|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan Bülent Ecevit'e 'çekil baskısı' bir 'siyasi hedef'e bağlı olmadığı ölçüde 'bayağılaşma' tehlikesi taşıyordu ve öyle de oldu zaten. 'Bayağılık', gelebileceği en beklenen mevziden geldi. Ve, bugüne dek, bugünlere adım adım ilerlenirken, Ecevit'ten hiçbir şikayeti olmayan, hatta ona ilişkin bir 'koruyucu suç ortaklığı'na girişmiş olan çevreler, bu 'bayağılığı' adeta kutsayan bir tavır içine girdiler. 'Bayağılık' işin neresinde? Şurasında: Herhangi bir 'siyasi amaç' açıklamadan, Bülent Ecevit'i çekilmeye zorlarken; işi Rahşan Ecevit'in Başbakan'a 'iyi bakmadığına' yöneltmekte ve seviyesi düşük bir dedikodu değirmenine bu yolla 'kirli su' taşımakta. Neymiş, Rahşan Ecevit, Bülent Ecevit'i 'iyi yıkamıyor', 'iyi beslemiyor' ve 'aç bilaç bırakıyor'muş... Bunların doğruluğu-yalan olması bir yana, buradan çıkacak 'mantıklı' sonuç ne olabilir? Bülent Ecevit'in bu saatte Rahşan Ecevit'i terketmesi söz konusu olmayacağına göre, herhalde şu: 'İyi yıkanmayan, hijyenik koşulları yerine getirmeyen ve iyi gıda almayan' bir Başbakan'ın hükümetin başında bulunmaması gerekiyor. Bundan daha 'mantıklı' ya da daha 'saçmasapan' bir sonuç, bu tür bir 'yayın kampanyası'ndan çıkabilir mi? Peki, Bülent Ecevit çekilerek bu hükümete son vereceğine göre; nasıl bir hükümet, ne amaçla kurulacaktır? Bu 'kampanya'yı yürütenler, bunu da söylüyorlar mı? Hayır. Söyleyemezler. Çünkü, Bülent Ecevit hükümetinin son bulması, Türkiye'nin AB şansını koruması, Kopenhag siyasi kriterlerinin bir an önce yerine getirilmesi, Kıbrıs sorununa çözüm girişiminin hızlanması ve bunu en başta Ankara'nın istemesi için gereklidir. Bu yönde atılacak adımlar, Türkiye'ye Aralık ayında AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması için bir 'tarih' elde edebilmesi için elzemdir. Söz konusu 'tarih'in elde edilmesi, Türkiye ile AB arasındaki 'bağ'ın devamı için elzemdir. Türkiye ile AB arasında bağların –geçici dahi olsa– kopmasının engellenmesi, Türkiye'nin ekonomik çöküntüye girmemesi ve siyasi krizin toparlanamaz ve içinden çıkılamaz bir duruma sokulmaması için elzemdir. Bütün bunlar, MHP'siz bir hükümeti gerekli kılıyor. Bülent Ecevit, sağlık sorunları yüzünden; Başbakan'ın 'en enerjik olması gereken' bir dönemde, hükümet etmemesi gereken bir durumdadır ama 'en enerjik olması gereken' dönem, Türkiye'nin AB yolunun kısaltılması için zorunludur. Yani, sorun, tek başına 'Ecevit'in düzelemeyecek sağlığı' sorunu değildir. Hükümet etmenin amacıyla ilgilidir. AB'ye karşıt pozisyonları ve Türkiye'nin AB yoluna mayın döşemek için kullanılanların, birdenbire Ecevit'in çekilmesi için 'bayağılaşan' bir kampanyanın başını çekiyor olmaları, bu bakımdan inandırıcı değildir. Bu hükümet, Türkiye'nin 'devlet politikası' diye nitelendirilen ve yarım yüzyıllık bir geçmişe ve birikime dayalı 'bir numaralı ulusal hedefi'ni yani AB'ye yönelmeyi, 'en kritik takvim dönemi'ne girildiği şu dönemde gerçekleştirmesi mümkün olmadığı için bir gün bile devam etmemelidir. Böyle bir 'kritik takvim dönemi'nde bu hükümetle yitirilen her gün, Türkiye'nin geleceğini yitirmesi ile eş anlamlı olduğu için, bu hükümet gitmelidir. Ecevit'in düzelmeyeceği belli olan sağlık durumu, sağlıksız bir Başbakan'ın yönetiminde sağlıksız bir hükümetin yol açtığı hastalanan bir ekonomiyle, Türkiye'nin sağlıklı yol alması mümkün olmadığı için; Ecevit çekilmeli ve MHP'siz bir hükümet, AB yolunda ilerleyebilmek için kurulmalıdır. Bunun için bir 'AB referandumu' niteliğinde bir seçim gerekecekse, o da göze alınmak zorundadır. İşte bu nedenle, TOBB'un açıklaması da 'zayıf' kalmıştır ve 'çelişkili'dir. TOBB, Başbakan'ı 'terbiyeli' bir uslupla çekilmeye davet ediyor. 'Siyaset kurumunun çözüm bulması gereği'ne işaret ediyor ve 'siyaset kurumunun buna mecbur olduğu'nu vurguluyor ve bütün bunlar yapılırken 'AB doğrultusundaki reformların iç politika gelişmelerinden ayrılması' şartını ortaya atıyor. Nasıl olacak bütün bunlar? 'Siyaset kurumu' çözüm üretebilecek olsa, Türkiye bu halde mi olurdu? 'Siyaset kurumu' çözüm üretebilseydi, Mayıs başından beri 'Ecevit elini salladı; Ecevit gülümsedi; Ecevit doğruldu; Ecevit yürüdü; Ecevit konuştu' gibilerinden abuk subuk haberlere ve görüntülere endekslenerek siyaset yapılır mıydı? Bu hükümetin içinde, 'varoluşu'nu Türkiye'nin AB yolununu tıkanmasına bağlamış ve yüzde 30 dolayındaki 'AB'ye hayır' diye toplum kesitlerinin üzerinde dansederek seçim hesaplarına kilitlenmiş bir MHP'nin yer almasıyla, 'AB doğrultusundaki reformlar' nasıl yapılabilir? Türkiye'nin AB doğrultusu, iç politika hesaplarından nasıl ayrılabilir? Niçin ayrılsın? İş dünyası ve 'sivil toplum'un net olması gerekiyor. Ecevit'e karşı 'bayağı' bir kampanya yürütmeden, bu hükümetin son bulması ve Türkiye'yi AB'ye doğru irade ve kararlılıkla taşıyacak; yani Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin büyük çoğunluğunun özlemlerini ve çıkarlarını 'temsil edecek' bir hükümet için 'ağırlık koyması' ve Ankara üzerinde 'baskı oluşturması' gerekiyor. 'Çekil' çağrısı, Ecevit'ten önce MHP'ye yapılmak zorunda. 'Çekilmez' ise, Ecevit'i beklemeden; bu hükümeti düşürmek için girişimde bulunulması gerekiyor. TÜSİAD'ın ve TOBB'un, vs. gelmek zorunda bulunduğu nokta budur. Aksi halde, günlük siyasi tartışmalar, Ankara çıkışlı köşe yazıları ve haberlerle bayağılaşmakla kalmayacak; Türkiye'nin gelecek ufukları daha da körelecek...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |