T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Irak üzerine düşünelim

Washington'dan döndüğünden beri, başbakan Bülent Ecevit'te Irak konusunda meydana gelen ağız değişikliğini herhalde fark ediyorsunuz; Başkan Bush'un ne kadar kararlı olduğunu Saddam Hüseyin'in anlaması gerektiğini söylüyor. Saddam neyi anlayacak, anlasa ne yapacak? Amerika Irak'a saldırmayı kafaya koyduysa namlunun ucunda Saddam Hüseyin duruyor demektir; o durumdaki biri ne yapabilir ki?

Arkadaşımız Derya Sazak'ın müthiş bir zamanlamayla şu sıralarda yayımlanan "11 Eylül Gölgesinde Saddam" adlı iyi kotarılmış eseri (Doğan Kitap), birbirinden taban tabana zıt iki ayrı Bülent Ecevit portresi çıkarmaya yarıyor. Biri, bundan on yıl kadar önce, Körfez Krizi sırasında, savaş çıkmasın diye çaba gösteren Bülent Ecevit; aynı Ecevit, Beyaz Saray'da lâfı ağzına tıkandığından beri, "ABD Irak'a saldıracak" deyip duruyor. On yıl önce, Bush soyadlı (baba) başkanın saldırgan tutumuna kafa tutar ve her fırsatta Bağdat'a giderken, bugün, Bush soyadlı (oğul) bir başka başkanın uyarısından sonra Saddam Hüseyin'in ipinin çekileceğine inanmış, ne yapacağını bilemiyor...

Saddam Hüseyin, 'ülkesinin güçlü adamı' sıfatıyla yetinip perde gerisinden etki icra ettiği dönemde de, bir saray darbesiyle amcası kadar yakın Hasan el-Bekr'i devirip başkanlık koltuğuna oturduktan sonra da, baskıcı, kan dökmekten çekinmeyen bir çizgi izledi. Sözcüğün tam anlamıyla bir 'diktatör' o. Fırsat bulduğunda egemen bir ülkenin topraklarına tecavüz edebildiğini, kendi uyrukları üzerinde kimyasal silâh kullanabildiğini gördük. Yüzbinlerce bölge insanının hayatını kaybetmesine sebep olan İran-Irak Savaşı ile Körfez Savaşı onun eserleridir.

Bu bir realite. Ancak, bu realite, Bush'un başında bulunduğu ABD'nin Irak'a saldırmasına 'meşruiyet' kazandırmıyor. ABD'nin, her aklına eseni yapmaya, sevmediği liderleri yerinden etmek için silâha sarılmaya yetkisi yok. Geçmişte Saddam'ı kullanarak İran'ı hizaya getirmeye çalışmış, Saddam üzerinden geliştirdiği politikalar sayesinde asker çadırını Körfez'e kurmuş olan ABD, şimdi de, yine Saddam bahanesiyle, bölgedeki bütün dengeleri bozabilecek.

Körfez Savaşı sırasında üstünlüğü elde etmiş, askerlerini Kuveyt'ten çıkararak Saddam'ın itibarını zedelemiş ABD'nin, Bağdat'a yeni bir yönetim yerleştirmekten geri durduğunu burada hatırlatacak değilim. ABD, söz verdiği halde, işgalden kurtardığı Kuveyt'e katılımcı bir sistem getirmek için de küçük parmağını oynatmadı. ABD'nin kendi çıkarlarını ön plana alan uzun vâdeli hesapları var. Bu sebeple, Madelein Albright'ın deyişiyle, "Iraklı yüzbinlerce bebeğin ambargo yüzünden hayatını kaybetmesi, ABD'nin yüce çıkarları karşısında büyütülmemesi gereken küçük bir bedeldir."

Burada üzerinde durulması gereken, 11 Eylül uğursuz eylemlerinin sağladığı 'meşruiyet' zeminini kullanan Washington'un, Afganistan'da arzu ettiği sonucu aldıktan sonra hiddetini neden Irak'a çevirdiği sorusudur. Neden Irak? Ve neden Irak sorununu saldırarak çözmeye kalkışıyor?

11 Eylül ile Irak arasında kurulmak istenen irtibat bugüne kadar somut bir kanıta kavuşturulamadı. ABD de, başlangıçta tekrarladığı iddialardan vazgeçti ve Saddam yönetimini, şimdi, 'kitle imha silâhları' üretmekle suçluyor. Eski bir suçlama bu. Ancak, 11 Eylül'ün ardından yaygınlaşan 'şarbon paniği'nin hatırlattığı gibi, 'kimyasal' ve 'biyolojik' alandaki silâh çalışmalarında adı akla gelen ilk ülke Irak değil, ABD... Kitle imha silâhları üzerinde çalışmalarını sürdüren ve BM'nin silâhsızlanma çağrılarına kulak tıkayıp bu alandaki anlaşmaları imzalamaktan kaçınan da yine ABD. Saddam'a yönelttiği suçlama, bir de bu sebeple, havada kalıyor...

Sorun için tek çözüm saldırı da değil; ABD, tâlimatla kendi çizgisine sokacak yerde eski dostluğu sebebiyle Ecevit'ten Saddam'ı ikna konusunda yararlanabilirdi. Ancak, görülüyor ki, Ecevit'e (Türkiye'ye) biçilen görev, sorunu çözmek değil, saldırıya destek vermek...

Pandora'nın kutusu açıldıktan sonra etrafa saçılacak uğursuzlukları düşünen bile yok...


23 Ocak 2002
Çarşamba
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED