|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
WASHINGTON- Başkan George W. Bush, ABD başkanlarının her yıl bu zamanlar yaptığı 'ulusa sesleniş' konuşmasında, Amerika'nın iki alanda birden 'savaş' yürüttüğünü belirtti: Terörle ve ekonomik resesyonla... İyi hazırlanmış konuşması, Kongre ile Senato'nun ortak oturumunda, tam 77 kere alkışla kesildi. İran, Irak ve Kuzey Kore'yi terörizm ve teröre yataklıkla suçladı Bush ve şunları söyledi: "Ülkemiz savaşta, ekonomimiz resesyonda ve uygar dünya daha önce görülmemiş tehlikelerle karşı karşıya; ancak birlik ve beraberliğimiz hiç bu kadar sağlam olmamıştı." Bush kürsüden indiğinde, konuşmasını televizyondan izleyen halk, acele düzenlenen telefon yoklamalarında, başkana ABD tarihinin en yüksek onayını verdi: Yüzde 94... ABD, nerede ve ne zaman sona ereceğini kendisinin de bilmediği bir savaş yürütüyor; ekonomisinin teklemesi biraz da savaşın getirdiği ek yüklerden. Bir örnek olsun diye anayım: Normal zamanda yer bulmanın güç olduğu başkent otellerinde, fiyatlar akıl almaz oranda düşürüldüğü halde, in cin top oynuyor; her köşe başında işini yeni kaybetmiş bir genç, hayır sahiplerine avuç açarak, ayakta kalma savaşı veriyor... Tam bu zamanda, Türkiye'nin başkentinde, bambaşka bir hava esiyor: Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik yolunda değiştirilen anayasaya uyum sağlasın diye üzerinde oynanması gereken yasalar baş ağrıtıyor. MHP'nin zorlamasıyla, hükümet, mevcudun çok gerisine düşen bir metni savunuyor. Türk Ceza Kanunu'nun 159 ve 312. maddelerinin yeni biçimi, kişilere yönelik mâsum eleştirileri 'devleti tahkir', uzak ihtimalleri bile 'halkı tahrik' faslından, aydınları uzun yıllar parmaklıklar arkasına atmayı gerektiren birer suç haline sokuyor... Adalet bakanı, bu el çabukluğunu, "Türkiye gerçeği" kavramı ile açıklama gayretinde... "Türkiye gerçeği" olarak da bilinen Milli Güvenlik Kurulu'nun ise, itiraz edilen noktalarda anlayış gösterme eğiliminde olduğu kulaklara fısıldanıyor. Kamuoyu yoklamalarında yüzde 80'inin üzerinde tasvip gören "Türkiye'nin AB üyeliği" şansı, seçim olsa Meclis'e giremeyecek partilerden oluşan hükümet tarafından berhava ediliyor. Durumu Başkan Bush'un üslubuyla özetleyecek olursak, "Ülkemiz kendi içinde kavgalı, ekonomimiz perişan, birlik ve beraberliğimiz ise ise hiç bu kadar zayıf olmamıştı..." Halka dayalı yönetimler, yanlışı ve çok ciddi sorunları birlik-beraberlik havası içerisinde aşabilirken, halkın arkasından çekildiği yönetimler, yanlışı daha yanlış, sorunu daha büyük sorun haline dönüştürüyorlar... İki ülke arasındaki fark, özellikle yılda bir kez gerçekleşen "Başkanın ulusa seslenişi" aynasından, müthiş çarpıcı bir biçimde sırıtıyor. Belki de en açıklayıcı manzara, Tayyip Erdoğan'ın Washington ziyaretinde aldığımız notlara takılanlar... Türkiye ile ilgilenen Amerikalılar önüne birden çok vesileyle çıktı AK Parti lideri ve kendisine yöneltilen soruları cevaplandırdı. Washington'daki son günü de, kaldığı otelde, ziyareti izleyen Türk gazetecilerle kahvaltı yaptı. Kendisine şu soru da yöneltildi kahvaltıda: "Halk desteğiniz olsa bile ülkedeki hassas odaklar iktidarı size teslim ederler mi?" Bu soru, bu açıklıkta, keşke, Amerikalıların da bulunduğu bir ortamda sorulsaydı... Kahvaltılı sohbetin bir başkası sorusu da şuydu: "Burada size yöneltilen sorulardan Amerikalıların değiştiğinize inanmadığı anlaşılıyor; buna ne dersiniz?" Bütün toplantıları izlediğim için kesinlikle iddia edebilecek durumdayım: Şu ana kadar hiçbir Amerikalı, Tayyip Erdoğan'a, "Değiştiğinize nasıl inanalım?" diye bir soru yöneltmedi. Bütün toplantılarda o soru mutlaka soruldu, ama hep bizim meslektaşlar tarafından... ABD başkanları, yılda bir kez, Meclis kürsüsünden, federal (bölünmüş) bir yapıya sahip ülkenin 'birlik ve beraberlik' durumu hakkında bilgi verir, seçilmişler aracılığıyla halkın desteğini talep eder... Siyasi yapısı 'üniter' (bir, tek) olan bizde ise, en çok işitilen 'birlik' ve 'beraberlik' sözcükleridir, ama bir türlü halk ile devleti aynı çizgiye getirip tek bir ulus olmanın zevkini yaşayamayız. Başkan Bush'u kürsüde, AK Parti lideri Erdoğan'ı temaslarında izlerken, "Acaba neden?" sorusunu kendime bile sorma iştahımın yokolduğu gerçeğini yaşadım...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |