|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tartışmanın ortasında Rize konuşması olduğu için konunun Tayyip Erdoğan olduğu düşünülebilir; öyle düşünüldüğü için, durumu anlayacağız diye, mürekkep ve nefes tüketip duruyoruz. Oysa, biraz geriye çekilip son birkaç günün konularına uzaktan baktığımızda, tartışmanın farklı bir konu üzerinde cereyan ettiğini görebiliriz... Belleklerinizi yoklayın... Şimdilerde parti kurmaya çalışan yakın zamanlarda emekli olmuş bir asker, milletvekillerinin hastane masraflarının yüklü oluşunu dert edinip, "Bunları Meclis'in önünde sallandıracaksın" demedi mi? Rahatsız edici bu ifadeler üzerine, Meclis'in sağlık harcamalarını denetlemekle görevli AK Partili üyesi, sonradan Genelkurmay'ı kızdırdığı görülen "Yakınılan yasa bir general için çıkarılmıştı" açıklamasını yaptı. Henüz haber kırıntıları devam ettiği için İsrail devletinin kuruluş dâvetinin sönük geçtiğini de unutmuş olamazsınız. Cenin kampından evlerimize ulaşan katliâm görüntülerinin rahatsız ettiği her düzeyde dâvetli o geceden uzak durdu. Cumhurbaşkanı temsilci göndermedi; iki dakikalığına uğrayan hükümet sözcüsü dışında hiçbir bakan dâvete katılmadı. Birkaçı dışında milletvekilleri de dâvetten uzak durdu. Buna karşılık, TSK, dâvette 16 generalle temsil edildi. Konuyu "TSK'nın İsrail hassasiyeti" başlığıyla duyuran bir gazete, bu geniş katılımın, "İnce bir denge politikasının ürünü" olduğunu yazdı. Tayyip Erdoğan'ın Rize konuşması bu pötbörri içinde küçük bir buket. Onun da bu denli gürültü koparmasının sebebi, 'inekli' bölümü veya mücahitlerin kontrolüne geçmiş Afganistan'ı yücelten cümleleri değil; eğer Güneydoğu sorununa değinmese, PKK karşısında savaşmaya gönderilen Mehmetçikler'in eğitimsizliğinden söz ederken 'intihar cellâtlığı' demese, kaset gündeme taşınmayacaktı bile. Oysa gördünüz, bitmiş bir savaşla ilgili o 'talihsiz' sözler yüzünden, Tayyip Erdoğan'ın idamla yargılanacağını ileri süren var. "Milletvekilllerini Meclis'in önünde asalım" ile başlayıp İsrail'in dâvetine "İnce bir denge politikası ürünü" olarak katılımla devam eden bir zincirin son halkası Tayyip Erdoğan'ın konuşması; her üç olay da, hiç kuşkusuz, Türkiye'ye özgü (ama, giderek dünyanın başka köşelerine yayılma istidadı gösteren) bir durumla ilgili: Sistem içinde askerin yeri... Elbette, geçmişte karargâhta önemli görevler üstlenmiş biri olsa da 'emekli' bir subayın "Asmalı, kesmeli" türü sözleri ordu kurumuna mâl edilemez; benim de böyle bir derdim yok zaten. Ya da, sebep olduğu vahşet sahneleri dünya gündemini işgal eden bir ülkenin dâvetine katılmak o ülkenin her yaptığını tasvip anlamı da taşımaz. Herkes kendi yaptığından sorumludur; her kamu kurumu kendi ilişkilerini devlet politikasıyla çok fazla ters düşmeden belirleyebilir. Tıpkı, bir siyasinin eski bir konuşmasının şimdi başında bulunduğu partiyi bağlamayacağı ve sarf edilen sözlerin bağlamı dışında değerlendirilemeyeceği gibi... Her siyasi söz ve davranıştan rahatsızlık duyanlar çıkabilir. Nitekim, "Milletvekillerini Meclis önünde asmak" teklifi sadece böyle bir tehdide muhatap olan 550 kişiyi değil, 'siyaset meydanı' deyimi 'idam mahalli' anlamı taşıyan bir kültürde bu tür sözcüklerin kullanılmasını demokrasiye ihanet olarak gören herkesi rahatsız etti. İsrail'in kendi sebep olduğu vahşet ortamında ziyafet vermesi de, katılımcıların azlığının da gösterdiği üzere, bayağı rahatsızlığa sebep oldu. Ancak, rahatsızlığını, kimse, sözlü itirazdan ileri bir düzeye taşımadı. DGM savcısının aklına Meclis'in saygınlığını dâvâ açarak korumak gelmediği gibi, İsrail'in dâvetine katılanlar (veya katılmayanlar) için bir adli girişim başlatmayı düşünen de çıkmadı. Tayyip Erdoğan'ın on yıl önce yaptığı konuşmada sarf ettiği sözlerle diğer iki olayın farklı olduğunu düşünenler çıkabilir; tıpkı, Tayyip Erdoğan'ın sözlerini önemsemeyip diğer iki çıkışı daha rahatsız edici bulanlar çıkabileceği gibi... Bir ülkede kimse Tayyip Erdoğan gibi düşünmek zorunda değil; ama elbette "Meclis kapısında milletvekili asmak"tan söz etmeyi veya 'hassas dengeler' gereği İsrail dâvetine gitmeyi doğal görmek zorunda da değil kimse. Özgürlükçü anayasasını ve uygulamalarını 11 Eylül'den sonra askıya almış görünen ABD'de, yönetimin askeri harekâtına karşı çıkanların televizyon ve gazetelerde kullandıkları ifadeleri bir duysanız, şaşarsınız... İster inanın ister inanmayın, Amerikan Temsilciler Meclisi'nden, "Bush yönetimi 11 Eylül'ün olacağını önceden biliyordu" diyen milletvekili bile çıktı. Tartışmayı siyasetin sınırları dışına çekmek ülke yararına değil.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |