|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Şu an Türkiye'de "halinden memnun" bir tek Allah'ın kulu var mı? Bana göre yok. Başta "paralar içersinde yüzmesi gereken" bankacılar olmak üzere, sanayiciler, tüccarlar, esnaflar, orta ve küçük boy işletmeler, mahalle bakkalları ve mahalle kasapları, işi olan işçiler, işsiz kalan işçiler, memurlar, emekliler, dul ve yetimler, çantalarını kapkaççılara kaptıran genç kızlar, genç kadınlar, babalarından harçlık alamadan, önlüğünü yenileyemeden okula giden öğrenciler... Velhasıl bütün Türk halkı hangisi halinden memnun? Hiçbiri!... Ama Başbakan Bülent Ecevit'e bakarsan artık "Türk ekonomisi 2002 yılında esenliğe çıkacak." Böyle söylüyor Başbakan Bülent Ecevit. Ne kadar da iyi niyetli ve ne kadar da "Türkiye gerçeği"nden kopuk. Ecevit'in, "Toplumda karamsarlık uyandırıcı iddialara karşın, çok olumlu gelişmelerin yaşandığı, 57. Hükümetin, ekonomik ve sosyal alanda Türkiye'ye yeni ufuklar açtığını" söylediği gün, IMF'nin yayınlanan bir raporu Ecevit'i tekzip ediyor. Raporda, "Türk ekonomisinde önemli ilerlemeler sağlanmasına rağmen, risklerin devam ettiği" belirtiliyor. "Ortadoğu'daki gelişmeler, petrol fiyatları, Türkiye'nin yüksek kamu borcu, yüksek enflasyon geleneği ve banka reformunun gecikmesi" gibi konular raporda olumsuzluk olarak gösteriliyor ve 2002 için dile getirilen yüzde 3.6'lık büyüme tahmini gerçekçi bulunmuyor. Oysa Ecevit, "enflasyonun, faizin düştüğünü, Türk Lirası'nın değer kazandığını, borsanın yükseldiğini, dışsatımın arttığını, turizmin geliştiğini" söylüyor. Aynı gün, hem borsa düşüşe geçiyor hem de Türk Lirası değer kaybediyor. Peki Ecevit bunları nasıl söylüyor? Yanında kendisini "uyaracak", "Efendim söyledikleriniz gerçekçi değil" diyecek aklı başında bir danışmanı yok mu? Var da Ecevit mi onu ya da onları dinlemeyerek yine kendi bildiğini, ya da kendi "inanmak istediği" şeyleri söylüyor? Ecevit'in "inatçılığı" ve "gerçeklerden kaçışı" son yıllarda ortaya çıktı. 1973- 1974 yıllarında "Ecevit'e en yakın" olan gazetecilerden biriydim. Seçim kampanyaları sırasında bütün gün onu izler, akşam da eski genel sekreter rahmetli Orhan Eyüboğlu, Rahşan Ecevit, Bülent Ecevit ve ben ertesi günkü seçim kampanyasında "nelerin yapılması gerektiği" konusunda görüş alış verişinde bulunuyorduk. Ecevit o tarihlerde "önerileri" içtenlikle kabul ediyor ve uyguluyordu. Zaten iktidara da bu yolla geldi. Akıl verenlere uyma konusunda, o günlerde ortaya çıkan bir de "zararlı" örnek var. Şimdi bir başka partinin genel başkanı olan bir zat, hem de "ekonomist geçinen" bir zat-ı muhterem, 1974 yılında Merkez Bankası rezervlerinde bulunan 1.5-2 milyar dolarlık döviz rezervinin hemen eritilmesini, çünkü "enflasyonist baskı" yapabileceğini söylemiş ve Ecevit'i bu "yanlış görüşe" ikna etmişti. Ecevit de "Haklısınız, hemen eritelim. Eritelim de nasıl eriteceğiz?" diye sormuştu. Bu "yanlış uyarı" sonucunda, yurtdışına çıkışların sayısını artırmak, ithalatı teşvik gibi "döviz götürücü" önlemler alınarak 1.5- 2 milyar dolarlık döviz rezervi eritildi. Sonra da Türkiye "70 Cent'e muhtaç" hale geldi. Geçenlerde Eczacıbaşı Grubu Başkanı Bülent Eczacıbaşı'nın "istikrarın önündeki asıl engeller aslında ekonomik değil, siyasi..." şeklindeki bir sözünü kullanmıştım. Gerçekten de "dünyadan ve Türkiye'den habersiz, Türkiye gerçeklerinden uzak" siyasetçilerin olduğu ülkemizde krizlerden kurtulmamız mümkün değil. "İsrail soykırım yapıyor" gibi bir cümle kullanıp, bütün şimşekleri üzerine çektikten sonra, sabah akşam "özür üstüne özür" dileyerek, "Türkiye'nin itibarını ve ağırlığını beş paralık eden" Başbakan Bülent Ecevit, şimdi de "halkı sukut-u hayale" uğratacak sözler söylüyor "2002 yılında esenliğe çıkacağız" diyor. Bugün 20 Nisan. 2002 yılının "ilk çeyreği" bitmiş ve ikinci çeyreğinden 20 gün alınmış. Türkiye'de doğru dürüst bir gösterge iyiye gitmiyor. Geçen yıl krizin "en ağır" olduğu, kimsenin bırakın birkaç gün sonrasını, "1 saat sonrasını" göremediği bir ayın, 2001 Mart ayının KDV hesaplarıyla, bu Mart ayının KDV hesaplarına bakarak "umut üfürmek" bu halka yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Sayın Başbakan Bülent Ecevit, öyle "57. Hükümet ekonomik ve sosyal alanda Türkiye'ye yeni ufuklar açtı" gibi "afaki" sözlerden vazgeçin. Gerçekçi olun. Türk halkına gerçekleri söyleyin. Bu ülkeyi yönetemediğinizi itiraf edin. Ülke ekonomisini IMF'ye ve onun memurlarına teslim ettiğinizi, onlar ne derse onu yaptığınızı bir kez olsun itiraf edin. Halkı "gerçekleşemeyecek umutlarla" oyalamayınız. "Umut taciri" olmayınız. Dünya değişti. Türkiye de değişecek ve Türk halkı gerçekleri görüp gerekeni yapacak.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |