T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Revivo defol!' pankartı 'taraftarlığa' sığar mı?

Liberation gazetesi birkaç gün önce Fransa'yı Avrupa Parlamentosu'nda temsil eden iki milletvekilinin, Olivier Duhamel ve Michel Rocard'ın İsrail'in Fransa Büyükelçisi'ne hitaben kaleme aldıkları bir mektubu yayımladı. Özellikle Rocard'ı daha iyi tanıyoruz; Fransız solunun başbakanlık yapmış, adı bir ara başkanlık için de geçmiş ünlü siyasetçisi. Bu iki milletvekili, İsrail Büyükelçisi'nin Avrupa Parlamentosu'na yönelik olarak dile getirdiği "İsrail devletininin meşruiyeti sorgulanıyor" yolundaki suçlayıcı açıklamasını soğukkanlı bir biçimde cevaplarken, suçlamayı kabul etmiyor ve sorunun Şaron'un politikasından kaynaklandığını tekrarlıyorlar. Duhamel ve Rocard'a göre de Şaron karşıtı olmakla İsrail halkının düşmanı olmak aynı şey değildir. Şaron'un kabul edilemez politikası devam ettikçe, İsrail devleti ile bağımsız bir Filistin devletinin pasifik bir biçimde birlikte varolacağı yarınları hayal etmek de mümkün değildir.

Yani mesele belli; İsrail halkını ve giderek diğer ülkelerde yaşayan Yahudiler'i düşman ilan etmek başka bir şey, Şaron'u haklı olarak "kasap" ilan etmek başka bir şeydir. Bu tavırlardan birisi bizi uzak durmamız gereken anti-semitizme, diğeri ise tam tersine yakın durmamız gereken anti-Şaron düşünce ve eylemlere götürmektedir. Burada akla belki şu soru gelebilir: İyi de, Şaron'u başa getiren de İsrail seçmeni değil midir? Yanlış değil, tabii ki doğru. Ancak işi buraya kadar vardıracak olursak, altından kalkmak mümkün değildir. Eğer bu ve benzer durumlarda seçmeni "seçiminden" dolayı bu derece sorumlu tutmaya başlarsak, inanın işin sonunu getiremeyiz...

İki Fransız milletvekilinin açıklamasına benzer sözler geçenlerde AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın ağzından da çıktı. O da benzer şekilde Filistin'de devam eden katliamın sorumlusu olarak İsrail halkına, Yahudiler'e değil Şaron'a işaret ediyordu. Çok haklı, yerinde bir işaret; yoksa zaten işin içinden çıkabilmek, Filistinliler'in haklı davasını savunurken aniden "haksız" bir konuma savrulmamak mümkün değil...

Saadet Partisi'nin geçen pazar günü İstanbul'da düzenlediği "Filistin halkıyla dayanışma mitingi"yle ilgili Hürriyet'te haber vardı. Gazete, mitingte taşınan bazı pankartlardan bahisle "Ölçüyü kaçırdılar" başlığını atmıştı. Özellikle de şu iki pankart: "Hitler'i şimdi daha iyi anlıyorum!", "Revivo defol!" Eğer gazetenin haberi (ve fotoğrafları) gerçeği yansıtıyorsa (bu şüphemi özellikle belirtiyorum, çünkü Erbakan'la ilgili son haberde olduğu gibi gazete çoğu zaman uyduruyor), mitingte bazı göstericiler Şaron'un zulmüne karşı çıkalım derken anti-semitizmin bağrına düşmüşlerdi...

Bir kez daha hatırlamamızda yarar var: Hitler üzerinden espri üretmek, mesaj vermek, yüzyılın bu en kaçık soykırım uzmanını kimi zaman işimize geldiği gibi hatırlamak, affedilir bir davranış değildir. Bu tür bir pankartı İngilizce yazsanız da farketmez, Türkçe yazsanız da; her iki halde de günah büyük... Hitler'in "uygarlığa" armağanı olan teori ve pratik "çocuk oyuncağı" değildir. Eğer bu "teori ve pratik" üzerinde yeterince düşünmemiş, bundan yeterince ders çıkarmamışsak, herşeyi (hatta Şaron'u da) bir kenara bırakıp kendi derdimize ağlamalıyız... "Revivo"faslını hiç açmıyorum, çünkü bu konuda doğrusu söyleyecek laf bulamıyorum...

Bu arada Leman dergisi de, Mehmet Çağatay imzasıyla yayımladığı bir karikatürde şöyle bir hikaye anlatmış: Bir İsrail askeri öldürdüğü Filistinli'nin cesetinin başından cep telefonuyla İsrail Başbakanı'nı aratarak "Sayın Şaron, çırılçıplak soyduk, damgaladık... Kafalarına kurşun sıktık... Gaz odasına da soktuk..." diye bilgi verirken, Şaron da "Tamam şimdi sabunu götürün" talimatını veriyor. Gazete haberine göre Leman dergisi bu karikatürden dolayı tehditler almış. Tehditler bir yana, bana göre bu karikatürde de "yakışıksız" bir durum söz konusu. Yani kısaca, şu ünlü "sabun" meselesi... Hatırlıyorsunuzdur, İsrail'in Filistin'i işgali başlar başlamaz bu "dahiyane" fikir herkesten önce Liberal Parti'nin gençlerinin aklına gelmişti. Partili gençler İsrail'in Ankara Büyükelçiliği'nin önüne "sabun" bırakmışlardı... Çağatay'ın karikatüründe tekrarlandığı gibi. (Küçük bir hatırlatma: Bu karikatürü yakın zamanda tanıştıkları Wolinski'ye de gönderirlerse iyi olur!)

Hitler üzerinden "espri üretmek", "mesaj vermek" ne derece yakışıksızsa, "sabun" üzerinden karikatür tüketmek de o derece haramdır... "Sabun" meselesi hiç, ama hiç mi hiç karikatür kaldırmaz. Saadet Partisi'nin mitingine katılan o göstericiler gibi, Leman'ın çizerleri de bilmeli, bilmiyorlarsa öğrenmelidirler ki, Hitler Almanyası insanlık tarihinin bir benzeri daha olmayan ve hiç mi hiç şaka kaldırmayan bir sayfasıdır.. Bilimde, teknikte, sanatta ve de özellikle felsefede "dünya birincisi" olan bir ülkede Nazizm gibi bir büyük kötülüğün nasıl doğabildiği sorusu o derece önemlidir ki, "Uygarlık" meselesinin bugün her cenahtan pek çok insan tarafından sorgulanmasına tek başına neden olmuştur dense yeridir... Dolayısıyla biraz daha ciddi olalım.

Son olarak: Tanıdığım kadarıyla Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Mehmet Bekaroğlu'nun "Hitler'i şimdi daha iyi anlıyorum!" ve "Revivo defoll!" pankartlarının arkasında durmaları mümkün değil. Peki o zaman bu manzara da neyin nesi?


16 Nisan 2002
Salı
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED