|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bazı makamlar, o makamlara ulaşanın hayatını değiştirmeyi de beraberinde getirir. Başbakanlık böyle bir makam. Cumhurbaşkanının atama haberiyle birlikte, Abdullah Gül'e kalabalık bir koruma ordusu eşlik etmeye başladı. Görevin cesametine uygun bir makam odası olacak Abdullah Gül'ün, yerli-yabancı konuklarını başbakanlık konutunda ağırlayacak. Bir yerden diğerine gitmesi için emrine tahsis edilmiş bir de uçak var. Sayısız makam otosunu da unutmayalım. Devletçi' yapılar, devletin en önemli unsurlarından biri sayılan başbakanı derhal çevreler. Bir siyasetçiyi başbakanlığa taşıyan güç halkın desteğidir; ancak bazı başbakanlar, bir kez o makama ulaştılar mı, halktan koparlar. Ayak oyunları, siyasette bölünmüşlük, halktan kopuk başbakanların hiç değilse bir süre ayakta kalmasını sağlar. Yakın geçmişe bir de bu gözle bakın; Türkiye'nin 'gerileme dönemi', aynı zamanda halktan kopuk başbakanlar dönemidir. Abdullah Gül de 'devletçi yapı'nın daha ilk günden kendi anaforuna çektiği halktan kopuk başbakan tiplerinden biri mi olacak? Kendisiyle halk arasına etten duvar ören, yanına yaklaşılması imkânsız, 'modern despot' veya 'seçimle gelen kral' tanımlarına uyan bir başbakan mı olacak Abdullah Gül? Türkiye'nin öncesinden çok farklı yeni bir döneme girdiğini Başbakan Abdullah Gül'ün tavrı belirleyecek. Kuracağı hükümetin başarısı da o tavra bağlı. Halk kendi dokusundan bir başbakanın yönetiminde değişik bir iktidarla karşı karşıya olduğunu Abdullah Gül'e bakarak anlayacak... İlk sınamada, "Bu da öncekilerden farklı değilmiş" tespitinde bulunması da mümkün. Bu giriş, Başbakan Abdullah Gül'ün ona gelinceye kadar bolca örneğini gördüğümüz 'halktan kopuk siyasetçilerden biri' olacağı endişesine dayanmıyor. Tersine, gelişine, tercihlerine ve vaad ettiklerine bakıldığında, Başbakan Gül, daha ilk günden 'farklı' olacağı mesajı alınan bir siyaset adamı. Koruma ordusu arkasına gizlenmesini, halktan korkmasını gerektiren eksiklerle mâlul değil. Yönetiminin şeffaflığına inancımız kendisinin şeffaf görüntüsünden kaynaklanıyor. Halktan kopmasıyla sonuçlanacak tuzaklara düşmeyeceğine inanıyoruz. Şeffaflığın bütün yönetime yaygınlaşmasının garantisi de, başbakanlığı teslim almış siyaset adamının kendi şeffaflığıdır. 'Özelleştirme' sözgelimi; sadece gereksiz alanlardan devleti çekmek için değil, aynı zamanda bütçeye ek gelir sağlasın diye başlatılan bir girişim, değil mi? Oysa, 'özelleştirme' çalışmaları sırasında, devletin pek çok tesisi özel ellere geçtiği halde, bu hafiflemeden devletin payına pek kâr düşmedi; hantal bürokratik yapı, bilanço oyunlarıyla, dev tesisleri buharlaştırmayı bildi. Sebep, şeffaflık eksikliği... Başbakanların halktan kopuk olduğu ortamlar devlet görevlilerinin davranışlarını da etkiler. Cumartesi günü, İstanbul Beyoğlu'nda, "Savaşa hayır" yürüyüşü polis tarafından zorbaca bastırıldı. Göstericilerin kafası kırıldı, etraf kan gölüne döndü. Bu, halktan kopuk yönetim anlayışının son örneklerinden biri; siyaset adamının koruma ordusuyla gezdiği bir ülke için sıradan bir olay. Oysa, 'halkla içiçe' bir yönetim anlayışında devlet görevlilerinin aşırı tepki vermesi düşünülemez bile. Halkın "Açız" çığlıklarını işitmemek için yüksek duvarların arkasına saklananlar ekonomik sıkıntıları giderebildiler mi? Gideremediler de zaten. Halkın esirgemediği destekle iktidara taşıdığı Ak Parti, yakın zamanlarda bolca örneğini gördüğümüz 'halktan kopuk yönetim' anlayışına son vermeli. Başbakan Abdullah Gül, 'halkın başbakanı' olarak epeydir kopuk olan bağları onarmak için isabetli bir isim. Onun dönemi, Türkiye'nin demokratikleşmesini, hak ve özgürlüklerin yaygınlaşmasını, yönetimin 'şeffaflaşmasını' getirmeli. İlk izlenimler önemlidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |