|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
29 Ocak tarihli Milliyet'te Güngör Uras kendisi hakkında açılan TCK 159 davasını anlatıyor. Birçoklarımız gibi onun hakkında da davanın açılmasını Genelkurmay Başkanlığı talep etmiş ve Adalet Bakanlığı da buna uymuş. (Hiç bu talebe uymadığı olmuş mu, çok merak ediyorum aslında!) Uras, davanın açılışını söyle anlatıyor: "Bu sütunda 3 Nisan 2000'de yayımlanan yazım, 'İstikrar avukatları düzenin bekçileri' başlığını taşıyordu. Bu yazı üzerine Genelkurmay Başkanlığı'nın talebi Adalet Bakanlığı'nın talimatı ile cumhuriyet savcısı, 'Devletin askeri kuvvetlerini neşren tahkir ve tezyif etmek' suçlamasıyla, Türk Ceza Kanunu'nun 159/1 maddesine dayanarak, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakkımda dava açtı." Aslında bu madde hakaret ve aşağılamayı cezalandırıyor. Hakaret ve aşağılamanın ise düşünceyle bir ilgisi yok aslında. Yani bir konu hakkında fikir beyan etmek ve eleştiri yapmanın hakaret ve eleştiri sayılmaması gerekir. Ama durum tesbiti yapmak bile dava açılması için yeterli olabiliyor. Güngör Uras'ın davasında olduğu gibi. Uras yazısında davayı anlatmaya devam ediyor: "Yazımın davaya neden olan bölümünde şunlar vardı: 'İstikrar avukatlarının korumak istedikleri düzen, Türk halkına refah getiren, Türkiye'yi çağdaş yaşam çizgisine yaklaştıran bir düzen mi? Yoksa bu düzen sadece ve sadece 'dar çevre' için çalışan, sadece 'dar çevre'yi iktidar edip 'besleyen' bir düzen mi?.. Bugüne kadar 'dar çevre' her şeye hakim oldu. Her şeyi 'kontrol' etti. Bu dar çevre 'politikacılar, askerler, bürokratlar ve büyük sanayicilerden oluşuyor.' Dar çevre 'hakim sınıf' konumunu kaybetmemek için çaba gösteriyor. Değişim olacak ise kendi hakimiyetlerini sürdürecek şartlar altında bir değişimi bekliyor.' Bu ifadeler nedeniyle 159'uncu maddeye dayalı olarak bir yıldan altı yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılmam isteniyordu." Davayı açtıran kim? Genelkurmay Başkanlığı. Neden rahatsız olmuş? Yazarın yukarıda belirttiği saptamalardan ve ardısıra sorduğu sorulardan. Amaç ne peki? Devletle, devletin kurumlarıyla, güvenlik kuvvetleriyle ilgili herhangi bir şeyin yazılmaması, çizilmemesi. Devlet harcamaları ve icraatlarının denetimden uzak tutulması. Şimdi daha da genişletilmek ve ağırlaştırılmak istenen 159'uncu madde ile kimse devletin herhangi bir uygulaması karşısında sesini çıkaramayacak. Söz gelimi, artık Susurluk'tan, devlet çetelerinden kimse bahsedemeyecek. Kamudaki yolsuzluklardan da, eğer resmi bir açıklama olmazsa kimsenin haberi bile olmayacak. Polisin yargısız infazlarından öyle kolayca bahsedilemeyecek. Silah alımları konularında kimse eleştiri yapamayacak, görüşünü açıklayamayacak. Eğer açıklarsa, genelkurmaydaki ilgili birimde –Düşünün, Allah bilir kaç tane subay "hangi yazar silahlı kuvvetlerden, devletin güvenlik güçlerinden bahsetmiş" diye, hergün inceleme yapıyor?– görevli bir subayın iki satırlık yazısı ile ve adalet bakanının 'olur'u ile hakkında dava açılacak. Geçenlerde, sanıyorum Güngör Uras'la aynı gün, ABD'den alınacak 14 savaş helikopteri ile ilgili birer yazı yazmıştık. O türden yazıları da artık yazmamız mümkün olamayacak... Güngör Uras ne diyor? "Dar çevre, 'hakim sınıf' konumunu kaybetmek istemiyor." Bundan alınan, rahatsız olanlar kimler? Davayı kimler açtırmışlarsa tabii ki onlar. Genelkurmay'daki uzmanlar da biliyor, Uras hakkında açtırdıkları davadan bir şey çıkmaz. Ama istiyorlar ki bu sayede bir baskı, bir korku ortamı oluşsun ve kimse bu konulardan söz etmeye cesaret edemesin. İşte Güngör Uras'ın davayla ilgili ruh hali. Kendi kaleminden: "Ben İstiklal Savaşı'nda Mustafa Kemal'in yanında savaşmış bir askerin çocuğuyum. Babamın istiklal madalyasını taşımak onuruna sahibim. Bu davaya kadar mahkeme nedir bilmezdim... Hayatım altüst oldu. Yazdığım her yazıdan kuşku duyuyorum. Asker, ordu, savunma gibi konulara değinmek korku vermeye başladı. Yurtdışındaki toplantılara çağırıyorlar. 'Acaba yurtdışına çıkışım yasaklanır mı? Çıksam kaçtı derler mi?' diyerek çekiniyorum." Sonunda Uras beraat ediyor. Ama bu çok da önemli değil. Bakın Uras dava sonrasına ilişkin neler yazmış: "(…) Ama beraatime bile sevinemedim... Hala bu davanın etkisi altındayım. Bugün bunları neden yazıyorum?.. Çünkü sayın okuyucularım, sayın halkım bugünlerde tartışılan 312'nin, 159'un ne olduğunu bilmiyor. Bu maddelerin getirdiği yasakların halkımızın ve ülkemizin daha iyi günlere kavuşmasını nasıl geciktireceğini anlamıyor. '159'dan mahkemeye gittim, beraat ettim. 159 bana işlemez' diyemem. Bu tamamen subjektif bir iş. Testiyi kırınca cezayı verirsin. Delil testinin kırılmasıdır. İyi de testiyi kırmayınız diyerek uyarı yapanı 'Senin amacın testinin kırılması' diyerek cezalandırmaya kalkarlar ise neyi ispat edebilirsiniz ki?" "159'dan bana ne!" diyenlere güzel bir yanıt. Gün gelir sizin de özgürlüklere, adalete ihtiyacınız olur…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |