|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnsanlar da, toplumlar da, yaşanılan iyi ve kötü olayların birikimi ile, zenginleşir, akıllanır.. Tayyip Erdoğan için de bu böyle.. Erdoğan'a sorsanız, -Sayın Erdoğan.. 1992 yılında yaptığınız ve 2002 yılında tartışılan konuşma kasedinizdeki cümleleri, bugün tekrar eder miydiniz? Tayyip Erdoğan, herhalde şu cevabı verirdi.. -Zaman, yaşanılan olaylar ve siyaset içindeki deneylerimle, 1992 yılındaki konuşmamın yanlış söylemlerle dolu olduğunu kanıtladı.. Geriye dönüp o konuşmayı hiç yapmamış olmamı mümkün kılamayacağıma göre, "o konuşmayı şimdi asla yapmazdım" demekten başka seçeneğim yok.. Tayyip Erdoğan da, zaten hep buna benzer açıklamalar yapmıyor mu? Açık ve seçik birşey söyleyelim.. İnsanları, hele "temsil gücü" fazla olan siyasetçileri, eski söylemlerini kullanarak köşeye sıkıştırmak ve hatta yok etmeye çalışmak, sosyo-politik açıdan fazlaca akılcı bir davranış değildir.. Bir politikacının, eski söylemlerini içeren eski bir kasetin, televizyonda yayınlanmasını yanlış bulmuyoruz.. Hele bu politikacı Tayyip Erdoğan gibi, arkasına geniş seçmen kitlelerini toplamış ve ülkeyi yönetmeye aday olmuş bir isimse, çaresiz, geçmişi de, unutulmuş söylemleri de hatırlanacak ve hatırlatılacaktır. Bunu medya yapmazsa, rakipleri yapar.. Yani bu kasetin yayınlanması, doğrudur, kaçınılmazdır.. Ancak yanlış olan, bu kasete bakılarak, Tayyip Erdoğan'ın "Beynindeki bütün bilgiler"in yargılanmak istenilmesidir.. Modern hukukun ve toplum yaşamının "Ortaçağ"dan farkı, "suç ve ceza"nın ele alınışından da çıkar.. Bir dönemde ve hayatının bir bölümündeki söylemlerinden ötürü, bir insanı yargılayıp, "Zaten bu böyledir.. Şimdi ne söylerse söylesin, bu değişmez" demek, Ortaçağ enkizisyonundan, "Cadı Avı"ndan kalan bilgileri, 21'inci yüzyıla aktarmak anlamına gelir.. Biz bunu, sadece 28 Şubat post-modern darbesinde, Tayyip Erdoğan veya Milli Görüş'ün diğer mensuplarına uygulanırken görmedik ki.. 12 Mart 1971'deki"Konvansiyonel darbe" de, "sol"a karşı yapılmıştı.. O dönemde de, "solcular"ın son söylemleri, fiilleri, eylemleri değil, tüm yaşamları yargılanırdı.. Onların unutulmuş eski yazıları, konuşmaları ortaya çıkarılırdı.. Bunun sonu yoktur.. Demokrasinin hafızası zayıf, Cumhuriyet'in hafızası güçlü olmak zorundadır.. Demokrasi, konjonktüre bağlı olarak, kavgaların, öfkelerin, kinlerin, söylemlerin değişikliğini ve çeşitliliğini içerir.. Bunları hiç unutmayıp, hep eski söylemleri gündemde tutarsanız, kavgaları, kamplaşmaları, kan davalarını unutmazsınız.. Toplumda hiç barış, uzlaşma, istikrar olmaz.. Mesela şimdi Ecevit'in "Su kullananın-toprak işleyenin" söylemini hep gündemde tutup, "Bu Başbakan mülkiyet düşmanı" deseniz, hoş olur mu? Geçmişi, bugün de yaşatmak akıl dışı olduğu için, "Solcu" Ecevit'in DSP'si ile "Ülkücü" Bahçeli'nin MHP'si koalisyon kurarken, bunu Rahşan Ecevit bile içine sindirmek zorunda kalmadı mı? Bu bakımdan Tayyip Erdoğan eğer toplum önünde "değiştim" diyorsa, bunu yeni bir eylem veya fiiliyle yalanlayıncaya kadar, "doğru" kabul etmek zorundayız.. Aksi halde "yarın" da, diğer politikacılara sıra gelir ve ortada ne demokrasi, ne siyaset bırakılır.. ŞAKA
Bağrışan Türkiye!..
Bir televizyon kanalındaki canlı yayında, tartışmacılar birbirlerini dinlemiyor, bağırıp birbirlerine laf atıyorlardı.. Programı seyreden çocuk, babasına sordu.. -Baba, bunlar niye böyle bağrışıyor!.. Babası gülerek cevap verdi.. -"Konuşan Türkiye"yi başaramadıkları için "Bağrışan Türkiye"yi seçti bunlar!.. NE OLACAK HALİMİZ?
Eksikli partilerle demokrasi!..
Siyasi partilerin üç ana dayanağı var.. Bunlardan biri "Temsil Gücü." Temsili demokraside, arkasındaki belirli kitleyi temsil etmeyen, yeterli sayıda seçmeni bulunmayan "Siyasi parti" eksiklidir.. İkinci dayanak, "Program"dır.. Bir siyasi parti, toplumu ve seçmenlerini, ülkeyi daha iyiye götürecek ve mevcut sorunları çözecek bir "icraat programı" bulunduğuna inandırmalıdır.. Üçüncü dayanak da "Meşruiyet"dir.. Meşruiyet, sadece o ülkenin yasaları için değil, evrensel hukuk ve dünya düzeni için de, kabul şartını ifade eder. Bu açıdan belirli oranda seçmeni arkasında bulunduran AK Parti'nin ve Erdoğan'ın "Temsil Gücü" fazla.. Ama, bir seçimde barajı geçecekleri şüpheli olan DSP'nin veya ANAP'ın temsil gücü yok gibi.. "Program" konusunda ise, hiçbir parti, şu anda topluma bir icraat planı sunamıyor.. Bir Turgut Özal yok sahnede henüz.. Vizyonsuz bir partiler düzeni var. "Meşruiyet"e gelince, AK Parti ve HADEP için en önemli sorun bu.. Türk siyaseti, dört-başı-mamur partilere kavuşunca, demokrasi de nefes alacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |