|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
New York Times'ta Thomas Friedman, yazı stilinde kendisine özgü bir 'cinlik' daha yapmış ve Sean Penn ile Susan Sarandon'a Oscar ödülü kazandıran 'Dead Man Walking'i makalesinin başlığı yapmış. 'Dead Man Walking' -yani elektrikli sandalyeye doğru- 'ölü adam yürüyor'. Makaledeki, ölümüne doğru yürüyen bu 'ölü adam' kim? Yasir Arafat… Friedman, İsrailli gazeteci David Makovsky'nin "Herkes Arafat'ın Nelson Mandela olmasını umdu ama Robert Mugabe'ye dönüştü" sözüne atıf yaparak, 'ölü adam' olarak gördüğü Arafat'ın bu durumunun ortaya 'beş seçenek' çıkarttığını öne sürüyor ve bunları sıralıyor: "Seçenek bir: Arap liderleri biraraya gelecekler ve Arafat'ın yerine geçerli bir müzakere partneri bulmaya çalışacaklar ve İsraillilere, (işgal ettikleri toprakların) tümünden geri çekiliş karşılığında bir pan-Arap ve kapsamlı barış planı sunacaklar. Seçenek iki: Filistin, Ürdün'dür - İsrail, Ürdün'ü Arafat'ın yerine almaya ve İsrail'in orada güvenebileceği tek Arap tarafı olarak, Batı Şeria üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmeye davet edecek. Seçenek üç: Ürdün, Filistin'dir - Ariel Sharon Batı Şeria'yı tekrar işgal edecek ve Filistinlileri Ürdün'e sürecek. Seçenek dört: Filistinliler Arafat'i devirecekler ve İsrail nezdinde bir sorumlu barış partneri ve otorite sahibi olarak geçerliliği olacak yeni bir önderliği onun yerine getirecekler. Seçenek beş: NATO, Batı Şeria ve Gazze'yi devralacak." Besbelli, Thomas Friedman için Beyrut'ta ve Kudüs'te gazeteci olarak çalıştığı onca yıl boşa gitmiş. Pulitzer ödüllü Friedman, 'ateşli bir İsrail yanlısı Amerikan Yahudisi önyargıları'nı aşamadığı için, geçmişte denenmiş ve fos çıkmış tüm 'seçenekleri' tekrar ısıtıp, ortaya sürüyor. Beyaz Saray'ın kulak verdiği 'Ortadoğu yorumcuları' arasında ön sıralarda bulunan Friedman'ın 'seçenekleri' arasında -dikkat edilirse- yer almayan tek bir 'seçenek' var: Filistin halkı ve onun iradesi. Filistin halkını yok sayan hiçbir 'seçenek' bugüne dek işlemedi. Sorun, Ortadoğu'da bu yüzden bir 'kangren' haline geldi. Yasir Arafat, Filistin halkının 'cismani kimliği', Filistin davasının 'mimarı', bir 'ulusal simge'dir ve onu 'ekarte ederek', sözde Filistin halkını gözeten çözüm bulma çabaları, sadece Filistin halkını hiç saydığı için, halkın muazzam tepkisine yol açmış ve biriken hıncını beslemiştir. Amerikan-İsrail diplomasisine bugün olan da budur. Amerika, 'pozisyon' değiştirmediği ve kendisini Sharon diplomasisinin 'yedeğine' taktığı sürece, Fas'tan Endonezya'ya, çok geniş bir coğrafi yayda yol açacağı 'travma'nın bir vade içindeki 'şok dalgaları', Amerika'ya 'kronik 11 Eylüller' yaşatır. Amerika, henüz bunu göremiyor. 'Filistin' kavramının onmilyonlarca insanın vicdanlarında sahip olduğu yeri, El-Kaide türü bir 'travesti İslam yorumu' ile karıştırır; yani Filistin davası ve lideriyle, en başta Müslümanların önemli bir bölümünün ikrah duyduğu Vahabi türevlerini 'eşdeğerde gören' bir 'ideolojik optik hata' ile bakarsa; işte o zaman 'medeniyetler çatışması'nın 'başlama vuruşu'nu yapmış olur. Adaletsizlik üzerinden üreyen böyle bir 'çatışma'nın kazananı da olmaz. Friedman'ın Washington Post'ta, 'liberal' görüşleriyle tanınan 'rakibi' Jim Hoagland, 'Arafat'tan Sonra' başlıklı makalesinde, Friedman'dan daha dikkate değer bir yorum yapmakla birlikte, o da 'Amerikalı Yahudi' önyargılarının esiri olarak, boşluğa saplanıyor. Amerikan Yönetimi'nin artık Arafat'a güvenemeyeceği ve onunla bir iş yapamayacağı önermesinden yola çıkan Hoagland, yazısının son bölümünde -kısmen doğru- şu saptamalarda bulunuyor: "… Ancak kararlı bir ABD, Amerika'nın çıkarlarını ve bölgedeki itibarını olumsuz etkileyecek olan daha da derinleşen vahşete yol açacak gelişmelerin yönünü değiştirmeyi zorlayabilir... CIA'nın Arafat'ın milis liderleriyle bağları, Arafat'a bir halef bulma konusunda Washington'daki görünürdeki tek planı oluşturuyor. Bush ve Cheney'in Arafat'la çalışamayacaklarına ilişkin kararları, ABD rolünü dönüştürüyor. Bu kararın yol açacağı siyasi boşluk, Washington'un birlikte çalışabileceği Filistin cemaat liderlerinin bulunduğuna ilişkin göstergelerle ve bu işbirliğinin şartlarının belirlenmesiyle doldurulmalıdır. Arafat sayfasını kapatmak, sadece, bu çatışmaya ilişkin olarak gerekli bir ilk, tamamlanmamış bir adım olacaktır." Hoagland, Friedman'dan 'görece' olarak daha iyi bir 'algılama' yeteneği sergiliyor. Ne var ki, onun da 'saçmalama eşiği', 'Filistin halkı adına ve onun yerine' karar vermeye kalkışması ve verdiği kararın ise Filistin halkının 'ulusal simgesi'ni silmeye varmasından kaynaklanıyor. Hoagland'ın bulduğu formül, 'CIA ile çalışma alışkanlığı'na sahip, Gazze'deki Filistin güvenlik sorumlusu Muhammed Dahlan ile Batı Şeria'da aynı görevde bulunan Cibril Racub'u Arafat'ın yerine geçirtmek. İkisini toplayın, Washington'un tüm gücüyle çarpın, Arafat'ın 'meşruiyeti'nin yanına yaklaşamazsınız. Arafat'ı devreden çıkartarak, bu gibi isimlerle varılacak 'çözüm'ün, çözüm olacağını mı sanıyorsunuz? Amerika, yönetimi ve 'kanaat önderleri' ile İsrail'deki Sharon hükümetinin 'Arafat'ı yok etme kampanyası'na misli görülmemiş bir destek verirken, Avrupa Birliği, açıkça Arafat'ın arkasına geçti. Brüksel'de AB Dışişleri Bakanları, Washington'dan gelen seslerle tam zıt yönde bir açıklama yaptı. AB Deklarasyonu'nda "İsrail, Filistin Yönetimi'ne ve seçilmiş başkanı Yasir Arafat'a, hem terörizmi kazımak ve hem de barışa yönelmek amacıyla müzakere etmek için bir partner olarak muhtaçtır. Onların (Filistin Yönetimi ve Arafat) terörizmle mücadele yeteneği zayıflatılmamalıdır." ABD'nin tavrına karşılık, AB'nin 'seçilmiş' sözcüğüne vurgusuna dikkat! AB'nin Dış Politika sorumlusu Javier Solana (eski NATO Genel Sekreteri), "Şu dönemde Filistin Yönetimi'ne her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Filistin Yönetimi'nin seçeneği Filistin anarşisidir" dedi. Sharon yanlısı İsrail gazetesi The Jerusalem Post'a göre, "AB Deklarasyonu, Arafat'ı uluslararası alanda tecrit etmeye çalışan İsrail diplomatik stratejisine ağır bir darbe" oldu. AB'den sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan da, dün Viyana'da Arafat'a arka çıktı. Böyle bir durumda, kendisini ikide bir, 'Ortadoğu'da bölgesel güç' olarak takdim eden, bölgede İsrail'in, kendi gözünde, 'tek müttefiki' Türkiye'nin yapabileceği hiçbirşey yok mu? Üstelik, Arafat, Türkiye'ye başvurdu ve duruma 'müdahil' olması için çağrıda bulundu. Var. Ama yapmıyor, yapamıyor. Niçin? Ve, ne yapmıyor; neler yapabilir? Yarına devam…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |