T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Önce siyaseti kurtarın, ülke nasıl olsa kurtulur!

Biz çok yazıp çizdik, başımıza olmadık işler açtık, "siyaset özerkleştirilmeden, daha doğrusu siyasetin üzerindeki militer görünürlük kalkmadan Türkiye'de bir halt olmaz" dediğimiz için cumhuriyet savcılarına ifade verdik; onlar anca geliyor dediklerimize.

Kimler mi?
Bazı siyasetçiler.
Bazı işadamları.
Hatta, bazı aydınlar.
Hepsi değil tabii, öncelikle canı yananlar...

Örneğin, temsil gücü yüksek bir dernekte yöneticilik yapan ünlü işadamı geçtiğimiz aylarda şöyle feveran ediyordu:

"Ey sanayiciler, ey işadamları, kendi önceliğinizi bir kenara bırakın ve siyasete girin. Çocuklarınızı siyasete sokun. Hatta çocuklarınızın birini değil, ikisini birde'ya gönderin. Önce Türkiye'deki siyasi yapıyı düzeltin, reformları gerçekleştirin, sonra işinize dönersiniz."

Değerli işadamını isyan noktasına getiren, kuşkusuz, yaşadığımız ekonomik krizdi.

Oysa bu, çoğunluğun zannettiği ve ileri sürdüğü gibi sadece ekonomik kriz değildi.

Halkı, parlamentoyu ve temsil mekanizmasını devreden çıkarmayı itiyat haline getirmiş çevrelerin yol açtığı Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük siyasi krizi...

Sorumluları arasında, ne yazık ki, "yakınlarınızı, çocuklarınızı siyasete sokun, önce reformları gerçekleştirin, siyasi yapıyı düzeltin, sonra işinize dönersiniz" diye feveran eden işadamları da bulunuyordu. Malum süreci ve bazı işadamlarıyla, işveren derneklerinin bu "kalkışma"da üstlendikleri rolü hatırlayın...

Gerçi, bir 28 Şubat paşasının da itiraf ettiği gibi, tanklar yürümemiş, askerler yolları kesmemiş, parlamento iskat edilmemiş, "beklendiği üzere" geniş tutuklamalar olmamıştı ama, dört yılın sonunda bir "darbe"de yapılması gerekli herşey yapılmıştı.

Siyaset katledilmişti örneğin.

Andıç'lar hazırlanmıştı.

Çürütme kampanyaları düzenlenmişti.

Sermaye küstürülmüş; dernek, vakıf ve partilerin kapısına kilit vurulmuştu.

Artık siyaset yok, devlet var.

Çok seslilik yok, "resmî ideoloji" var.

Yazar, durumun vehametine otuz yıl öncesinden dikkat çekiyordu:

"Türkiye'nin yol alması, merkezi siyasete rengini veren ideolojiden, o ideolojiden türeyen 'düşünce ve siyaset kalıbı'ndan kurtulmakla, yani siyaseti özerkleştirmekle mümkün... Ama, mevcut şeraitte bu oldukça zor."

Hem devletimizi, cumhuriyetimizi, cumhuriyetimizi vareden değerleri çok seviyoruz, hem de bu değerlerden neşet etmiş ideolojinin Türkiye'ye bir numara küçük geldiğini görüyor ama bir şey yapamıyoruz.

Büyük paradoks...

Bu "paradoks"u aşmak, çoğu zaman bedel gerektirmektedir. Bu "bedel", ne yazık ki, hep "siyaseti yitirmek" biçiminde tezahür etti/ediyor.

Siyaset olmayınca hükümet de olmuyormuş, gördüğünüz gibi.

Hukuk da olmuyormuş.
Para da olmuyormuş.

Devlet, farklılıkları ve karşıtlıkları "çatışma"nın odağına yerleştirerek, hükümet muhalefetin sesini kısarak, medya da "muhalefete muhalefet ederek" varolmaya çalışıyor; ama biz, "ülkeyi bu çorbadan, bu kargaşadan çekip çıkaracak yegane güç siyasettir" diyenlere, hâlâ aynı septik kuşkuyla bakıyoruz.


4 Temmuz 2002
Perşembe
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED