|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fena halde bıktırıcı bir ülke gündemimiz var. Her gün biraz daha sinir yıpratıcı bir hal alıyor. Ve bu ülkede gündemin her türlü kalemi, siyasetle ve devletle bağlantılı olmadan hayat bulamıyor. Toplum mühendisliğinin doğal sonucu olan bir kilitlenme var her yerde. Toplumu dizayn etmek üzere atılmış her adım, daha çok kaos üreterek dönüyor topluma. Siyaseti ve toplumu doğal dinamikleri içinde varolmaktan alıkoyan her teşebbüsün bu sonucu doğurması son derece doğal. Doğal olmayan ise, Türkiye'nin siyaseti dizayn etmek üzere atılan her adımın kriz ürettiğini görmesine rağmen, aynı tarzda yoluna devam etmekteki ısrarı. Bu ısrar, son derece rasyonel olması gereken siyasal değerlendirmeleri bile aşırı "romantik" ya da "kırılgan" bir düzlemde konumlandırıyor. Siyasi partiler yasasında gereken değişiklikleri yapmaktan kaçınan, AB için gereken adımları atmakta sürekli gaz pedalı ile fren pedalına aynı anda basan ve ekonomisini düze çıkarmak için alması gereken kurumsal pozisyonları almayan bir ülkede, "merkez sağda ve merkez solda yenilenmenin nasıl olacağı" konuşulup duruyor. Oysa birinci adım atılmadan diğer arayışların peşinde koşmak, birkaç gündür yazdığımız gibi, Türkiye'yi "yeni oluşum" enflasyonuyla karşı karşıya bıraksa da, bu enflasyon karşısında toplumun "yeni siyaset"i alım gücü düşüyor. Böylece Türkiye "yenilenme" iddiasında olanların, statükoyu pekiştiren ağır yüklerini taşımaya hazırlanıyor. O zaman geliyor iş sadece "Tayyip Erdoğan'ın önü nasıl kesilir?" anti-demokratik sorusuna kilitleniyor. "Yeni oluşum" iddiasında olanların bile, kendileri için özel misyon olarak bunu belirlemeleri, demokrasiden bu kadar uzak bir yerde konum alanların "yeni siyaset"le mesafesini de tayin ediyor. İlginç olan nokta şu: Erdoğan'ın önünü kesmek üzere ortaya çıkan her teşebbüs, Erdoğan'ı daha da güçlendiren bir sonuç üretiyor. Türkiye'de siyaset üzerine kafa yoranların son derece dikkate alması gereken nokta budur. Çünkü Erdoğan tarafından temsil edilen siyaset, kimilerinin zannettiği gibi, tek kişiye yaslanmış bir eksenin ya da sadece karizmaya endekslenmiş bir oluşumun neticesi değil. Kuşkusuz Ak Parti hareketi için Erdoğan tartışılmaz bir merkezi aktör. Fakat, Ak Parti ile ortaya çıkan hareket, sadece tepki oylarını topladığı ya da merkez partiler çözüldüğü için Ak Parti'ye akmıyor. Siyaseti kaba güç ilişkilerinin dışında okuyabilen herkesin rahatlıkla görebileceği gibi, ortada "sosyolojik derinliği" olan bir hareket var. Bu derinlik Türkiye'de "yerellik" ve "evrensellik" arasında konumlanan ve merkez'le çevre'nin sentezini arayan bir temsil istiyor. Kendi taleplerinin iç mimarisini ve dozunu buna göre ayarlıyor. Siyasetin "toplumsal talep" ve "siyasi temsil" ilişkisindeki şekillenişine bakıldığında, Ak Parti "talep" ve "temsil" arasında kendine göre bir "akışkanlık" sağladığı müddetçe, bu ilgi devam edecektir. Dolayısıyla Erdoğan'la mücadele etmek isteyenlerin, nasıl bir "toplumsal talep" ve "siyasi temsil" ilişkisi içinde olacaklarına karar vererek, bunun üzerinde yükselen bir siyaset üretmeleri gerekiyor. "Sosyolojik derinliğe" sahip olmadan, "siyasal genişliğe" sahip olmak istemek "yeni oluşum" olabiliyor, ama bu, "yeni siyaset" olarak tanımlanmayı hak etmiyor. Bu durumdaki hareketlerin Erdoğan'ın önünü kesmekten bahsetmeleri ise sonuçta "elde var sıfır" noktasına öteleniyor. Erdoğan'ın bugünlerde gündemde olan kasetleri, siyasal İslam çizgisinin on yıl önceki söyleminin prototipi. Bu nokta ile merkez sağa doğru ilerleme arasında, merkez sağa yakınlaşarak kutuplaştırıcı siyasetten uzaklaşma arayışında Ak Parti "siyasi varlık" buldu. Bu sadece "Türkiye'de siyaset yapmanın gereklerini anlamak" gibi yatay bir yaklaşımla izah edilemez. Belli bir sosyolojik derinlik tanımlanmadan, sadece, "karizma", "tepki oyları" ve "merkezin çözülmesi" gibi tek eksenli yaklaşımlarla Ak Parti'nin yükselişini analiz etmek, siyaseti güç ilişkilerinden ibaret sayan bir çizgide hizalanılmayı doğurur. Oysa, Ak Parti, "büyük harfle siyaset"in gözüyle değerlendirildiğinde, elindeki "sosyolojik derinlik"le "siyasi alanın genişlemesi" arasında nasıl bir ilişki kurması gerektiği, bu ilişkiyi yeterince doğru kurup kuramadığı bakımından mutlaka değerlendirilmelidir. Çünkü önemli olan, siyasi alanın nasıl genişleyebileceğinin tartışılmasıdır. Mesele, şuraya ya da buraya, "karşı" ya da "yandaş" olma meselesinin üstüne çıkarılmadan, analiz yapmak da, "yeni siyaset" üretmek de mümkün değildir. Bu ülkede artık karar vermemiz gereken budur. Kimin önünün kesileceğine ya da kime yol verileceğine dair bir "siyasal mühendislik" yapılması ve buna endekslenen bir basın faaliyeti, yürütülmesi, siyasetin önünü sadece bir kişi ya da kurum için değil, tüm ülke için tıkıyor. Bunu aşmadığımız sürece, herkesin içinde olduğu bu gemi su almaya devam edecek.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |