|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan Bülent Ecevit Türkiye'ye döndü, ama ABD'deki temasları hâlâ haber ve yorumlara konu olmaya devam ediyor. Neşe Düzel, George W. Bush'un ulusal güvenlik danışmanı Condoleeza Rice'ın Türkiye'nin modelliğinden söz ederken "Zengin, kalkınmış, yolsuzluklardan arınmış, eğitim sorununu çözmüş, ılımlı bir İslâm ülkesi olmasını bekliyoruz" dediğini bu hafta görüştüğü Gündüz Aktan'ın dikkatine sundu. Baktım, ertesi gün de, Murat Yetkin, yorumunu aynı özete oturtmuş… Özete bir itirazım yok; Bn. Condoleeza Rice, bizim Washington'a ayak basmamızdan 24 saat önce karşısına çıktığı meslektaşlarımıza gerçekten öyle söyledi; onlar da dinlediklerini not alıp bizlere aktardılar. Konuşma metni okununca, uluslararası ilişkiler profesörü Bn. Rice'ın yönetimin görüşlerini en anlaşılır cümlelerle ifadeden öte fazla bir şey yapmadığı fark ediliyor… 'Söyleten' de elbette önemli, ama "Türkiye örnek ülke olmalı" sözünü 'söyleyen'in kimliğini ben daha da önemsiyorum. O sözün ne anlam taşıdığını, 'örnek ülke' denildiğinde ne anlamamız gerektiğini, ancak 'söyleyen' üzerinde yoğunlaşarak çözebiliriz… 'Ulusal güvenlik danışmanı', bakan sıfatını taşımasa bile, ABD yönetiminde en önemli koltuklardan birini işgal eder. Karar alma mekanizmasının tam göbeğindedir. Geçmişte, Henry Kissinger ve Zbigniev Brzezinsky gibiler o sıfatı taşımışlardı. Condoleeza Rice, hem zenci hem de kadın olarak, o koltuğa iki yenilik getirdi. Bayağı önemli biri o. 'Condoleeza' pek öyle hergün karşılaşılan isimlerden değil; meğer ırk ayrımının en yoğun yaşandığı yıllarda, o ayrımın en vahşi örneklerinin görüldüğü Alabama'da dünyaya gelen kızına, rahip olan babası, bu adı, geleceğe umutla baktığını göstermek için vermiş. Baba Presbiteryan kilisesinde rahiplik yapar, annesi aynı kilisede org çalarmış. İkisi de öğretmenmişler. Müzik sevgisiyle büyümesini istedikleri için, İtalyanca bir müzik terimi olan 'Condoleeza' ismini vermişler yavruya. Üç yaşında piyano dersleri almaya başlamış Condoleeza, özel hocalardan Fransızca ve İspanyolca öğrenmiş. Buz pateninde de iddialıymış… İlginç olan şu: Virtüoz derecesinde piyano öğrendiği, buzda kaydığı, Fransızca ve İspanyolcada ustalık peyda ettiği günlerde, Condoleeza tamamen siyah öğrencilerin devam ettiği bir sınıfta okuyormuş. Irkçı Alabama'da siyahi bir kızın beyaz yaştaşlarıyla aynı okula gitmesi, o yıllarda, düşünülemezdi bile… Dini inançları sağlam babanın ileri görüşlüğüne, kızını o günün değil, geleceğin şartlarına göre yetiştirme azmine bakın… Rice Ailesi, küçük kız 10. sınıfa geldiğinde, Denver'e taşınmış da Condoleeza zenci-beyaz karışık bir okulda okuma fırsatını ilk orada bulabilmiş. Çalışkanlığı sebebiyle iki sınıf atlamış Condoleeza ve liseden 15 yaşında mezun olmuş. Notre Dame Üniversitesi'nden master, Denver Üniversitesi'nden de doktorasını almış; Stanford Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler alanında profesörlük yapmış… İhtisası Sovyetler Birliği… Etkileyici bir hayat hikâyesi, değil mi? Amerika'nın şu sıralarda nasıl insanların görüşleri istikametinde politika belirlediğini daha iyi anlamamızda, 'ulusal güvenlik'ten sorumlu Bn. Rice'ın kimliği ipuçları sağlıyor. Denver Üniversitesi'nde okurken, William Shockley adında bir profesörden de dersler almış Condoleeza Rice; adam düpedüz ırkçıymış ve "Siyahların zekâ seviyeleri düşüktür" iddiasındaymış… Bu tür aptallıklara tahammül etmek zorunda kalmış bugünün ulusal güvenlik danışmanı… Bize şimdilerde hikâye gibi geliyor, ama gerçek bu. Alışveriş ettikleri dükkânın sahibi, "Siz beyazlara ait odada elbise deneyemezsiniz" diye çıkışmış bir keresinde… Sanki tarih öncesinde kalmış gibi dehşetle hatırlanacak o günleri, "1964 yılında sivil haklar yasası geçip ayrımcılık kaldırıldı; ilk defa bir karışık lokantaya gittiğimizde, insanlar yemeklerini bırakıp dakikalarca bize bakmışlardı" diye anlatıyor Condoleeza Rice… Stanford Üniversitesi'nde bir yandan ders verirken, bir yandan da öğrencilerin dini ihtiyaçlarıyla ilgilenmiş. "Hem profesördüm, hem de provost" diyor. Kilise bağlısı anne-babanın ilgisini hep devam ettirmiş. Kendisiyle hayatı ve düşünceleri üzerine uzun boylu bir mülâkat yapan olan Oprah Winfrey'e anlattıklarını okurken müthiş etkilendiğimi saklayamam (Oprah Magazine, Şubat 2002)… "Söyleyene değil söyletene bak" demişler demesine, ama "Türkiye örnek bir ülke olmalı" cümlesiyle neyin kast edildiğini anlamak açısından 'söyleyen' (Rice) de en az 'söyleten' (Bush) kadar önemli bence. Dindar, gençliği ayrımcılığa muhatap olarak geçmiş, geleceğin insanı olarak yetiştirilmiş, profesyonel olarak Sovyetler Birliği'ni incelemiş, hayatının en büyük mutluluğunu Sovyet sisteminin çökmesiyle yaşamış biri Condoleeza Rice… Türkiye'yi nasıl bir model olarak görmek istediği bu kişilikte saklı işte… Türkiye'de ayrımcılığa tâbi gençlerin Condoleeza Rice'ın hayat hikâyesinden çıkaracakları dersler var. "Benim anne-babam" diyor Condoleeza Rice, "Süpermarkette beyazlarla birlikte oturamazken, benim bir gün başkan olacağıma inanırlardı…" Başkan olmadı, olmak da istemiyor Condoleeza Rice, ama sadece Başkan Bush'u değil, gördünüz işte, Bülent Ecevit üzerinden bizleri de etkiliyor… Dünyanın gerçekten türlü halleri var.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |