaştı; tam anlamıyla çileden çıkartmacasına. İnsanlığın yarısı yoksulluk içinde, üçtü birinden fazlası tam bir sefalet ortamında yaşıyor. 800 milyon kişi yeterince beslenemiyor, okuma yazma bilmeyenlerin sayısı bir milyara yakın, bir buçuk milyar insan içme suyundan yoksun, iki milyarın hâlâ elektriği yok... Ve ne kadar inanılmaz gözükse de, yeryüzünün bu milyarlarca lanetlisi siyasal açıdan uslu uslu oturuyor. Zamanımızın en büyük çelişkilerinden biri de işte bu: Hiç olmadığı kadar çok yoksul ve hiç olmadığı kadar az isyancı. Bu durum böyle devam edebilir mi? Zayıf bir olasılık. Hiç kuşkusuz, Marksizmin toplumsal isyanın uluslararası itici gücü olarak tükenme noktasına gelmesi sonucu, dünya bir tür ara dönemden geçiyor. Siyasal devrimlerin iki dönemi arasında bir geçiş evresi. Ve haksızlıklar hiç olmadığı kadar utanç verici bir hal alırken, diğer şiddet biçimlerinin de şimdiden en üst seviyeye ulaştığı gözlemleniyor. Özellikle dikkat çeken, yoksulların yoksullara karşı uyguladığı şiddet ve toplam suç ve suçluluk oranının, güvensizliğin artmasında kendini gösteren ve hemen her yerde, gerçek bir toplumsal savaş özellikleri sergilemeye başlayan bazı ilkel isyan biçimleri. Latin Amerika şiddetin merkeziydi Latin Amerika'da ve dünyanın diğer bölgelerinde, bundan otuz yıl önce, eline tabanca geçiren bir genç, insanlığın kaderini değiştirmek üzere silahlı mücadele yürüten bir örgüte katılıyordu. Bugün eline bir tabanca geçiren genç, her şeyden önce kendini düşünecektir ve hükmedenler tarafından bozulan toplumsal sözleşmenin kurbanı olduğu duygusuyla bir bankaya saldırıp ya da bir mağaza soyarak söz konusu sözleşmeyi bu defa kendisi ihlal edecektir. Aralık 2001'de büyük ekonomik krizin başlamasından bu yana, orta sınıfların yoğun olarak yoksullaşmasıyla birlikte, Arjantin'de "suç işleme" oranı dört misli arttı... Dünyada eşitsizliğin en fazla bulunduğu ülkelerden biri olan -ve seçmenlerinin topluca "yoksulların adayı" Inacio "Lula" da Silva'dan yana oy kullandığı- Brezilya'da, toplumsal savaş alışılmadık boyutlara ulaşmış durumda. Rio kentinde 1987 ile 2000 yılları arasında mermiyle öldürülen 18 yaş altındaki çocuk sayısı Kolombiya, Yugoslavya, Sierra Léone, Afganistan, İsrail ve Filistin'deki çatışmalarda ölenlerin toplam sayısını geçiyor. Bu on üç yıl içinde, örneğin İsrail-Filistin çatışmasında bin kadar genç hayatını kaybetti; aynı dönemde bir tek Rio kentinde ergin olmayan 3937 genç öldürüldü... Yükselen eşitsizlik dalgası Medyaların tabiriyle "güvensizlik" dalgasının bu yükselişi karşısında Meksika, Kolombiya, Nijerya, Güney Afrika vb. gibi pek çok ülke en sonunda kendi ulusal savunmasına ayırdığından daha fazlasını bu toplumsal savaşa harcama noktasına geldi. Brezilya örneğin, gayri safi yurtiçi hasılasının %2'sini silahlı kuvvetlerine ayırırken %10,6'dan fazlasını zenginleri yoksulların umutsuzluğuna karşı korumak için harcıyor... İnsanlık tarihinden çıkartılacak en önemli ders şu: Eşitsizlikler arttı mı insanlar eninde sonunda isyan eder. Güney'de olduğu kadar Kuzey'de de görülen suç ve suçluluk oranındaki mevcut yükseliş -ki bunlar çoğunlukla toplumsal çalkantının ilkel ve arkaik tezahürlerinden ibaret- en yoksulların dünyanın adaletsizliğine duydukları öfkenin tartışılmaz bir göstergesi. Henüz siyasal şiddet gündemde değil. Ancak herkes bir ertelemenin söz konusu olduğunu gayet iyi seziyor. Daha ne kadar süre için?
|
|
|
|
|
|
|