T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Milli Güvenliğe uygun dış ticaret arayışı!..

Her fırsatta ve her platformda, aynı gözlemi yazdık, söyledik.. -Türkiye'ye "Toplum Mühendisleri" değil, "Değişim Mühendisleri" lazımdır, dedik..

Ama ne yazık ki, "Toplum Mühendisleri", Ankara'da egemen konumdalar..

"Değişim", "İnsan hak ve özgürlükleri", "Dünya ile entegrasyon", "Çoğulcu Demokrasi" gibi olgular, Ankara'daki "Cumhuriyet Muhafızları" için, tehdit ve tehlike oluşturan unsurlar hâlâ..

Ve Türkiye bu yüzden 20'nci yüzyılı ıskaladı.. 21'inci yüzyılın başında da, "zaman"ı, patinaj yaparak ziyan ediyor..

Bu saplantılı tutum yüzünden, sürekli, "Devlet"i, kendi halkına ve bireylere karşı koruyacak önlemler aranıyor, üretiliyor..

İşte gündemde olan, Ceza Kanunu'nun 159'uncu ve 312'nci maddelerini sertleştirmeyi amaçlayan tasarı ortada..

Bu maddelerle, şimdiki içerikleriyle bile, iki yılda 3348 kişi yargılanmış ve bunlardan 608'i mahkûm olmuş..

Hemen hepsi de düşüncelerinden, yazılarından, söyleşilerinden ötürü yargılanmış, yargılanıyor..

İşte bazı isimler..

Ali Bulaç, Etyen Mahçupyan, Kürşat Bumin, Celal Başlangıç, Mehmet Yıldırım, Tayyip Erdoğan, Eşber Yağmurdereli, Fehmi Koru, Neşe Düzel, Hasan Celal Güzel, İlyas Salman, Necmettin Erbakan, Mehmet Şevket Eygi, Ahmet Altan, Emre Kongar, Ali Bayramoğlu, Gülay Göktürk..

Bu listenin bir bölümü "Zaman" gazetesinde vardı.. Tamamını yazsak, sütunumuz yetmez..

Yani muhafazakar, mukaddesatçı, sosyalist, liberal ya da ne olursanız olun.. Birileri, "Devlet"i, "Siz"e karşı korumak istiyor.. İşin özeti bu..

Ve biliyorsunuz ki, aynı "Ankara"nın Cumhuriyet Muhafızları, devletin bankalarındaki parayı koruyamıyorlar.. Boşalmış bankaların giden paralarına "görev zararı" adı verilip, Bütçe'den karşılanıyor bunlar..

Bundan sonraki muhtemel görev zararlarının sorumlularını da, denetim ve hukuk dışında tutacak yasalar çıkartmak konusunda, aynı Ankara çok hevesli..

Cumhurbaşkanı bunları veto edince, adeta siyasi izolasyona itiliyor Ankara'da..

Bir başka açmaz dış politikada..

Herkes Türkiye'ye düşman, her komşu Türkiye'yi tehdit ediyor, bütün müttefiklerimiz bizi bölmek, zayıflatmak istiyor..

Bu bakış açısı yüzünden komşumuz ve NATO ortağımız Yunanistan'la ilişkilerimizi, çeyrek yüzyıldan uzun süredir, anlaşmazlık konularına ipotek etmedik mi?

Peki şu anda devam eden ve Türk-Yunan ilişkilerini bahar havasına sokan Kıbrıs'taki toplumlararası görüşmeleri, iki yıl önce, şimdiki anlayışla başlatsaydık, her taraf için daha doğru olmaz mıydı?

"Barış"ı da "Ekonomi"yi de, "Hukuk"u da, ille "Dış Konjonktür"ün bizi baskı altına alması ile mi, akıl çizgisine oturtacağız?

Yurt ve dünya gerçeklerin yönünü gözlemleyip, iki adım önde bulunmak mümkün değil mi?

İlle de Washington veya Brüksel'den, fırça veya uyarı mı gelmeli Ankara'daki Cumhuriyet Muhafızları'nın hareket edebilmeleri için?..

Önceki günkü Milli Güvenlik Kurulu bildirisinin son bölümünü okudunuz mu? Şöyle deniliyor:

-...Dış ticaretin geliştirilmesinin milli ekonomiye ve dolayısıyla milli güvenliğe katkılarına dikkat çekildiği..

Söyleyin Allah rızası için..

"Dış ticaret"le "Milli Güvenlik Kurulu"nun ne ilgisi olabilir?.. Ve "milli güvenliğe zarar verecek bir dış ticaret" olabilir mi?

Milli Güvenlik Kurulu görüşmese ve onay vermese, ihracat artmayacak mı?

Döviz kurunu, Merkez Bankası mı, Milli Güvenlik Kurulu mu ele alır?

ŞAKA

Tek fırsat!..

Son ekonomik krizle iyice yoksullaşan, faturaları ödeyemediği için telefonunu da, doğal gazı da kestiren bir adam, ayağındaki bir numara küçük pabuçları yüzünden hep topallayarak, acılar içinde gezermiş..

Arkadaşları sormuşlar..

-Neden bir numara büyük pabuç almıyorsun?

Adam gülümsemiş cevap vermiş..

-Akşam eve gelip, pabuçlarımı çıkartınca, bir "oh" çekiyorum, rahatlıyorum.. "Oh" çekip, rahatladığım tek fırsat bu.. O yüzden bu pabuçlardan vazgeçemem..

MEKTUP ÇÖZÜM GETİRMEZ

Ecevit Bağdat'a gitmeliydi!..

Başbakan Ecevit, ne yazık ki, anakronik davranışlar içinde.. Yani "zaman"ı yanlış değerlendiriyor..

1990'da, Körfez Savaşı arifesinde iki kez "Sayın Saddam"ı ziyaret etmişti.. Bunu da, o dönemde dış politikayı yöneten Turgut Özal'a karşı olduğunu vurgulamak için yapmıştı..

Şimdi Ecevit Başbakan.. Ve Amerika, her fırsatta bir gün sıranın Irak'a geleceğini söylüyor.. Son konuşmasında, Başkan Bush da bu konuyu yine seslendirdi.

Ecevit'in şimdi uçağa atlayıp, Bağdat'a, Saddam'a gitmesi gerekiyor..

Eğer Bush'un kendisine anlattıklarını ve Irak'a müdahale ihtimalinin ciddiyetini vurgulamak istiyorsa, en etkili yol "yüz-yüze" konuşmaktır..

Çağımızda diplomasi, mektuplar ve notalarla değil, zirvelerle, ikili temaslarla yürütülüyor..

Ama Ecevit, şimdi Saddam'a mektup yazıp, Bush'un tehdidinin ciddiyetini anlatmayı tasarlıyormuş..

Şunu söyleyelim.. Ecevit eğer Saddam'ı, uluslararası silah denetçilerini Irak'a kabul etmesi için razı etseydi, o zaman dünya politikasının yıldızı olurdu..

"Beyaz Saray'da ailece ağırlandık" gibi hikayeler anlatmasına hiç gerek kalmazdı.. Belki Bush, Ankara'ya bile gelirdi.


31 Ocak 2002
Perşembe
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED