T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Sağlıksız ve başı dertte

Bir kişinin, bir kurumun, bir ülkenin 'sorunlu' olduğunu nasıl anlarsınız? Bunun için küçük bir test yeterli: "Yapılması gerekeni yapmıyor, yapılmaması gerekeni yapıyorsa, o kişi, o kurum, o ülkenin başı dertten kurtulamaz."

Ölçüyü Türkiye'ye uygulayalım. Yapılması gereken, hastalığının ciddiyeti her halinden belli Bülent Ecevit'in başbakanlıkta bir dakika daha tutulmamasıdır. Buna karşılık, Türkiye'nin, neredeyse 200 yıldır peşine düştüğü Batı'yla bütünleşmesinin son durağı olan Avrupa Birliği (AB) ile ilişkisini koparmaması şart. Olan ise şu: Ülkeyi iyi yönetsin diye göreve getirilmiş iktidar ortakları, hasta başbakana sahip çıktıkları halde, atılması gereken son adımların atılmayacağını bildirerek AB ile aralarına mesafe koyuyorlar...

Yapılması gerekeni yapmayan, yapılmaması gerekeni yapan Türkiye, hiç kuşku yok, 'sorunlu' ve 'başı dertte' bir ülke... Bu bakımdan, liderler zirvesinden çıkan karara, piyasaların, yatırımcıların, Türkiye'yi gözetim altında tutan ekonomik kuruluşların olumsuz tepki vermesini 'sürpriz' olarak göremeyiz. Bu, 'sağlıksız' olduğunu her halinden belli eden bir ülkeye verilen 'sağlıklı' bir tepki...

Türkiye 'sorununu' giderme yönünde çaba göstermezse ne olacağını, daha önce iki kez (1994 ve 2001) yaşadıklarımız yüzünden, iyi biliyoruz: En kırılgan, en zayıf noktamız olan ekonomi bel veriyor... 1994 devalüasyonunun etkilerini atlatmak yıllar sürmüştü; geçen yıl 19 Şubatta yaşanan derin krizle yediğimiz darbeyi ise henüz geride bırakmış değiliz. Devlet de bizler de dörtte bir oranında fukaralaştık. Şu günlerde, döviz fiyatları ve faiz göstergelerinde görülen altüst oluşu, borsadaki dibe vurmayı, görevi ülkeyi iyi yönetmek olan iktidara borçluyuz.

Böylesine bir çarpıklığa müstahak değiliz. Yoksa müstahak mıyız?

ANAP, düne kadar, Türkiye'deki dönüşümün mimarı olduğu iddiasını sürdürmeyi dert ediniyor ve bunun için de AB'yi bir 'araç' olarak kullanıyordu. Oysa, "Ecevit'le devam; AB'nin isteklerini yerine getirmeye hayır" kararı, Mesut Yılmaz'ın da onayıyla çıktı liderler zirvesinden. Yukarıdaki testi ANAP üzerinde uyguladığımızda onun için de 'başı dertte' sonucuna varılabiliyor. ANAP'ın kendi çıkarları açısından yapması gereken, AB konusunda ısrarcı olmak, buna karşılık gerekiyorsa hükümette değişikliği göze almaktı; oysa ANAP hükümet değişikliğini göze alamadı, AB ısrarından da vazgeçti. Yapması gerekeni yapmadı, yapmaması gerekeni ise yaptı. 'Sorunlu' ve sorunları bundan böyle daha da büyümesi mukadder bir parti ANAP...

Aynı türden bir tahlil MHP için de yapılabilir. Son zamanlarda ortaya çıktığı üzere, Türkiye'nin AB'ye girmesi konusunda içi rahat değil MHP'nin... Toplumda varolan "AB karşıtı" cephenin siyasi sözcüsü olma misyonu MHP'ye daha hoş geliyor. Olabilir, bu anlaşılabilir bir siyasi tavırdır. Ancak, MHP'nin çıkarına olan hasta bir başbakanla ülkeyi AB'den uzaklaştırmak değildir; böyle bir gidişin ekonomik faturası, MHP'nin vermeye çalıştığı mesajın anlaşılmamasına sebep olacaktır. MHP'nin âcilen uzaklaşması gereken bu hükümet içerisinde kalarak beklediği türden bir 'kâr' derlemesi imkân dışı çünkü...

Acaba bu olayları sessizce izleyen toplum 'sağlıklı' sayılabilir mi? Yoksa, benzer bir test uyguladığımızda, toplum ve onun birer unsuru durumundaki bizler de 'sorunlu' ve 'başı dertte' sayılmalı mıyız?

Bu soruya içimizi ferahlatacak bir cevap vermek zor. Tedaviyi reddeden, serinkanlı davranamayan bir siyasetçiyi başbakan yapan ve orada tutan aslında bizleriz. 50 yıldır siyasi hayatın içinde Bülent Ecevit ve o uzun sürede taş üstüne taş koymadığı halde tam dört kez iktidara onu bizler taşıdık. Bir karı-koca ekibinden ibaret, eş-dost ve aile bağlarından yoksun olması garibimize gitmedi. 'İki kişilik dünya'dan bir toplum projesi çıkamayacağını akıl edemedik. Hadi itiraf edelim: Bizler de fazla 'sağlıklı' sayılmayız...

Şu anda içinden geçtiğimiz dönem, Türkiye'nin gelecek 100 yılını belirleyecek çok önemli kararların alınacağı bir dönem. Bu kararları, basit bir testle 'sorunlu' olduğu anlaşılabilen siyasiler ve partilere, onların oluşturduğu hükümete bırakmak herhalde akıl kârı değil; ancak bizler de 'sorunlu' olduğumuza göre, belki de bir asır, bizler yüzünden, yitirilebilecek.

Aklımızı başımıza devşirmedikçe kısa vâdede bir kurtuluş yolu görünmüyor.


4 Temmuz 2002
Perşembe
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED