T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Fazilet Partisi beni savunmayı unutmuş (!)

Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı yayınlandı. Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, bir basın toplantısı ile bu kararın Anayasa'ya aykırı yönlerini kamuoyuna açıkladı.

Ben de, hükmün kendime ilişkin kısımlarını tetkik imkânını buldum.

Komplo iddiası

Kararı incelerken, şaşırtıcı bir durum ile karşı karşıya kaldım. İddianamede, en fazla suçlananlardan biri olmama rağmen, savunmayı üstlenen arkadaşlar beni müdafaa etme gereğini duymamışlar!

5 Ocak 2002 tarihli Resmi Gazete'nin 197'nci sayfasından itibaren ön savunma yayınlanıyor. 239'uncu sayfada "Parti üyelerinin eylemleri"nin tek tek savunması yapılıyor.

Başsavcı Vural Savaş'ın eylem diye gösterdiği deliller zaten konuşmalardan ibaret. Bu konuşmaların yanı sıra, başsavcı, Oktay Ekşi'nin bir makalesine dayanarak, beni, Merve Kavakçı ve Erbakan'la irtibat içinde, bir komplonun düzenleyicisi olarak gösteriyor.

Ekşi'nin makalesi

Savunma işini üstlenen Yozgat milletvekili Cemil Çiçek'e, 9 sayfalık bir savunmayı ve eklerini vermiştim. Özellikle Oktay Ekşi'nin makalesi üzerinde durmuştum. Oktay Ekşi 3 Mayıs 1999 tarihli makalesinde, beni, Erbakan ve Merve Kavakçı ile eylem birliği içinde takdim ediyordu.

Vural Savaş "daima özgürlüklerden yana tavır koyan bir yazar" olarak tanıttığı Oktay Ekşi'nin makalesini aynen iddianamesine almıştı. Ekşi, "Erbakan ile benim ortak eylemimizi"(!) şu şekilde tarif ediyordu:

"...Belli ki bir terör çetesi gibi hazırlanmışlar. Geride sabotaj planlarını hazırlayan bir beyin var... Sabotaj planının sahibi Necmettin Erbakan'dan başkası değil. Nazlı Ilıcak ile Merve Kavakçı da sabotaj planının uygulayıcıları. Görev bölümünü böyle yapmışlar. Ama Erbakan açısından bir sorun yok. Çünkü, bomba Kavakçı'nın beline sarılı. Yaklaşık sekiz yıl önce TBMM'nin yeni bir yasama dönemine başlayacağı gün, aynen Merve gibi militan bir ruhla oraya gelmiş bir Leyla Zana vardı. O bölmek için gelmişti; Merve ise yıkmak için..."

Başsavcı Vural Savaş'ın, Aydın Menderes hariç, bütün Fazilet Partili milletvekillerinin yasak kapsamına alınmasını talep ettiği ilk iddianamesinde, Erbakan haricinde sadece bana, Merve Kavakçı'ya, Abdüllatif Şener'e, Abdullah Gül ile eski milletvekilleri Ramazan Yenidede ve Mehmet Sılay'a yönelik suçlamalar mevcuttu.

Şener ve Gül

Savaş, benim refakatimde Genel Kurul salonuna giren Merve Kavakçı'yı, bütün FP'li milletvekillerinin alkışlamasını ve bir gün sonra Abdüllatif Şener'in, Merve Kavakçı'yı savunduğu basın toplantısına çok sayıda milletvekilinin katılmasını, antilaik eylemlerin parti tarafından benimsenmesinin delilleri olarak sunuyordu:

"3.5.1999 günü, Merve Kavakçı'nın TBMM'de yaptığı başörtüsü eylemini, insafsız ve ancak bir ajan provokatöre yakışıcak biçimde, Amerika'da zencilerin insan hakları için yaptığı mücadeleye benzeten Abdüllatif Şener'in basın toplantısına, FP'li pek çok milletvekilinin katılması, eylemin FP'li yöneticiler tarafından planlandığını ve teşvik edildiğini göstermektedir." (İddianame - Resmi Gazete- sayfa 176)

* * *

İlk iddianamede Abdullah Gül'e ait şu suçlamalara rastlanıyordu:

"...FP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül, 2.5.1999 tarihinde, Kanal 7'de yayınlanan Hafta Sonu haberlerine iştirak ederek 'Başörtülü birisi Meclis'te Anayasa'yı ihlâl ediyorsa, Meclis dışında da ihlâl ediyor demektir. O zaman, dışarıdaki bütün başörtülüleri topla. Otobüstekiler de ihlâl ediyor demektir. Uçağa da bindiremezsin. Özel hayatında laikliği ihlâl edebilirsiniz, milletvekili olunca laikliği ihlâl edemezsiniz, bu çok yanlış bir mantık...' demiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun bir şekilde, dünya işlerinin laik hukukla, din işlerinin de kendi kurallarıyla yürütülmesini kabul etmiyor. Her ikisinin de aynı kurallara tâbi olmasını istiyor."

Ek iddianame

Fazilet Partisi'ni, "metastas yapan habis bir ura" benzettiği ilk iddianamesi, Anayasa Mahkemesi tarafından yetersiz bulununca, Savaş, ek bir iddianame ile, benim de içinde bulunduğum 17 eski ve yeni milletvekilinin konuşmasını ve bir belediye başkanının demecini yeni deliller olarak Anayasa Mahkemesi'ne sunmuştu.

Ek iddianamede adı geçenler: Recai Kutan, Abdullah Gül, Ramazan Yenidede, Mehmet Sılay, Abdüllatif Şener, Musa Uzunkaya, Musa Okçu, Mehmet Ali Şahin, Bülent Arınç, Mustafa Kamalak, Fethullah Erbaş, Naci Terzi, Remzi Çetin, Mehmet Altan Karapaşaoğlu, Mehmet Ziya Kahraman (Altındağ Belediye Başkanı) Cemil Çiçek, Abdullah Gencer, Bekir Sobacı idi.

* * *

Ben, şu cümleyi sarfettiğim için ek iddianamede de suçlanıyordum: "Fazilet Partisi iktidar olunca bu zulüm çözülecek. FP, başörtülü hanımefendileri Parlamento'ya sokacak. Başörtülü milletvekili olacak. Bakalım ne diyecekler milletin seçtiklerine. Başörtülü bakan olacak bu memlekette. Nerede bir zulüm varsa, o zulmü çekenlerin siyasi talebi olur." (Seçim öncesi Kayseri mitinginde)

Benzer cümleler

Benimkine benzer sözleri söyleyenler vardı:

Abdüllatif Şener: "..Bakın Merve Kavakçı'nın ismi kazanacak yerdedir. Bu kardeşimiz Meclis'e girecektir. Böyle bir misyondaki bir insanın Meclis'e milletvekili olarak girmesi demek, Meclis'te sorunun çözülmesi demek."

Bülent Arınç: "...Merve Kavakçı elbette siyasi simge olarak türban takıyor. Peruklu demokrasi olmaz. 75 yılda Meclis'e türbanlı milletvekili girmediğini söylüyorlar. Ama bundan sonra türbanlı milletvekili girmeyeceği anlamına gelmez. Kavakçı bu konuda ilk olacak."

Mustafa Kamalak: "Başörtüsü yasağı tam anlamıyla bir zorbalıktır."

Cemil Çiçek: "Millet, dinin emirlerini ile devletin emirleri arasına sıkışıp kalmıştır. Dini için devleti mi, devleti için dinini mi karşısına alacak?"

Recai Kutan: "Elbette başörtülü bir hanımefendi kardeşimiz Parlamento'ya girmeli. Bileğinin hakkıyla olabiliyorsa, bakan da olmalı. Bu hayat tarzını Merve Hanım benimsemiş durumda; bu şekilde vatandaşın önüne çıkmış; başörtülü fotoğrafı ile Yüksek Seçim Kurulu'na başvurmuş ve uygun görülmüş. Parti olarak telkinde bulunamayız Merve Hanım'a. Merve Hanım Parlamento'ya girer, yeminini eder. Parlamenter olarak görevini yapar."

Görüldüğü gibi, Genel Başkan da dahil partinin ileri gelenleri Merve Kavakçı'nın Meclis'e başörtüsü ile girip yemin edeceğini söylüyorlar.

O zaman ben, sırf Kavakçı ile birlikte Genel Kurul salonuna girdiğim için nasıl cezalandırılıyorum? Merve Kavakçı'yı FP Başkanlık Divanı milletvekili adayı olarak göstermedi mi? Peki parti yönetimi, Kavakçı'nın yemin etmemesi istikametinde bir karar mı aldı? Veyahut Kavakçı başörtüsünü çıkarıp Genel Kurul salonuna girsin talimatı mı verdiler?

Aksine, yukarıda sıraladığım ve iddianamede de yer alan cümlelerden anlaşıldığı gibi, hepsi, Kavakçı'yı ve onun başörtüsü ile Parlamento'ya girip yemin etmesini savundular. Üstelik Abdüllatif Şener, Genel Başkan Recai Kutan'ın talimatıyla Meclis'te bir basın toplantısı düzenledi ve Kavakçı ile türban meselesini müdafaa etti. Doğru olan da zaten buydu.

Ama nedense Anayasa Mahkemesi'ne verilen savunmada, ne benim Kayseri mitinginde sarfettiğim cümlelere temas ediliyor, ne de Oktay Ekşi'nin beni komplocu gibi gösteren makalesine.

Bu yüzden de Anayasa Mahkemesi (Resmi Gazete sayfa 577) kararında, "İddianame ve ekinde kimi milletvekillerine ilişkin olduğu ileri sürülen laiklik karşıtı eylem ve konuşmaların, dosyadaki delillerle kanıtlandığı ve bunların davalı parti tarafından da kabul edildiği anlaşılmıştır" deniliyor.

Çiçek'in sözleri

Benim aleyhimdeki en önemli delil Oktay Ekşi'nin yazısıydı. Ve ben, Hürriyet gazetesine gönderdiğim, durumu açıklayan tekzibi, FP savunmasından sorumlu Cemil Çiçek'e vermiştim.

Cemil Çiçek "Savunulsaydınız bile bir şey değişmezdi" diyor ve bu ihmalden kendisinin sorumlu olmadığını beyan ediyor. Ayrıca, benim, Recai Kutan ile benzer sözler sarfetmem sebebiyle, onu savunarak beni de savununduklarını belirtiyor. Peki diğer milletvekilleri de benzer sözler sarfetmişler; niçin onların teker teker müdafaası yapılıyor?

Üstelik, konuşmadan ziyade, Merve Kavakçı ile Genel Kurul salonuna girmem, iddianamede önemli bir yer teşkil ediyordu. Beni savunmak için, Kavakçı'nın adaylığının FP Başkanlık Divanı kararı olduğunu söyleseler, zor duruma düşeceklerdi. Meselâ Cemil Çiçek de, Merve Kavakçı'yı aday gösteren Başkanlık Divanı'nın üyesiydi.

* * *

Savunma metninde iki cümlede benim ismim geçiyor:

1) "İstanbul milletvekili Nazlı Ilıcak'ın, çeşitli televizyon konuşmalarında, başörtülü milletvekilinin görev yapabileceği yönünde tahriklerde bulunduğu..."

2) "Partimiz milletvekili Nazlı Ilıcak'ın üniversitede başörtüsü uygulamasını eleştirmesi laiklik karşıtı bir eylem olarak görülemez."

Oysa, iddianamede, -savunmada söylenenlerin aksine- Show TV ve Star televizyonuna yaptığım açıklamaların, kışkırtıcı beyanlar ve tahrik olduğu hususu yer almıyordu. Başsavcı bu konuşmalardan, Merve Kavakçı'nın Meclis'te yapacağı eylemi, tüm FP milletvekillerinin önceden bildiğinin anlaşıldığını belirtiyor, dolayısıyla, FP'nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiğini ileri sürüyordu.

Show TV ve Star televizyonuna, başörtülü aday gösterilip gösterilmemesi meselesinin, Genel İdare Kurulu'nda tartışıldığını, içinde benim de bulunduğum bir grubun bunda sakınca görmediğini anlatmıştım. Kararın, Başkanlık Divanı'nda alındığını da belirtmiştim. Başsavcı, benim konuşmamdan "kışkırtıcı beyan" olarak söz etmemişken, savunmada, hakkımda mevcut olmayan bir iddia, sanki bizi suçlamak istercesine dile getirilmiş.

Ayrıca, iddanamenin hiçbir yerinde "Üniversitelerdeki başörtüsüne sahip çıkmamızdan" bahsedilmemişken, savunmada, "Nazlı Ilıcak'ın üniversitede başörtüsü uygulamasını eleştirmesi laiklik karşıtı bir eylem olarak görülemez" deniliyor.

Bir garip unutkanlık

Özetle, Cemil Çiçek veyahut bir başkası, savunulacak yerde beni savunmamış, savunulmaması gerekeni ise, (Üniversitelerdeki başörtüsü konusunu) tek cümle ile savunmuş. Üstelik mevcut olmayan "tahrik" iddiası ile de kafaları karıştırmış.

Meseleye iyi niyetle yaklaşıp, "savunmayı üstelenen arkadaşlar herhalde beni unuttular" diyeceğim.

Kasıt olsa fark etmez; çünkü ben vazifemi dürüstçe yaptım. Hiç kimseyle pazarlık içine girmedim. Hiçbir kulis faaliyetine katılmadım.

Öyle ki, başörtülü karısı hakarete uğradığı için Vural Savaş'a dava açan Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç dahi, parti kapatılmasına ilişkin çoğunluk kararına itiraz ederken, benim yasaklanmam hususunda oybirliğine katılmıştır.

Savunmamın yapılmaması da, Kılıç'ın bu tavrı da, bende hayal kırıklığı yaratmadı. Çünkü "bindirilmiş kıtalarda" yer almaktansa veyahut "sindirilmiş kıtaların" sönük bir ferdi olarak kalmaktansa, vicdanı hür bir eski milletvekili konumunda bulunmayı bin kere tercih ederim.


23 Ocak 2002
Çarşamba
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED