T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Yok kanun, yap kanun!"

Toplumun mukadderatına hükmeden siyasi iktidarın "kuvvetler ayrılığı" ilkesine göre düzenlenmesi ve karşılıklı bir denge içinde kullanılması üç asırdır benimsenen bir uygulamadır. Bunun basit bir mantığı var; siyasi toplumda meşru cebir kullanma yetkisiyle de donatılmış olan iktidar bölünmeden, parçalanmadan bir kuruma verilip kullandırılırsa kısa zamanda tiranlığa, diktatörlüğe dönüşmesinin önüne geçilemez. Yurttaşların özgürlük ve haklarını, canavarlaşan iktidar karşısında koruyacak hiçbir merci kalmaz.

İktidarın gücünü sınırlamanın en basit yolu onu işlevlerine göre bölmek ve her bir işlevini ayrı bir örgüte vermektir. Bunun sonucunda iktidarın yasama, yürütme ve yargı güçlerine ayrılması ve her birinin ayrı ayrı örgütlendirilmesi yoluna gidilmiştir.

Ne var ki parlamenter rejimlerde yasama ile yürütme güçlerini, yani yasa yapan organ olan temsili meclislerle bu yasaları uygulayacak olan meclise karşı sorumlu hükümet güçleri arasında uygulamada bir ayrım koymak mümkün olmamaktadır. Bu alandaki gelişme hükümetlerin yasama organlarına da egemen oldukları ve fiilen kuvvetler ayrılığının ortadan kalkarak yürütme ve yasamanın birliği şeklinde işlediğidir.

Parlamenter sistemin sorunu...

Yürütmenin yasama meclisine de egemen olması durumu Avrupa'da yaygın olan parlamenter rejimlerin en ciddi siyasal sorunlarından biridir ve henüz bir çözüm bulunmuş değildir.

Parlamenter rejime sahip Türkiye için de bu ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bundan dolayı da bazı partiler ve çevreler başkanlık sistemini savunmaktadırlar.

Hatırlayalım, Türkiye uzun zamandır krizlerle boğuşuyor. Bu krizleri aşmak için IMF ve Dünya Bankası'nın desteğini kazanmak için çaba gösteriyor. 2000 yılı başında uygulamaya konulan İstikrar Programı iflas edince Kemal Derviş liderliğinde geçen yıl yeni bir program devreye sokuldu. Bu programın en önemli ayağını da yapısal dönüşüm olarak ifade edilen idari, siyasi, ekonomik ve ticari bazı temel değişiklikler oluşturuyor. Bunlar için de yeni yasaların çıkarılması ve bu işin IMF ve Dünya Bankası'nın istekleri doğrultusunda yapılması gerekiyor.

Geçen yasama yılında TBMM olağanüstü bir hızla yasa üstüne yasa çıkardı. Onbeş günde onbeş yasa esprisi ile başlayan bu süreç halen devam ediyor. Muhalefetin direnmesine rağmen iktidar partilerinin oylarıyla gecenin geç vakitlerinde hızla teklifler kanunlaşıyor, yayınlanmak üzere Çankaya'ya gönderiliyor. Çankaya zaman zaman bunları geri gönderiyor. Geri gönderilenlerin bir kısmı aynen kabul edilip yeniden Çankaya'ya sunulurken kimisi de ileri tarihlere bırakılıyor.

Bu hızlı süreç herkesin eleştirisine, muhalefetine ve sızlanmasına rağmen devam ediyor.

Meclis'i, yani halkın seçtiği temsilcilerden oluşan temsil kurumunu bu şekilde çalıştıran irade nedir? Meclis'in kendi iradesi ve inisiyatifi mi yoksa başka bir irade mi? Yani Meclis bütün bunları kendi iradesiyle mi yapıyor?

Hükümet Meclis'e egemen hale gelmiştir...

Kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince Meclis'in bütün bunları kendi iradesiyle ve gücüyle yapması gerekiyor. Ama uygulamada bütün bunların hiçbirinin Meclis'in kendi inisiyatifi ile olmadığı açıktır.

Sistem şöyle işliyor: Hükümet bir yasanın değişmesine veya yeni bir yasanın çıkarılması gerektiğine karar veriyor. İlgili idari birimlerde yasa teklifi hazırlanıyor. Bakanlar Kurulu metni imzalayarak tasarı haline getiriyor ve hızla Meclise sunuluyor. Hükümet Meclis'in içinden çıktığı ve hükümeti oluşturan partiler çoğunluğu ellerinde bulundurdukları için komisyonlarda ve Genel Kurul'da hükümet istediği gibi hareket edebiliyor. İstediği zaman topluyor, istediği teklif ve tasarıyı öne aldırıyor, istediğini Genel Kurul'a indiriyor ve yasalaştırıyor.

Demek istediğim şu, parlamenter rejimlerde kuvvetler ayrılığı ilkesi fiilen işlemiyor ve hükümetler yasama organına da egemen olmuş bulunuyor. Hükümet hem yürütmeyi hem de yasamayı istediği gibi kontrol ediyor.

Tam bu noktada Falih Rıfkı Atay'ın ZEYTİNDAĞI (MEB Yayınları, Ankara, 2001) adlı hatıratında İttihat ve Terakki yönetiminin güçlü ismi Cemal Paşa ile ilgili naklettiği bir olayı hatırlamak gerekiyor. Cemal Paşa bir iş için maiyetindekilerden bir şey istediğinde görevliler buna kanunun engel olduğunu söyleyerek karşı çıkarlarmış. Bunun üzerine Cemal Paşa, Şam'daki kumandanlık ofisinde şöyle dermiş: "Bana bir müsvedde kağıdı getiriniz! Ve hemen Harbiye Nazırlığı'na müstacel bir telgraf; 'Şu numaralı kanunu hemen bu şekilde değiştirerek bana metnini müstacel telgrafla bildiriniz".

Hani Enver Paşa'nın sloganlaşan bir sözü var ya; "Yok kanun, yap kanun! Yaparım olur, bozarım olmaz!"

Fiilen yürütme gücünü elinde bulunduranlar aynı zamanda yasa yapma yetkisini de istedikleri gibi kullanma hakkını kendilerinde görüyorlar.

Bu hükümetin de "yok kanun, yap kanun" mantığı ile hareket etmediğini kim söyleyebilir?


31 Ocak 2002
Perşembe
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED