|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AK Parti "Acil Eylem Planı"nı açıkladı. Küçük bir hareket bile yetti piyasaların canlanmasına... Döviz yerinde sayıyor örneğin, faizler inişte, borsa mütemadiyen yükselişte. Hayır, "sihirli değnek" yok adamların elinde. Sadece ilk bir yılda yapacaklarını açıkladılar. Rasyonel bakıyorlar. Daha doğrusu, "normal aklın" yapması gerekeni yapıyorlar. Ne diyorlar mesela? IMF ile ilişkileri yeniden düzenleyeceğiz, güçlü bir ekonomi bakanlığı kuracağız, kamu yatırımları stoğunu gözden geçireceğiz, "Hazine Tek Hesabı"nı yaygınlaştıracağız, "mali milat" saçmalığına son vereceğiz, bu arada "nerden buldun" gibi buram buram totalitarizm kokan ve sermayeyi, yatırımcıyı, para babasını kaçıran yasaları da ortadan kaldıracağız. Bu kadar işte. Bu kadar açıklama yetiyor ülkenin silkinmesine. Demek ki, ekonomiyi kurtarmak için, tütün, pancar ve fındık ekimini kotaya bağlayan "İMF yasalarına" teslim olmak gerekmiyormuş... İthal bakan getirip hayran hayran ağzına bakmak hiç gerekmiyormuş. Bir küçük "jest" bile yeterli olabiliyormuş sırasında; "mali milat" ve "nerden buldun" uygulamalarında olduğu gibi... İşin sevindirici tarafı, acil eylem planında gündeme getirilen önceliklerin toplumun her kesiminden "geçer not" alması. Ücretli kesim memnun. İşveren zaten memnun. Turizmci ve ihracatçının memnun olmaması için hiçbir neden yok. Bu sadece Bülent Ecevit-Tayyip Erdoğan (yahut Abdullah Gül) farkını göstermiyor. Aynı zamanda "siyaset" farkı... Elbette, birincisi (yani Ecevit) şair, romantik, alıngan, beceriksizdi... Uyguladığı "ekonomik istikrar programı" onbeş ayda gümlemiş ve ülkeyi tarihinin en büyük ekonomik krizine sokmuştu. İkincisi daha rasyonel. Daha meselelerin farkında. Daha bir piyasaya dönük. Ama "güven"in başlıbaşına bir ekonomi unsuru haline gelmesi tamamen "siyaset"le (siyasetin dönüşüyle) ilgili. Çünkü, çoğunluğun zannettiği ve ileri sürdüğü gibi yalnızca "ekonomik boyutu olan bir kriz" değildi yaşadığımız. Türkiye'nin yol alması, oysa, merkezi siyasete rengini veren ideolojiden, o ideolojiden türeyen "düşünce ve siyaset kalıbı"ndan kurtulmakla, yani siyaseti özerkleştirmekle mümkün. Devletimizi, cumhuriyetimizi, cumhuriyetimizi vareden değerleri seviyoruz ama, bu değerlerden neşet etmiş ideolojinin, yani o bildik "düşünce kalıbı"nın Türkiye'ye bir numara küçük geldiğini pek itiraf edemiyoruz. Paradoks... Bu "paradoks"u aşmak, çoğu zaman bedel gerektiriyor. Bu "bedel", ne yazık ki, hep "siyaseti yitirmek" biçiminde tezahür etti. Siyaset olmayınca hükümet de olmuyor. Hukuk da olmuyor. Para da olmuyor. AK Parti'nin acil eylem planı, öyle büyük reformları, büyük değişiklikleri içermiyor; vergiden özelleştirmeye, finans sektöründen ihracata, hatta kamu denetiminden mali piyasalara, çoğunluğun bildiği basit, sıradan konular... Fark nedir o halde? Fark, acil eylem planında gündeme getirilen "değişiklikleri" uygulama iradesi gösterecek bir Başbakan'ın ve "sorumluluğunu müdrik" bir hükümetin işbaşına gelecek olması.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |