T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Türkiye nereye koşuyor?

Er ya da geç Türkiye'nin gündemine "seçim gerçeği" gelecek; başka bir deyişle toplumsal eğilimler, bu eğilimlerden doğacak siyasi ittifaklar ülkenin iç güzergahını, istikrar ve çatışma haritasını belirleyecek.

Seçimi akla getirmek, aslında toplumu akla getirmektir. Toplumu akla getirmek ise, "toplumsal siyasi eğilimler, beklentiler ve tepkiler açısından nasıl bir Türkiye'de yaşıyoruz" sorusuna yanıt aramayı gerektirir.

Bugün itibariyle toplumdaki siyasal tutumları belirleyen ve kısa vadede değişmesi pek kolay olmayan, 4 ana eğilimden söz etmek mümkün...

Bunlardan ilki AB yandaşlığı ya da "değişim beklentisini AB hattına endeksleyen gruplar" ve ANAP ve CHP gibi siyasi partilerden oluşuyor.

İkincisi "Kürt sorunu etrafındaki kümelenmeler"e işaret ediyor. Kürtlerin izlediği politikalar sonucu, HADEP'in ya da yerine geçecek siyasi partinin bu kez yüzde 7-8 sınırlarını zorlaması, Güneydoğu dışında büyük kentlerde özellikle İstanbul'da büyümesi daha şimdiden açıkça görünüyor.

Üçüncüsü hiç şüphe yok ki, "İslami hareketin varlığı"dır; özellikle AK Parti ile Tayyip Erdoğan'ın yarattığı dalgalanma ve Erdoğanlı ya da Erdoğansız yüzde 20'lerden aşağı düşmesi pek zor görülen oy potansiyelidir.

En nihayet, Kürt meselesi ve özellikle AB sorunu etrafında oluşan "milliyetçi ya da içe kapanmacı tepkilerin kümesi" geliyor. AB konusunda, AB'den yana siyasi taleplerin yüksek oran tutturmasına rağmen, bir alt düzeyde ülkenin hala "Batı'ya ve AB'ye yönelik tedirginliği ifade eden sosyal ve siyasi bir tutum iklimi" tarafından kuşatılıyor olması; başka bir deyişle taleplerle tutumlara arasındaki çelişki son derece önemlidir. Ve bu faktör, millilik ve milliyetçiliği ciddi oy oranlarına tahvil edecek, başta MHP olmak üzere, DSP ve diğer partileri besleyecek bir faktördür.

Peki bu tablo ne ifade eder?

1. Ekonomi meselesi, yaşanan krize rağmen, bu kriz kamuoyu tarafından popülist ve kısa vadeli politikalarla aşılamayacak çıplak bir gerçek olarak algılandığı oranda ve AB, milliyetçilik gibi temel siyasi tercihlerle ilişkilendirildiği ölçüde seçmen davranışlarını tek başına belirleyecek bir faktör olmayacaktır. Ekonomi tek başına, ne mevcut iktidar partilerini cezalandıracak ne de doğacak yeni vaad söylemlerini ödüllendirecek bir unsur olarak ele alınabilir.

2. Mevcut eğilimler tablosu, merkez sağ ya da merkez solu toparlaması beklenen sentez siyasetleri için de son derece elverişsiz bir zemin oluşturmaktadır. Çatışma ve ayrışma, sentezin ve bütünleşmenin çok önünde, tayin edici bir noktadadır. Ekonomiden AB'ye, İslamdan demokrasiye, milliyetçilikten dış politikaya sorun odakları, bu sorunların ciddi ve köklü tercih ve reflekslerle iç içe girmesi sentezi güç kılan unsurların başında gelmektedir. Nitekim piyasaya yeni girmeye çalışanlar dışındaki mevcut siyasi partiler bu gerçeğin farkına varmış, bu gerçeği biraz daha körükleyecek bir hatta ilermektedirler. AK Parti başta olmak üzere sentez iddasıyla yola çıkanlar bu konuda başarısız olmuşlardır. Bayar ve benzeri girişimlerin önündeki en büyük engel de budur.

3. Türkiye seçimler sonrası istikrar kuşağına ya da bazıların istikrar unsuru olarak algıladığı olarak "iki egemen siyasi partili bir düzen"e doğru gitmiyor. Tersine toplumsal ayrışmalara denk düşecek bir siyasi ayrışmaya ilerliyor. Daha da öte, tepki merkezli bir siyasi davranışın besleyeceği, sistemin uç kabul ettiği partilerin büyümesine doğru ilerliyor.

Bu durumda ülkenin önüne iki ayrı yol çıkacaktır:

Ya siyasetin marjinal ilan edilmesi ve otoriterleşmenin artması ya da toplumsal ve siyasi ayrışmaları bir üst düzeyde seçim ittifakları ya da parlamento ittifaklarıyla gidermek...

Gönül elbette ikinci yolun izlenmesini arzu ediyor; ama gerçekler tersine işaret ediyor.

Türkiye her geçen gün, sindirilmiş toplumu, marjinalleştirilmiş siyasetçisi, işlevini kaybetmiş medyası, askerileşmiş devlet yapısı ve anlayışı ile, üstelik kamuoyunu şekillendiren bitmek bilmez psikolojik harekatlar ile birinci yolda ilerliyor.

Tayip Erdoğan'a ve AK Partiye yönelik bitmek bilmez saldırılar da işte bu yolun bir parçasıdır...

Tayyip Erdoğan ve AK Parti'yi yaralamak, sadece onları değil tutulması gereken ikinci yolu da bloke etme politikalarının bir sonucudur. Bugün kim ne derse desin, bugün AK parti her anlamda toplumun ve siyasetin merkezinde yer almaktadır. AK Parti dikkate alınmadan ne seçim ittifakları, ne parlamento ittifakları mümkündür.

1992'den kalma kasetlerle, psikolojik harekatlarla engellenmeye çalışılan da budur.

Evet, ülkeyi zor günler bekliyor, zor günlerin işareti şimdiden veriliyor, alt yapısı şimdiden oluşturuluyor...



20 Nisan 2002
Cumartesi
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED