|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hani ünlü bir şarkı vardır, "Parra... parra... parra. Varlığı bir dert, yokluğu yara." Bizim "dalgalı kur programı" da bu şarkıya benzedi; "dolar dolar dolar, yükselmesi bir âlâ düşmesi bela." Şu günlerde yüzünden gülücükler eksik olmayan ve "MHP'den başka bir derdi" bulunmayan Kemal Derviş de bu şarkıyı mırıldanmaya başladı. "Kurtarıcımız" Kemal Derviş "Bu aşırı değerlenmiş Türk Lirası'nı mutlaka piyasalar düzeltecek" açıklamasını yaptı. Derviş'in dolardaki düşüşe "demeç müdahalesi" dün bir parça etkisini gösterdi. Ama biliyorsunuz "lafla peynir gemisi yürümez." "Türkiye ekonomisi nereye gidiyor?" diye bir bakarsak, Türk ekonomisini "krize atan" etkenler" birer birer ortaya çıkıyor. Zaten Kemal Derviş de önceki gece açıkladı. "1994 yılındaki birkaç hafta dışında Türk Lirası hiçbir zaman bu kadar değer kazanmamıştı." Türk Lirası "bu kadar değer" kazanınca ne oluyor. Türk Lirası değer kazanınca ithal malları ve ithal girdileri ucuzluyor. Memleket neredeyse bir zamanlar "çıpalı kur programı" uygulanırken var olan "ithalat cenneti" haline geliyor. İthalatçılar için "cennet" olan ülkemiz maalesef "Türkiye ekonomisini kurtaracak döviz girdisi sağlaması beklenen ihracatçılarımızı" fena şekilde endişelendiriyor. Türk Lirası değer kazandıkça Türk mallarının "rekabet gücü" düşüyor. Bu da ihracatta pazar kaybetmemize neden oluyor. Bu son gelişmelerin "Sıcak paracıların bir yüksek faiz operasyonu" olduğuna inanıyorum. Bankalar dahil herkes elindeki dövizi bozup Türk Lirası'na dönüyor. Çünkü "döviz düşüyor, Türk Lirası'na verilen faiz yükseliyor" Vatandaş birikimini "daha akıllı ve verimli" değerlendirmek için liraya dönüyor. Yine aynı şekilde bankalar da, Merkez Bankası'nın "sözle uyarısına" rağmen "açık pozisyonlarını" yeniden alabildiğine açmaya başladılar. Yurt dışında tutulan paralar "yüksek faiz" nedeniyle Türkiye'ye doğru yola çıktılar. Merkez Bankası bu "dalgalı kur oyununu" sadece seyretmekle yetiniyor. 1999 Kasım ayında ortaya çıkan "likidite krizinde" "Aman IMF kızar" diyerek, likiditeyi artırmamış ve başta Demirbank olmak üzere bazı bankalarımızın fona devredilmesine seyirci kalınmıştı. Ancak Mayıs ayında o günkü tutumlarının yanlış olduğunu görüp, "takas" gibi yollarla bankalara nefes aldırılmaya çalışılmıştı. Şimdi yine geç kalacaklar. Her geç kaldıklarında olduğu gibi "iş işten geçtikten sonra" Merkez Bankası piyasadan döviz toplamaya başlayacak. Döviz alarak kurları "istikrara" kavuşturmak isteyecektir. Zaten bu yolda önemli kişilerin "tavsiyeleri" de var. Merkez Bankası döviz almak için piyasalara vereceği Türk Lirası'nı "enflasyonist etki" yapmasın diye geri çekmek isteyecektir. Geri çekmek için "faizlerin yükselmesi" gerekecektir. İşte burada, her çeşit iletişim araçları ile "piyasaya hakim olan ve piyasayı yönlendirebilen" "sıcak paracılar" Merkez Bankası'nın Türk Lirası'nı geri çekmek istemesini iyi değerlendirip, "daha çok faiz, daha çok faiz" diyerek faiz gelirlerini artıracaklar ve Türkiye ekonomisini bir önceki döneme getirecekler. Artık bu "kısır döngüyü" kırmak için gerçekten "kişilikli ve etkili" bir Merkez Bankası'na ve "Acaba IMF ne der?" korkusuna kapılmayacak ekonomi yönetimine ihtiyaç var. Amerika patronumuz mu yoksa müttefikimiz mi?
Son günlerdeki gelişmelere baktıkça ben "bir tuhaf" oluyorum. Amerika Büyükelçisi bütün siyasi partilerimizi dolaşıyor, hükümetin başındakilerle "sıkı fıkı" bir temas içersine giriyor. Gerekçe "hükümet ortakları arasında uyumsuzluğa neden olan uyum yasaları konusunda orta yol bulmak" oluyor. "Büyükelçi misin, genel vali misin?" sorusunu kendi kendimize sorarken, bu kez gündeme Amerikan Hazine Müsteşarı John Taylor giriyor. "Türkiye'nin ekonomik durumu" hakkında "gerçek" bilgilere sahip olmak için sadece hükümet yetkilileri ve bürokratlarla değil, İstanbul'da işadamları, akademisyenler ve bankacılarla da görüşüyor. Bu arada belki "ayıp olmasın" diye "kendi içlerinden çıkan" Kemal Derviş'le görüştükten sonra Ankara'ya gidiyor. Orada da Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanları ile görüşüyor. "Teftişe" mi geliyor, gerçekten "yardıma" mı geliyor belli değil. Sonra da çıkıp "Türkiye ekonomisi iyi yoldadır" gibi klasik bir cümle kullanıp çekip gidiyor. Bu durum beni rahatsız ediyor, sizi etmiyor mu?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |