|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Şükrü Türen'den beklenen açıklama geldi. Nihayet! Türen, Nazım Hikmet Yılı'nda bir Necip Fazıl oyununun sahnelenmesini "izah edilemez" buluyor, bu konuda yöneltilen soruları da "ısrarla" ("ustalıkla" mı demeliydim?) geçiştiriyordu. Gönderdiği açıklama, benim açımdan tatmin edici oldu. Ama üslubunu yadırgadım. Çok çok yadırgadım ve bu tavrı aydın/entelektüel bir sanatçıya yakıştıramadım. Ona teşekkürlerimle birlikte teessüflerimi bildiriyorum. Diyor ki Türen: "Bir süredir basında yer alan 'Nazım Hikmet Yılı'nda bir Necip Fazıl oyunu sahnelenebilir mi?' başlığı çerçevesinde gelişen bir tuhaf tartışmanın ortasında bulduk kendimizi. Kurumumuzu, mesleğimizi ve meslektaşlarımızı hedef alan bir düzine yazı yayımlandı. Kimse bize bir şey sormuyor, sebebini ve amacını bilmediğimiz bir şekilde bizim ve Türk tiyatrosu için son derece önemli konular ikinci, hatta üçüncü, dördüncü ağızlardan gündeme getiriliyordu." Türen'in, "ikinci, hatta üçüncü, dördüncü ağızlar" diyerek aşağıladığı isimler arasında bu satırların yazarı da var. Bu meseleye "ikinci, hatta üçüncü, dördüncü şahısların" burnunu sokmasından duyduğu rahatsızlığı anlamakla birlikte, yalnızca kendisinin söz sahibi olduğunu düşündüğü bir konuda başkalarını "ehil" saymamasını da, doğrusu, ayıplıyorum. Üstelik Türen "doğru"yu söylemiyor. Yeni Şafak muhabirlerinin Şükrü Türen'le diyalog kurmak için ne kadar uğraştıklarını, sadece olayın ikinci dereceden tanıkları değil, Şehir Tiyatroları yönetimi de biliyor. Ama Türen "ikinci, hatta üçüncü, dördüncü ağızların" diyalog kurma çabalarına, bırakın duyarlılık göstermeyi, "olumsuz" cevap bile vermedi. Şimdi kalkmış, "aldığı taze bir karar"ın arefesinde (Yeni dönemde, Necip Fazıl'la birlikte Musahipzade Celal ve birçok "unutulmuş değer"i sahneye taşıyacaklarmış!), bu meseleyi kurcalayan insanları karalıyor. "Gazetecilik heyecanına verdiğimiz bu olayın aslının bilinmesinin gerek muhatapları, gerekse seyircimiz açısından önemli olduğunu düşünüyorsak da, bugüne kadar yanıt vermememizin sebebi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nu polemiklerden uzak tutma isteğimiz ve özenimizdir." Türen'in, "gazetecilik heyecanı"nı tahfif etme hakkını kimden ve nereden aldığını bilmiyorum, ama "Şehir Tiyatrosu'nu polemiklerden uzak tutma isteği ve özeni"nin, Türen'den değil, meslek heyecanları "tahfif"le karşılanan gazetecilerden kaynaklandığını çok iyi biliyorum. Nasıl mı? Şöyle: "Biz Nazım Hikmet'e fitiz de..." başlıklı yazım üzerine Flash TV'den bir yetkili aradı. Kibar bir bey... "Necip Fazıl-Nazım Hikmet karşıtlığı"nın yaratılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdikten sonra, konuyu "Savaş Abi" programına taşımak istediklerini, Şehir Tiyatrosu'ndan bir arkadaşla birlikte beni canlı yayın konuğu olarak alabileceklerini bildirdi. Teşekkür ederek bu daveti kabul edemeyeceğimi, çünkü konunun medyada speküle edilmesinin hem bu karşıtlıktan beslenen ideolojik çevreleri hoşnut edebileceğini, hem de Şehir Tiyatrosu yönetimini sevimsiz bir konuma düşüreceğini söyledim ve mesele de kendiliğinden kapanıverdi. Şükrü Türen, gecikmeli de olsa, lütfedip "açıklama" borcunu ödedi. Ama açıklamadan doğan bir de "özür" borcu var.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |