|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
11 Eylül sonrası Amerika'nın Afganistan'a yönelik olarak başlattığı askeri harekatın bilançosu tam bilinmiyor. Bu konuda Amerikan medyasında düşünce özgürlüğünün çarpıcı örneklerini okuyabilmemiz için henüz 'makul süre' geçmedi. İtirafların itiraf olması için bir ömrü vardır. Söz gelimi Alex Halley'in Kökler romanını yazması, Amerikan bilincinin tarihi itirafını okumamız için köle ticaretinin üstünden yüzlerce yıl, "zenciler ve köpekler giremez" yazılarının indirilmesinden onlarca yıl geçmesi gerekti. Bir tür günah çıkarma seansını hatırlatan 'toplumsal itiraf/nameler' çağdaş gazeteciliğin parlak örnekleri olarak hafızalarımızda canlanırkan, modern edebiyata da ödüllü ürünler kazandırdı. Ama gerçekten cesur kalemler de yok değil. Ancak bu yazar/gazetecilerin cesaretleri Başkan Bush'un ifadeleriyle "medeniyet savaşı", "teröre karşı savaş" veya "sonsuz savaş"ta nihai zaferi geciktireceği, milli menfaatlenri zedeleyeceği için susturulacaktır. En azından gerekli donelere ulaşamayacaktır. Her şeye ragmen şu ana kadar bildiklerimiz yarın okuyacaklarımızın/yazılacakların boyutları hakkında fikir vermeye yetiyor. İsyan ettiği söylenen binlerce Taliban esirinin dünyanın en gelişmiş bombardıman uçakları tarafından bombalanarak topluca imha edilmeleri itirafcı enteljansiyanın itiraf tutkusunu tahrik etmektedir şimdiden. Yanlışlık eseri sivillerin bombalanarak öldürülmeleri savaş zayiatı hanesinde değerlendirildi o günlerde. Nedense bu yanlışlıklar muhalif olduğu bilinen yerel Afgan aşiretlerinin önde gelenlerine isabet ediyordu. Geçtiğimiz günlerde buna benzer bir olay daha yaşandı. Afganistan'ın güneyinde bir düğün merasimi için toplanan köylüler havadan bombalanarak damat ve gelin dahil katledildi. Bombalamanın gerekçesi ise bu köylülerin Taliban askerleri zannedilmesiydi. Ajanslara göre en az kırk, New York Times'e göre en az 70 köylü Amerikan savaş uçaklarının bıraktığı bombalarla hayatını kaybetti! Hatta aynı gün başka köyler de aynı yanlışlığa kurban giderek, bombalanmış. Niyetim ABD'nin medeniyet savaşı adını verdiği haçlı seferi sırasında ya da söz gelimi Körfez savaşında, Vietnam'da ne kadar sivili katlettiğini teker teker sıralamak değil. Zaten bu gerçekler makul süre içinde gün yüzüne çıkarılıp, toplumsal itiraflar arasında (literatürde) yerini alarak Amerikan vicdanını rahatlatacaktır.
Değer malülü
Tüm bu yanlışlıklara dikkat çekmemizin nedeni medeniyet savaşı adına ABD'nin askerleri için Birleşmiş Milletler'den kotarmaya çalıştığı 'Katliam Hakkı'nın nasıl sonuçlar dağurabileceğini hatırlatmaya çalışmaktır. Bombalanan Afgan düğününde kaç kişinin öldüğü tartışılırken, Amerika yeni yürürlüğe giren Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde savaş suçu işleyen askerlerinin yargılanmasını önlemeye çalışıyor. UCM'lerini kendi askerleri için veto etme hakkı istiyor. Bu girişim, bir cinayeti meşrulaştırmaktan öte bir ahlak sorununu açık ediyor. Çünkü hukuki olmasa bile yasal yollarla suç sayılan bir eylemi meşru, suçsuz gösterebilirsiniz. ABD'nin girişimi bundan daha ötede bir şey. Cinayetini meşrulaştırma ihtiyacı bile duymuyor. "Gerek gördüğümüz şiddet ve miktarda katliamı yapar ama hesap vermeyiz." Tek başına bu girişim bile Amerika'nın bir dünya devleti olmak için gerekli felsefi ve ahlaki değerler sistemi bakımından malül olduğunu göstermeye yetiyor. Etik temellerini yitirmiş bir medeniyetin siyasal ve askeri hegemonyasını sürdürmesinin eşyanın tabiatını aykırı olduğunu hatırlatmaya gerek var mı? Geçenlerde Robert Fisk Washingtondaki yahudi liderlerden Nathan Lewin'in teklifini yazmıştı: İntihar saldırılarını önlemek için saldırıyı yapanların ailelerini öldürelim. Bush'un askerlerinin işleyeceği savaş suçları için veto "hakkı" istemesi ile Nathan Lewi'nin teklifi arasında ahlaki değer açısından hiçbir fark yok. Kaldı ki İsrail'in resmen olmasa da fiilen devlet eliyle bu suçu işliyor ve bu uygulamalar Amerikan yönetimi tarafından "İsrail'in kendini koruma hakkı" olarak kabul ediliyor. İsrail'in zaten uluslararası hukuk gibi medeni kaygıları yok. Medeniyeti koruma adına, Afgan kadınlarına özgürlüğünü kazandırmak adına Afganistan'a savaş açan ABD ve temsil ettiği kültür en temel insani ve etik değer açısından sefil bir tablo sergiliyor. Bush'un hegemonik girişimi medeniyet savaşı, teröre karşı savaş, haçlı seferi gibi parlak sözlerle meşrulaştırılamayacak kadar ahlaki zaaflarla doludur. Sadece ekonomik ve teknik güç sahibi olmanız dünya gücü olmaya, dünya devleti iddiası taşımanıza yetmiyor. "Değer" arayışında olanlar için bir uyarı olabilir (mi).
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |