T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hüsnü Doğan: Siyaset tükendi

Avrasya Partisi'nin kurucusu ve Genel Başkanı Hüsnü Doğan, yine kuruculardan Fecri Alpaslan ile birlikte ziyaretime geldiler. Uzunca sohbet ettik.

Hüsnü Doğan'ı hep önemsemişimdir. Bir "mutfak adamı" olarak Türkiye'ye önemli hizmetleri olduğunu düşünürüm. Özal ANAP'ının ilk hamlelerinde de onun mutfak hazırlığının büyük katkısı olmuştur.

Avrasya Partisi ile ilgili bir yazı yazdım bu sütunlarda. O yazımda Avrasya Partisi'nin kurulduğunu bildiğim halde, "Hüsnü Doğan partisini kurdu mu?" diye sormuştum. Parti kurulmuş ama kimsenin haberi olmamıştı. "Haklıydınız" dediler ve partiyi tanıtmak için görüşmeler yaptıklarını belirttiler.

Hüsnü Doğan sohbetin başında uzunca bir siyasi tahlil yaptı. Özeti "siyaset tükendi, gemi gidiyor" cümlesinde toplanıyor. Ona göre "80'li yıllarda Türkiye, hiç kimsenin yapamadığını yapmış, 90'lı yıllarda ise herkesin yaptığını yapamamıştı."

Türkiye'nin sorunları üzerine düşünüyordu. Bazı sonuçlara varmıştı. "Koalisyonlardan memlekete hayır gelmemişti, kurtulmak gerekiyor"du. Çünkü "koalisyon ortakları bir meseleyi çözmek için değil, hükümeti kurmak için çaba sarfediyorlar, bunun için de yetki paylaşımı öne çıkıyor"du. "Türkiye'nin hamle dönemleri tek başına iktidarların olduğu dönemlerdi."

Ona göre bunun için gerekli olan "iki turlu seçim sistemi" idi. Birinci tura bütün partiler katılacak, ikinci turda sadece üç parti seçime girebilecekti... Oylar üçe bölünse bile yüzde 33'lük dilimler ortaya çıkacaktı ki bu bile önemli bir bütünleşme demekti.

Peki o zaman farklı renkler ne olacaktı?

Onlar üç parti bünyesinde temsil edileceklerdi. Sol da muhakkak temsil edilmeliydi. Çünkü sol temsil edilmezse sıkıntılar doğardı.

Peki o zaman parti bünyelerinde sancı oluşmayacak mıydı? Mesela AP, ANAP bünyesindeki sancılar gibi...

Bu, zamanla halledilecekti. Farklı görüşler, daha büyük bir bütünün içinde yer almak için birbirine yaklaşma ihtiyacı duyacaklardı.

Hüsnü Doğan'ın AB'ye bakışı nasıldı?

O, AB'ye girmek için güçlenmek gerektiği düşüncesindeydi. Güçlendikten sonra da isterlerse almasınlardı... Ortaya her halükarda "güçlü Türkiye" çıkacaktı. O yüzden AB kriterlerini yakalamak için var gücüyle çalışmalıydı Türkiye.

Peki siyasetin geleceği ve Avrasya Partisi'nin durumu neydi?

Şu değerlendirmeler Hüsnü Doğan'a ait:

-Bizim adam gibi bir yönetime ihtiyacımız var. Bir dahaki seçimi düşünmeden icraat yapacak bir yönetime... Özal'ın ilk yılları gibi.

-Bir yıl içinde seçim olmayacak.
-Yüzde 10 baraj kalkmayacak.
-Siyaset çok karışacak.
-1000 yıl devam edecek meselesi var.
-Merkez darmadağın, sol darmadağın.

-AKP'deki oyların bir kısmı köpük. Reaksiyon oyları. Sisteme duyulan tepkinin ürünü.

-Halkın iki kriteri var: Bizi bu sıkıntıdan kim kurtarır diye soruyor halk. Bir de düzgün adamlar arıyor.

-Bizimkisi bir umut. Bir yıl içinde çalışacağız. Alternatif ortaya koymaya mecburuz.

Hüsnü Doğan'ın son sözleri, benim "Avrasya Partisi için umut var mı?" sorum üzerine söylendi. Ben bu soruya gelmeden önce de bazı şeyler söyledim: Birbirine yakın toplumsal tabana mensup partilerin birlikteliği mümkün değil miydi, AKP ile ve diğerleriyle (birçok kişi ve parti ismi saydım bu çerçevede) yollar kesişemez miydi, size teklif oldu mu, Tayyip Erdoğan'ın halktan gördüğü ilgi, Hüsnü Doğan'ın mutfak becerisi buluşamaz mıydı gibi sorularla açtım düşüncemi...

Hüsnü Doğan, sadece inanç ve kimlik değerlerinde buluşmanın yeterli olmadığını, ekonomik programlarda da birlikteliğin gerektiğini, bu noktada AKP ile çok temel farklılıklar bulunduğunu vurguladı.

Son sözü "nasip meselesi" idi... Başarı nasip meselesi... Seçime kadar geçecek sürede çalışacak ve halkın huzuruna çıkacaklardı. İstanbul'da teşkilatlarını kuruyorlardı. İstanbul'un başına eski milli Savunma Bakanı Zeki Yavuztürk'ü getiriyorlardı. Eski ANAP'lı Hasan Korkmazcan Başkanlık Divanı'ndaydı.

ANAP'ı kuran kadro partiyi elden kaçırmıştı. Rahmetli Özal yeniden partileşmeyi denemiş, ömrü vefa etmemişti. Rahmetli Yusuf Özal, Yeni Parti denemesiyle Özal'ın parti arzusunu bir biçimde somutlaştırmış, ama o da hastalığı sebebiyle parti denecek bir parti ortaya çıkaramamıştı. Şimdi "Aile"den biri, bir kere daha meydana çıkıyordu.

Avrasya Partisi, siyasetin atomize yapısına eklemlenen bir birim mi olacaktı, yoksa Hüsnü Doğan'ın zaruret gördüğü "tek partinin iktidarı" na aday mı?

İnsan "nasip meselesi"nin içinde ne kadar "umut" var diye sormadan edemiyor?

Bir cinayet daha

Medine Bircan, tedavi için başvuran bir sade vatandaştı. Başına, sağlık karnesindeki başörtülü fotoğrafı dolayısıyla bilinen dramatik olaylar geldi. Bu defa bir öğretim üyesinin eşine karşı aynı cinayet işleniyor. Prof. Dr. Şefik Dursun, eşinin sağlık karnesini bir aydır yenileyemiyor. Sebep yine başörtülü fotoğraf... "Eşim hasta, bir aydır sağlık karnesini alamadım" diye yazıyor dekanlığa; aldığı cevap Medine Bircan'a uygulanan statünün uzantısı: "Eşinizin fotoğrafı kurallara aykırı..:" Yani başörtülü... Kim Şefik Dursun? İstanbul Üniversitesi'nin rektörlük seçimlerinde Alemdaroğlu'nun karşısına çıkan adaylardan birisi. Üstelik Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin Biyofizik Ana Bilim Dalı öğretim üyesi. Ve o, eşini tedavi ettirebilmek için "başörtü" engelini aşamıyor. Medine Bircan ne etsin! İster cinayet dosyası deyin, ister ayıp dosyası... Bu dosya kabarıyor. Kara bir tarih yazılıyor. Ve siyaset seyrediyor! Tükendiğini bir de böyle sergilemek için olmalı...


4 Temmuz 2002
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED