|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"İnsan"a tanıklık etmeden "erdem"e kavuşulamaz. Bunun için de insanlığın "yüksek değerler" adına verdiği mücadelenin tarihine sahip çıkmak gerekir. O tarihi unutturmaya çalışan "bahaneler"e direnmek demektir bu aynı zamanda. İşte 11 Eylül sonrasında bir yandan dünyayı kuşatmaya çalışan terör belası ile mücadele etmek, ama aynı zamanda da bu mücadeleyi insanlık tarihinin kazanımlarına sahiplik ve tanıklık eden bir pozisyondan üretmek bu direnişin ajandasıdır. Bu çağa tanıklık etmek için "kötülük" üzerine derinlemesine bir tefekküre sahip olmak gerekiyor. İyilik ve ahlak üzerine yoğunlaştırılmış bir bilgiye sahip olmak yetmiyor, bazen de hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü "iyilik" net artık. İnsanlığın binlerce yıldan beri demlediği "erdem" bilinmez bir şey değil. Neyin iyi olduğu artık "sır" değil. Lakin "kötülük", son derece giriftleşmiş durumda. Kötülüğün kendini nerede ve nasıl göstereceği konusunda tahminleriniz ne kadar bileylenmiş olursa olsun, her zaman daha şaşırtıcı bir şeyle karşılaşmanız mümkün. Ve artık "kötülük" kendini iyiliğin diliyle ve iyiliğin araçlarıyla gerçekleştirmekte fevkalade ustalaşmış durumda. Bu nedenle, "siyaset" ve "yönetim" katında daha erdemli bir toplum hayatı inşa etmek üzere gerçekleştirilen tüm uygulamalar, şartların değişmesiyle kolayca "siyasal erdemsizliğin" yolunu açan bir sonuç doğurabiliyor. Ve maalesef kötülük ve erdemsizlik çok çabuk yayılabiliyor. Terör, tüm insanlığı bir belayla mücadele etmek uğruna başka belalara savrulmaya zorluyor. Üstelik bunu son derece masum çehreli gerekçelerin arkasına saklanarak yapmaya çalışıyor. 11 Eylül'le beraber sadece insanlar değil kavramlar ve zihinsel alışkanlıklar da "travma" geçirdi, geçiriyor. Bu nedenle birbirini destekleyen kurumlar birbirinin alternatifi gibi algılanmaya başlandı. Demokrasinin terör karşısında çok savunmasız kalmasından hareketle, yeni yasalar çıkarılıyor. Bu yasalar sivil hayatın kurumlarıyla, bir savaş durumunun kurumlarını birbirine karıştırıyor. Üstelik her şey güvenlik mantığı ile algılanmaya başlanınca, siyasetin söz söyleme hakkı da tırpanlanıyor. Böylece hukuk, siyasetten kopuyor ve demokrasiyi kuşatan reflekslerle donanıyor. Ve terör gerçek amacına, argümanlarını her yere yayarak ulaşıyor. Çünkü terörün istediği gündelik hayatı normal ve sivil seyrinden çıkarmak ve tamamen güvenlik kodlarına teslim olmuş bir hayat elde etmektir. Böylece terörün kendini meşrulaştıracağı "baskıcı" ortam kurulmuş olur. Terörü önlemek üzere öncelikle demokrasiyi ve siyaseti ayakta tutmalısınız. Siyaseti ve demokrasiyi terör bahanesiyle kısıtlarsanız, bu durumda terör için en elverişli ortamı tesis etmiş olursunuz. Hukuk da siyasetin ve demokrasinin muhafazası için vardır ve anlamlıdır. Oysa 11 Eylül sonrasında adım adım hukuk ile demokrasi arasında bir "gerilim" oluşuyor. Böylece "kötülük" kendini insanlığın en temel kurumları arasında gerginlik yaratarak üretiyor. Bu gerginliğin arasında sıkışan zihinler ise, siyaseti ayakta tutarak, demokrasiyi güçlendirerek ve hukuku bunların muhafızı yaparak terörle mücadelenin nasıl olacağını düşünmeye güç yetiremiyor. Tam da bu noktada insanlık tarihine "tanıklık" etmede bir zaaf oluşuyor. Kötülüğün kendini en meşru kavramlar ve kurumlar üzerinden gerçekleştirme hamlesi de bu zaaftan faydalanarak güçleniyor. Ve "kötülük" her yere bulaşarak, Batı'nın küresel ölçekteki adalet problemlerini konuşmayı da, İslam dünyası'na demokrasinin su ve ekmek kadar gerektiğini de gündemden çıkarmaya çalışıyor. Buna direnmek gerek… İnsanlık gerçekten büyük bir sınav veriyor. Kötülüğün sirayet gücü çok yüksek. Buna karşı, insanlığa tanıklık etmeye devam etmekten ve zihinleri bileylemekten başka yol yok…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |