|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Zaman zaman değişik gruplardan ve partilerden davetler alırız. Ben kendi adıma zamanım varsa hiçbir ayırım yapmadan bu davetlere icabet ederim. İnsanların farklılıkları beni rahatsız etmez. Tevafuk bu ya bu hafta biri birine rakip –olmaması gereken ama öyle– görünen iki taraftan davet aldım. Saadet Partisi'ni tercih eden bir dostum geçtiğimiz Pazar günü hayli kalabalık bir topluluğa sohbet etmek üzere beni konuşmacı olarak davet etti. Aynı gün AK Parti İstanbul İl Başkanlığından da bir gün sonrası yani Pazartesi günü yapılacak olan bir toplantı için davet aldım. İkisine de gittim. Pazar günü konuşmacı olarak katıldığım toplantı siyasi olmaktan çok bir gönül sohbetiydi. Beni davet eden dostum 657'ye tabi olduğu için ve sohbete katılanların çoğunluğunu öğrenciler oluşturduğu için o davet hakkında yazmayı uygun bulmuyorum. Ama Pazartesi günü davet edildiğim toplantı siyasi içerikli olduğundan bugün kısaca katıldığım AKP davetine temas etmek istiyorum. Şunu da hemen belirteyim ki benim davet edilmediğim yerlere gitmemek gibi bir temel prensibim vardır. Kurulduğundan beri İstanbul AKP'ye ilk kez çağrıldım ve İstanbul'da bir AKP toplantısına ilk kez katıldım. Katıldım, çünkü davet mektubunun altında kadim dostum Hasan Can'ın adı ve imzası vardı. Ayrıca geçmişte başarılı çalışmalarından tanıdığım Hakan Kahraman da basın danışmanı olarak bizzat telefon edip benden şifâhî teyid almıştı. Hidiv Kasr'ında düzenlenen "basınla tanışma ve istişare" konulu toplantıya, saymadım ama 20-30 civarında gazeteci çağrılmıştı. Hemen hepsini yakından tanıdığım gazetecilerin oluşturduğu ortam bana göre içten ve sıcak bir ortamdı. Yani ehl-i dil bezminde bîgâneler yoktu. AKP İstanbul İl Başkanı bu gazeteci topluluğunun karşısına ilk kez çıkıyordu, biz de kendisini yüz yüze ilk kez tanıyorduk. Doğrusu İl Başkanı Dr. Alaaddin Büyükkaya AKP'nin kuruluş gününde alfabetik sıraya göre ismi başta olduğu için AKP adına ayağa kalkan ilk şahıs olarak dikkatimi çekmişti. Benim dikkatimi çeken bir önemli özelliği daha vardı o da Tokatlı olmasıydı. Kendim de şahsen Tokatlı olduğumdan Alaaddin beyi merak etmiyor değildim. Açış konuşmasında Alaaddin bey kendini tanıttı. Tokat doğumlu (büyük dedeleri Konya'dan evlad-ı fatihan olarak Rumeli'ye geçmiş, 1924 mübadelesinde Türkiye'ye geri dönmüş, dedesi Ordu ilimizde 2 yıl müftülük yapmış ama huzuru Tokat'ta bulmuşlar, Tokat'a yerleşmişler, Alaaddin bey de Tokat'ta doğmuş), İktisat mezunu, sigortacılık yapıyor ve sigortacılık alanında doktorası var, siyasetle teorik olarak ilgilenmiş ve siyasi partiler hakkında bir de yüksek lisans yapmış, siyasetin pratiğiyle ilk kez AKP Kurucusu ve İstanbul İl Başkanı olarak tanışmış, TÜSİAD üyesi, Aydınlar Ocağı'ndan geliyor, rahmetli Fethi Gemuhluoğlu'nun etkisinde kalmış ama Tayyib beyin çizgisinden gelmediğini de söylüyor, lafın tam burasında da AKP'nin işte bu sebeble Türkiye'nin her kesimini kucaklayan bir parti olduğunu söylemeden edemiyor. Alaaddin bey yine rahmetli Gemuhluoğlu'nun, "siyasete atılan orta malı olur." sözüne atıfta bulunarak, şeffaf olması gerektiğini vurguluyor ve kendisini, "ekonomide liberal, fikirde demokrat, özel hayatında muhafazakar" olarak tanıtıyor, dönüyor AKP'yi de parti olarak aynı kalıbın içine yerleştiriyor ve AKP'nin de liberal, demokrat ve muhafazakar bir parti olduğunun altını çiziyor. Siyasetin pratiğiyle ilk kez karşılaşan bir insanın, hayatı siyasetle iç içe geçen gazeteciler karşısında çok rahat olması kolay değildir. Nitekim M. Emin Kazcı'nın, bizim Yusuf Ziya Cömert'in, Ahmet Taşgetiren'in, Abdurrahman Dilipak'ın, Sibel Erarslan'ın ve isimlerini sayamadığım diğer katılımcıların okkalı soruları karşısında bocalamasa da ilk olmanın verdiği aşırı ihtiyatlı tavrının ikna edici olduğunu söylemek çok zor. Ama Alaaddin beyin tedbirli olduğu, sağına politikada çok yeni olmayan Dr. Mehmet Müezzinoğlu'nu ve politikanın teorisini de pratiğini de yeterince yapmış İsmet Uçma'yı, soluna ömrü siyasetin pratiğiyle geçmiş Hasan Can'ı almasından belli oluyordu. Bu tecrübeli isimler yer yer araya giriyorlar özellikle de İsmet Uçma ve başkanı rahatlatan ilaveler yapıyorlardı. Başkan'ın gece boyunca bana göre öne çıkan birkaç söylemi oldu. Birincisi, insanlara karşı yaklaşımlarında "benden olan ve benden olmayan" gibi kimilerini karşılarına alacak söylemlerden uzak duracaklarını vurgulamasıydı. Aslında birleştirici bir tespitti ama gece boyunca farkına varmadan ister istemez onlar ve biz demek durumunda kalırken lisan-ı haliyle Türkiye'deki ideolojik yapılanmanın insanı ne kadar zor durumda bıraktığını itiraf ediyordu. Gecede dikkatimi çeken ikinci söylem, "Anadolu sermayesinin ve yükselen değerlerin Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsında temsilcisini bulduğu" söylemiydi. Bu söylem de aslında "benden olan olmayan" söylemini bir bakıma nakzeden bir tespitti ama bence kayda değer bir tespitti. Gece dikkatimi çeken üçüncü söylem ise, antidemokratik bir takım yapılanmalar ve kimi antidemokratik kurumlar hakkında AKP politikaları sorulduğunda, "devletin kurumlarıyla kavga edilmez" söylemiydi. Bu Demirelvâri cümlenin sık sık altını çizip bir siyasetçi olarak antidemokratik yapılanmalar hakkında inandırıcı çözümler göstermekten uzak durmasının kimseyi ikna etmediği de belliydi. Başkanın sorulan sorular üzerine öne çıkan dördüncü söylemi ise, AKP'nin ideolojik ve dini bir parti olmadığının, her ideoloji sahibinin ve dindarların kendilerini ifade edebilecekleri bir parti olduğunun altını çizmesiydi ki, üzerinde durulması gereken bir tespitti. Bu tespit AKP'nin bir parti(!) olduğunun çok önemli bir vurgusuydu. Gece boyunca İstanbul'da yaptıkları çalışmalardan bahsettiler ama oraya gelen gazetecilerin bile çoğunun bu çalışmalardan haberi yoktu. Yani AKP'nin İstanbul'da ciddi boyutlarda tanıtım sorunu yaşadığı görülüyordu. Özetle AKP İstanbul İl başkanı Dr. Alaaddin Büyükkaya güzel bir adım atmış oldu ve güzel şeyler anlatmaya çalıştı. AKP'nin bir parti olduğunu izaha gayret etti. Yani iyi şeyler söyledi. Ama dün basında çıkan haberler iyi değildi. Önseçim zorunluluğunu kaldıran tüzük değişikliği AKP'nin kurulduğundan beri aldığı en büyük darbe oldu! Parti içi demokrasi ve tabanın sesine kulak verme ilkesini öngören maddeyi kendi elleriyle değiştirip diğer partilere benzettiler. Daha önce yazmıştım ya AKP'ye kendinden başkası zarar veremez. Şimdi siyasi rakiplerinin eline kendi aleyhlerinde kullanacakları kozu bizzat kendileri vermiş oldu..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |