|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Radikal'den Mahfi Eğilmez dünkü yazısına şu başlığı atmış: "Rüya ve karabasan." Sözlerini şöyle noktalıyor: "Seçim öncesinde bir rüya bir de karabasan senaryosu vardı. Rüya AB'ye üye olmak; karabasan ise İslamcı bir partinin işbaşına gelerek Türkiye'yi AB'den uzaklaştırmasıydı. Seçim sonrasında, kendilerinin aksi söylemine karşın, İslamcı olarak nitelenen bir parti iktidara geldi ve en büyük idealinin Türkiye'yi AB'ye üye yapmak olduğunu açıklayarak bu uğurda çalışmaya başladı." Nitekim Radikal de, yeni Başbakan'ın kendilerine yaptığı açıklamaları "İlk hedef Avrupa Birliği" manşetiyle özetliyor. Evet görüyorsunuz; "tünelin ucu" nihayet görünmeye başladı galiba... Demek dünün başkanından en genç üyesine kadar bir "karabasan" gibi karşımızda duran "eski" ve "yaşlı" hükûmetin, yerini bir "rüya"ya terketmesi mümkünmüş... İnsanın inanası gelmiyor; bu büyük işi toplum olarak biz mi becerdik, aferin bize... Hepsi hepsi ancak 10-15 yıldır özgüvenini kazanmaya başlamış bir toplumu ağzını her açışında daha bir umutsuz, hatta daha bir "deprezif" kılan bir Başbakan, yerini aydınlık yüzlü, daha ilk günden umut veren bir siyasetçiye mi bıraktı? İnsanın inanası gelmiyor... Aferin bize... Bu toplum böyle büyük bir işi gerçekleştirdi ki, herhalde bundan böyle, yakın geçmişin "gamlı baykuşları"nın hafızalarımızda hâlâ çok taze durmakta olan karamsar açıklamalarını da hatırlatmasının da artık sırası değil. Haddinden fazla incitilmiş, hoyratça muamele görmüş olan bu toplumu her zamankinden daha çok güvenli ve umutlu tutmanın zamanı şimdi... Başbakan Abdullah Gül'ü, hükûmeti kurmakla görevlendirildiği günün akşamında CNN TÜRK'de Taha Akyol'un sorularına cevap verirken dinledim. Akyol, yeni Başbakan'a siyaset bilimci Fuat Keyman'ın AKP'ye ilişkin olarak yaptığı "Muhafazakâr-Liberal" değerlendirmesine katılıp katılmadığını sordu. Gül bu soruya öyle yerinde bir yanıt verdi ki, bu yanıt bana göre de pekçok şeyi iyi açıklamaktadır. Gül'ün yanıtı özetle şöyleydi: "Biz kendimize "muhafazakar-liberal" yerine, "muhafazakar-demokrat" demeyi tercih ediyoruz." Bu cevap, bu cevapta dile gelen ayrım gerçekten çok önemli. Gül'ün altını çizdiği bu farklılık aslında AKP ve Özal dönemi ANAP'ının da farkını gösteriyor. Çünkü biliyorsunuz, zamanında Özal'ın (ve sözünü ettiğim programda Taha Akyol'un) desteklediği "muhafazakar-liberal" sıfatı ekonomik hayatta gerçekleştirilen ve gerçekleştirilecek olan reformlarla "demokrasi"ye zaten kendiliğinden ulaşılabileceği tezinin bir sonucuydu. Oysa Gül ve AKP, "liberal" sıfatının yerine "demokrat" sıfatını geçirerek, kendi politik projelerinin bir "Yeni Özalcılık" olmaktan daha farklı bir proje olduğu umudunu uyandırıyorlar. Abdullah Gül ve hükümetinin bu yolda da yolu açık olsun...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |