T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
RTÜK'ten Venezuella'ya

Radyo Televizyon Kanunu, mevcut düzenlemelere uymayan, bu yüzden de, evrakta sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırma gibi iddialarla yargı önüne çıkması muhtemel bir medya patronunun baskısıyla, Meclis gündemine geldi. Bu gayretlerde, sadece yeniden para kazanma hırsı değil, mevcut durumu yasalara uydurma telâşı da seziliyor. Ankara'da önde gelen politikacılar aranıyor ve "göreve" (!) davet ediliyor. Tabiî karşılığında destek vaadi var.

Kartel medyasının yanısıra tuhaf bir şekilde "dinci" veya "İslami" denilen kanallar da suskun!

Yalnız RTÜK Başkanı Nuri Kayış, imkân verilen zeminlerde kahramanca konuşuyor.
Zavallı millet!

Venezuella'da darbe

Geçtiğimiz hafta Venezuella'da ilginç gelişmeler meydana geldi. Ülkesindeki oligarşik yapıya kafa tutan, fukara milletin hakkını arayan Başkan Hugo Chavez bir askeri darbeyle devrildi. "Patronların patronu" diye adlandırılan, Carmora, generallerin ABD ile işbirliği sayesinde Başkan oldu. Amerika, Fidel Castro ve Saddam Hüseyin'le yakın ilişkiler sürdüren, Libya, İran, Irak gibi ülkeleri ziyaret ederek petrol fiyatını 8-10 dolardan 20 doların üzerine taşıyan ve petrol üreticisi ülkelerin kurduğu karteli (OPEC) canlandıran Hugo Chavez'in düşürülmesini müspet karşıladı. Gelişmelere Chavez'in sebebiyet verdiğini açıklayarak, yeni yönetime desteğini belli etti.

Chavez, Güney Amerika'nın bağımsızlık ve özgürlük savaşçısı Bolivar'ın izinden gittiğini söylüyordu.

* * *

Venezuella, dünyanın dördüncü büyük petrol üreticisi. Aynı zamanda Amerika'ya petrol satıyor. Üstelik güçlü komşusunun ambargo kararını dinlemeyip, Küba'ya da uygun fiyattan petrol veriyor. Zaten Hugo Chavez'in milli petrol şirketinin başındaki generali (General Guaicaipuro Lameda) değiştirmesiyle olaylar başlamıştı. Bir milyon üyeli işçi sendikası ile Carmora'nın başkanlığını yaptığı işveren teşkilâtı elele vererek Chavez'i protesto eden eylemler düzenlediler. Başkent Caracas'ın altı üstüne geldi. Göstericilerin üzerine ateş açıldı; 13 kişi öldü; yaralananlar da oldu.

Göstericilerin üzerine kimin ateş açtığı tartışmalı. Daha sonra gelişen olaylar ve yönetime el konulması, provokasyon iddialarını haklı çıkarıyor.

Hugo Chavez, Amerika'nın, Venezuella'daki sivil-asker oligarşik yapının, zenginlerin, büyük medya patronları ile Katolik Kilisesi'nin karşısında olmasına rağmen, 48 saat içinde, sadece halkın desteğini arkasına alarak görevine döndü.

Bu geri dönüş herkes için iyi bir ders oldu.

Umutsuzluk

İlk darbe haberini ve Amerika'nın generalleri desteklediğini duyunca doğrusu derin bir ümitsizliğe kapılmıştım. Zira, Türkiye'de de, millet yararına mücadele etmek, daha zorlaşmış oluyordu. Asker-sivil oligarşik yapıyı yerinden oynatmak neredeyse imkânsız hale geliyordu... ABD'nin darbelere yeşil ışık yakması, "irtica" yaftası altında gizlenen menfaat çevrelerinin işine yarayacaktı.

* * *

Bizim kartel medyamız, ABD destekli bazı isimler ortaya atıyor:

Kemal Derviş'ten sonra Mehmet Ali Bayar.

Biri solda diğeri sağda. Acaba bu kişiler, çıkar ilişkilerinde hangi saflarda yer tutacaklar? Milletin mi yoksa büyük sermayenin mi sözcüsü olacaklar? Meselâ RTÜK yasası karşısında tavırları ne? Büyük medya patronlarının desteğine mukabil, vicdanlarını ve inançlarını satacaklar mı?

* * *

Meydanlarda Tayyip Erdoğan rüzgârı esiyor. Buna rağmen Erdoğan, millete sırtını yaslasa bile, "Ona iktidarı vermezler" tezviratı sürüyor.

Bazı sivil toplum örgütlerinin tepe noktalarındaki isimlerle, kartel medyasının oluşturduğu "Silahsız kuvvetler", 28 Şubat sürecini başlatmıştı. Aynen Venezuella'da olduğu gibi. Bizimki sıcak bir darbe değildi, ama siyasete askerin gölgesi düştü; sivillerin hareket alanı daraldı.

Refahyol'un psikolojik harekât sonucu devrilmesi ABD'de ve Avrupa'da hiç de olumsuz karşılanmadı.

Çünkü Siyasal İslâm'dan korkuluyordu... Bu korkuları kullanarak ve körükleyerek asker-sivil bürokrasi konumunu güçlendiriyordu. Siyaset-ticaret-medya ilişkileri zemin kazanıyordu.

Bir kitap

Eski ABD Büyükelçilerinden Marton Abramowitz'in editörlüğünde hazırlanan "Türkiye'nin dönüşümü ve Amerikan Politikası" kitabı bu konuda aydınlatıcı bilgiler veriyor:

"...Washington, İslamcılar'ın önderliğindeki bir hükûmetten hoşnut olduğu şeklinde anlaşılabilecek herhangi bir şey yapmaktan kaçındı. Ancak böyle bir hükûmetle çalışamayacağını da söylemek istemedi. Necmettin Erbakan'la, pek çok önemli meselede birlikte çalıştı. Fakat aynı zamanda, Refah Partisi'nin ABD hükûmeti ile münasebetlerinden siyasal fayda elde etmesini asgariye indirmek için uğraştı. İlişkileri, mümkün mertebe koalisyonun diğer partisinin lideri Tansu Çiller ile yürütmeye çalıştı. Bu yaklaşım Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, nihayetinde, 1997'de, Refah Partisi'ni, sıkıştırıp "yumuşak darbe" olarak adlandırılan bir girişim sonucunda iktidardan uzaklaştırmasını cesaretlendirdi; ya da en azından, bu yöndeki hevesini kırmadı. Refah Partisi, kısa bir süre sonra mahkeme tarafından kapatıldı. Amerikan hükûmeti olanlar hakkında fazla bir yorum yapmadı; bu kararı protesto etseler de, aslında rahatlamış olan diğer Batılı ülkeler gibi, ABD hükûmeti de kesinlikle rahatladı. Amerikan hükûmet sözcüleri anlaşılması zor nitelikte açıklamalar geliştirdiler. Bu açıklamalar, demokratik prensipleri savunmakla birlikte, Türkiye açısından, en azından kısa dönemde, hiçbir pratik anlam taşımayacak nitelikte tasarlanmıştı." (Marton Abramowitz'in makalesi)

Sonuç

Bütün bu yazdıklarımdan nasıl bir sonuç çıkartabiliriz?

ABD, her ülke gibi, kendi çıkarını gözetebilir. Ama ülke menfaati ile, demokrasi arasında dengeyi koruyabilmeli, halkın desteklediği liderlerle işbirliği yapmayı tercih etmeli. Özellikle Türkiye'de irtica tehdidi mübalağa edilerek, Tayyip Erdoğan'ın şahsında somutlaştırılıyor. Onun önünü kesmek için ceza kanunları yetmedi yeni yeni isimler, lider adayları sahneye sürülüyor.

Türkiye'yi bekleyen hayalî tehlikelerin ardına gizlenerek, gelsin banka kredileri, kamu ihaleleri, RTÜK yasası!!!

Venezuella örneği, millete arkasını dayayan bir liderin, oligarşik yapıyı delebileceğini gösterdi. Türkiye açısından ümit verici bir gelişme oldu.

Milletvekilleri, RTÜK için oy kullanırken, bu durumu gözden kaçırmasınlar


16 Nisan 2002
Salı
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED