T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Susturulan dünya', soykırım ve yeni katliamlara hazırlık...

Cenin'de, "susturulan dünya"nın gözleri önünde Amerika ile İsrail'in birlikte planlayıp uyguladıkları "soykırım", kömürleşmiş çocuk cesetleri, iki hafta sonra bile enkaz altından gelen imdat çığlıkları, torbalara doldurlan parçalanmış vücut parçaları, traktörlerle taşınan cesetler, haritadan silinen bir kasaba, enkaz altındaki yüzlerce ölü, yıkıntılar arasında öldürülen anne/babasını bekleyen çaresiz çocuklar, toplu mezarlara gömülüp üzeri betonla kapatılan kurbanlar, günlerce tedavi edilmeyi bekleyip hayatını kaybeden genç insanlar, kafalarına kurşun sıkılan kadın ve ihtiyarlar, yüzlerce evin enkazından yükselen ölüm kokusu, kaybolan binlerce insan, "temerküz kampları"na toplanan binlerce Filistinli, en temel insani ihtiyaçların karşılanmasına bile izin vermeyen bir "ırkçı rejim", bütün bu "şehitlere" "katil" diyen bir vahşi zihniyet, hapishaneye dönüştürülen bir ülke ve sadece özgürlük ve onur istediği için yaşama hakkı elinden alınan bir ulus...

Bunlar, Amerika'nın "küresel savaş"ının Müslümanları nasıl bir felakete sürüklediğini, devlet terörünün, faşizmin, şiddetin, acımasızlığın, açgözlülüğün, sömürgeciliğin, ırkçılığın ve hukuk tanımazlığın Amerika'nın öngördüğü yeni dünya düzeninin temel prensipleri haline geldiğini, yeni cephelerinin açılmasıyla bu katliamların da devam edeceğini gözler önüne serdi.

ABD, İsrail, İngiltere'yi kim yargılayacak?

Afganistan'daki insan kıyımını El Kaide ve bir zamanlar lüks otellerde boru hattı pazarlıkları yaptığı Taliban'ın olumsuz imajı ile kapatan ABD, Filistin'deki soykırımdaki rolünü gizlemek için yoğun çaba sarfediyor. Ancak Arap ülkelerinin BM Güvenlik konseyi'ne sundukları ve katliamının soruşturulmasını isteyen karar tasarısını engelleyerek vahşetin arkasındaki gücün aslında kendisi olduğunu (bilmeyenler veya gizleyenler için) ifşa etti. İsrail'in Filistin topraklarından derhal çekilmesini, insani yardıma izin verilmesini, bölgede çokuluslu eskeri güç konuşlandırılmasını ve Cenin katliamının soruşturulmasını isteyen tasarı Amerika'yı neden endişelendirdi sizce? Cenin katliamının soruşturulması, vahşetin Washington tarafından planlandığını ortaya çıkaracak da ondan. Cenin'le başlayacak soruşturma süreci, Afganistan'daki katliamların soruşturulmasına da kapı aralayacak da ondan. Cenin soruşturması küresel savaş kapsamında açılacak yeni cephelerde ABD askerinin işleyeceği savaş suçlarını dünyanın daha dikkatle izlemesine yol açacak da ondan. Washington'ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kuruluşunu onaylamamasının, Savaş Suçları Mahkemesi'nin kapatılmasını istemesinin arkasında da bu korku yatıyor. George Bush, Donald Rumsfeld, Ariel Şaron, Şaul Mofaz ve daha niceleri, hiç değilse insanlığın ortak hafızasına savaş suçluları olarak kazınacaktır.

Dışişleri Bakanı'nı bölgeye göndererek, Müslümanlar'a hakaret edercesine alaycı bir oyalama programı uygulatan, bu zaman zarfında bölgedeki insani felaketin engellenmesine yönelik girişimleri sabote eden ABD, hem Afganistan'daki katliamlardan hem de Cenin katliamından sorumlu tutulmalı ve sorumlu kişiler "insanlığa karşı suç işlemek"ten yargılanmalı. Bütün uluslararası kurumlar ABD denetiminde olduğuna göre bu şimdilik mümkün değil. O zaman, bundan sonraki katliamların önüne geçilmesi için dünya çapında bir kampanya yürütülmeli, insanlığın ortak kaderi adına şiddetli bir muhalif söylem geliştirilmeli. Rakamlar 3 bin ile 13 bin arasında değişiyor. Cenk Kalesi'nde esir tutulan 700 gencin katledilmesinden ABD, İngiltere ve Raşit Dostum sorumlu tutulmalı. Cenin katliamından ise İsrail ve Amerikan yönetimi sorumlu tutulmalı.

Sırada Lübnan ve Keşmir var...

Cephe genişleyecek ve bizler, ne yazık ki, bu katliamların tekrarlandığını göreceğiz. Afganistan savaşı ve sonrası yazdığım yazılarda, Cenk Kalesi'nde yaşanan katliamın Ortadoğu çöllerinde veya Güneydoğu Asya'nın yağmur ormanlarında tekrarlanacağını, Orta Afrika'dan Pasifik Okyanusu'na kadar bir çok Müslüman bölgede temerküz kamplarının kurulacağını, her Amerikan üssünün bir toplama ve infaz kampına dönüşeceğini, zira bu savaşın bir El Kaide veya Taliban savaşı olmadığını, Afganistan'dan sonra Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, İran, Somali, Nijerya, Venezüella, Kolombiya, Keşmir, Mindanao, Borneo Adası, Açe Sumatra ve daha bir çok bölgenin Amerika'nın askeri hedefi olacağını yazdım. Filistin'de İsrail işgal ve cinayetleri başladığı günden bu yana da bunun bir "Amerikan operasyonu" olduğuna dikkat çekmeye çalışıyorum.

Küresel istila harekatı daha yeni başladı. Bekleyin, Afganistan, Mindanao ve Filistin'den sonra cinayetler Lübnan'da, Keşmir'de de başlayacak. Colin Powell, Ortadoğu'daki zamanı katliamı durdurmak için değil, Hizbullah'ın tasfiyesi için pazarlık yaparak geçirdi. Amerikalı ve İsrailli askeri uzmanlar Keşmir'de hazırlık yapıyor. Hindistan'da Müslümanlar'a yönelik katliam iç savaş boyutlarına tırmanıyor. Hindistan'ın en büyük camisi Cuma Mescidi'nin imamı Seyid Ahmet Buhari, bakın ne diyor: "Gucarat'ta son 51 günde olanlar, soykırımdan başka bir şey değildir. Bunu şimdi durdurun. Ülkede iç savaş çıkacak, biz de gücümüzü göstereceğiz. Hindistan parçalanacak."

"Lübnan-Suriye-Irak-İran hattı" ABD'nin küresel istila harekatında en şiddetli çatışmalara sahne olacak bölgelerin başında geliyor. Bugün Cenin'de yaşananlar yarın Lübnan'da, Keşmir'de, Açe'de, Somali'de, Nijerya'da, Hindistan'da yaşanacak. Dünyayı enerji kaynakları ve boru hatları güzergahlarına göre "altı bölge"ye ayıran ve askerini bu bölgelere yerleştiren, "yeni dünya haritası"na göre ordusunu yeniden yapılandıran ABD, adım adım bu planı uyguluyor. Dolayısıyla nerelerde yeni cepheler açılacağı, nerelerde etnik çatışmalar çıkarılacağı, nerelerde askeri darbeler yapılacağı, nerelerde harita değişiklikleri yaşanacağı gün gibi ortada. Hesap basit: İslam dünyasında ABD karşıtı söyleme sahip bütün güçler yok ediliyor. Yeni sömürge düzenine karşı söylem geliştirme potansiyeli taşıyan her siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yapı hedef olacak.

Dünyayı ya "bizdensiniz ya da düşman", ya "bizim kölelerimizsiniz ya da füzelerimizin hedefi", "ya bizim dediğimizi yapacaksınız yada Kızılderililer gibi yok olacaksınız" gibi ilkel bir dayatmayla yüzyüze bırakan, en yalın insani değerleri hiçe sayan, yargısız infaz ve işkenceyi mübah gören, "meşruiyeti biz sağlarız", "terörü biz tanımlarız" diyen bir zihniyetle karşı karşıya insanlık. Dünya Müslümanları, kendilerine yönelen bu tehdide karşı yepyeni bir duruş benimseyip bir direnç noktası oluşturmalı. Yoksa hiç bir uluslararası kurum ve güç merkezi bu vahşetin önüne geçemez. Bu direnç ve geliştirilecek muhalif söylem "ABD-İsrail-İngiltere üçgeni"nin İslam dünyasındaki bütün hesaplarını bozacak tek yoldur.


20 Nisan 2002
Cumartesi
 
İBRAHİM KARAGÜL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED