|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Medine Bircan'ın başına gelenler, Türkiye'deki çarpık laiklik anlayışının bir sonucu. 71 yaşında ve "anneannelerimiz gibi başını bağlayan" Bircan, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'ne kabul edilmiyor. Diyelim ki, Tıp Fakültesi Dekanı Faruk Erzengin'in söylediği gibi, "hastaneye burkalılar bile alınıyor." Bu durumda, rektör vekili Prof. Nur Serter'in imzası ile yayınlanan genelge neyin nesi: ..."Sağlık karnesi Talep Formu'nun, tedavi yardımından yararlanacak personelin, kendisi ve aile fertlerinin, kılık kıyafet yönetmeliğine uygun fotoğraflarının yapıştırılarak, iki nüsha olarak eksiksiz doldurulması..." Genelge, tedavi yardımından yararlanmak için, sağlık karnesinin üzerine başı açık bir fotoğrafın yapıştırılmasını şart koşuyor. Nitekim bu yüzden, Bircan'ın oğlu, bilgisayar vasıtasıyla anasının başı açık bir fotoğrafını imal edip, karneye yapıştırıyor. Evet... belki anne Medine Bircan, Hakk'ın rahmetine zaten kavuşacaktı; çünkü amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ama yazık değil mi kendisine ve oğluna yaşatılan o heyecana? Oğlu, anasının yanında oturup ona bakacağına, açık başlı bir fotoğraf temini için oradan oraya koşuşturuyor. Hele Hürriyet gazetesine bilgi veren Çapa Tıp Fakültesi Dekanı Faruk Erzengin'in izahatını kabul etmeye imkân var mı? Erzengin, esas tartışma konusu olan başı açık fotoğraf mecburiyetini "Sağlık hizmetinden yararlananların daha iyi tanınmasını sağlamak" sözleriyle haklı göstermeye çalışıyor. Oysa başı örtülü bir insan, başörtüsü ile çektirdiği bir fotoğrafta daha iyi tanınır. Tıpkı bıyıklı ve sakallı birinin, sakalı ve bıyığı ile çektirdiği bir fotoğrafta daha iyi tanınacağı gibi. Başı açık fotoğraf mecburiyeti, sığ bir laiklik anlayışının ürünüdür.
Amerika'da yemin
Bari şu Amerika size ders olsa. Amerika'da, San Francisco'da, her sabah okullarda okutulan "Bölünmemiş tek ulus, herkese özgürlük ve adalet için Tanrı huzurunda ant içerim" yemini, ateist bir babayı rahatsız ediyor. Mahkemeye açtığı davayı kazanıyor. San Francisco 9'uncu Temyiz Mahkemesi'nin de tasdik ettiği karara göre, "Tanrı huzurunda ant içerim" cümlesi laiklik ilkesine aykırı bulunuyor. Başkan Bush bu kararı gülünç karşıladığını ifade ediyor. Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleisher de sebebini açıklıyor: "Yüce Mahkeme'nin duvarında bile, Tanrı ABD'yi ve Yüce Mahkeme'yi korusun, yazılıdır. Kongre çalışmalarımız her gün dua ile başlar. Paramızın üzerinde Tanrı'ya güveniriz sözü vardır. ABD İstiklâl Beyannamemiz'in 4 yerinde, Tanrı'nın adı geçer" ABD Senatosu, mahkeme kararını takib eden saatlerde, yasaklanan and istikametinde bir metin kabul ediyor. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert, "Bizler elbette, Tanrı'nın emrindeki bir toplumuz" diyor. Senatör Bill Nelson da "Laiklik, devlet ile Kilise'yi ayırır. Devletle, Tanrı'yı ayırmak başkadır. İkisi arasında dağlar kadar fark var" şeklinde konuşuyor.
Amerikan siyasetçilerinin bu tepkisini gazetelerde okuyunca, Merve Kavakçı'nın başörtüsü ile TBMM'ye girmesi üzerine, bizim laikçilerin Amerika'nın önde gelen bir diplomatıyla konuşmalarını hatırladım. Bizimkiler, "Siz Amerika'da bikinili bir hanımın Temsilciler Meclisi'ne girmesine izin verir miydiniz?" diye sormuş. -Hayır vermezdik... cevabını almışlar. -İşte gördünüz mü, biz de Merve Kavakçı'yı Parlamento çatısı altında barındıramazdık. Ama ABD'li diplomatın daha sonraki sözleri, bizimkilerin sevincini kursağında bırakacak mahiyetteymiş. -Soruyu yanlış sordunuz. Evet, bikinili birini Temsilciler Meclisi'ne sokmazdık. Ama başörtülü bir milletvekilini elbette Parlamento'ya kabul ederdik. Erzengin'in görüşü
Medine Bircan olayı kamuoyunda büyük üzüntü yarattı. Dekan Faruk Erzengin, soruları cevaplandırırken, iyice zor duruma düştü: "Başbakanlık'tan gelen genelgeyi, Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı, 'başörtüsüne sağlık karnesi verilebilir' açıklamasına üstün tutarım. Hükûmetin kılık kıyafet yasası uygulanır. Hükûmetlerin iradesine uymayan, hem suç işler, hem dinden çıkar. Hükûmetimizin emri, Hipokrat yeminine uymazsa, ben Hipokrat yeminine değil, hükûmetime uyarım."
Her şeyden önce bir kılık kıyafet yasası yok. Bunu bir kere daha hatırlatalım. Yönetmelik ve genelgelerle, başörtüsü yasağı koymaya çalışıyorlar. Oysa, kanuna dayanmayan hiçbir yönetmelik veya genelge geçerli değildir. Kaldı ki, hepsinin ötesinde evrensel hukuk kuralları mevcuttur. Temel hak ve özgürlükler yasayla dahi sınırlanamaz. Faruk Erzengin şahsiyetini iki cümle ile ele veriyor: "Hükûmet iradesine uymayan dinden çıkar; hükûmet emrini Hipokrat yemininden üstün tutarım."
Anayasa Mahkemesi ve başörtüsü
Türkiye'de başörtüsü yasağı devlet politikası ve resmi ideolojinin bir parçası haline getirildi. Anayasa Mahkemesi, hem Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17'nci maddesiyle ilgili kararında, hem de parti kapatma davalarında başörtüsü yasağını ön plana çıkardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Fazilet davasını görüşürken, başörtüsü yasağına karşı çıkan bir parti kapatılabilir mi, yoksa böyle bir gerekçeyle parti kapatmak demokratik ilkeleri ihlâl mi eder bunun kararını verecek. Bu arada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin başörtüsüne ilişkin birkaç kararını, Türkiye'deki yasakçı zihniyetin gerekçesi yapmaya çalışanlar yanılıyor. Zira, üniversiteye giden genç kızların başörtüsü, orada tartışma konusu değil. Konu, bir iki öğretmen ve lise talebesiyle sınırlı. Ayrıca genel bir yasak yok. Her okul kendi şartlarına ve anlayışına göre nadiren başörtüsünü engelleyebiliyor.
Bazı siyasetçiler, Anayasa Mahkemesi'nin "başörtüsünü müdafaa etmek laiklik karşıtlığıdır; cumhuriyet düşmanlığıdır" hükmüne rağmen, Medine Bircan olayının peşine düştü. Meselâ Bağımsız milletvekili Azmi Ateş, Bülent Ecevit'e verdiği yazılı önergede soruyor: "Medine Bircan adında, rahim kanseri ve böbrek hastası olan 71 yaşındaki bir kadının, Atatürk'ün kurmuş olduğu Emekli Sandığı'nın verdiği sağlık karnesinde, başı açık fotoğrafı bulunmadığı için, Nur Serter imzalı kılık kıyafet genelgesi gerekçe gösterilerek, tedavisi yapılmamıştır. Çanakkale gazilerinden Mustafa Çolak'ın kızı olan Medine Bircan, 27 Haziran 2002'de hayatını kaybetmiştir. Kadınlarımıza reva görülen bu muamele insanlık suçu değil midir?" Ateş, Alemdaroğlu'nun 4 Mayıs 2002 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu'nda, Dünya Astım Günü dolayısıyla tertip edilen eğitim amaçlı toplantıya da, davetiyeleriyle gelen başörtülü hastaların alınmadığını hatırlatarak "Alemdaroğlu hep böyle yapıyor, hukukun evrensel ilkelerini çiğniyor" diyor. Bir de, Virginia Üniversitesi'nin İnternet sitesine kadar yansıyan "Laproskopik Cerrahi kitabındaki intihal olayını" gündeme getirerek, Kemal Alemdaroğlu'ndan niçin hesap sorulmadığını öğrenmek istiyor.
Saadet Partisi de işin peşinde. Grup Başkanvekili Ömer Vehbi Hatiboğlu, basın toplantısında, İstanbul Üniversitesi yönetiminin bugüne kadar devam ettirdiği ideolojik cinnetin cinayete sebebiyet verdiğini vurguluyor. Ve sözlerini şöyle sürdürüyor: "Daha düne kadar 'Başörtüsü ideolojik simgedir; devlete karşı ayaklanmanın sembolüdür. Biz evinde oturanların ya da sokakta gezenlerin başörtüsü ile ilgilenmiyoruz' diyenler, bugün bu çirkin yasağı nerelere kadar taşıyabileceklerini ortaya koymuşlardır. Artık pervasızca özel hayata müdahale edilmekte, insanlar konferanslara alınmamaktadır. Milletle devleti karşı karşıya getiren bu komplo, asıl bölücülüktür, vatana ihanettir. Bunlar, şerefli Türk halkını, devletle ve rejimle çatıştırma arzusundaki karanlık odakların taşeronlarıdır."
Neyin ideolojisi?
Bizans, Osmanlı tarafından işgal edilirken, sarayda melekler dişi mi, erkek mi, bu konu tartışılıyormuş. Türkiye bunca ağır problemle karşı karşıya. Halâ çağdışı bir konu gündemin ortaya yerinde duruyor: Yok efendim başörtüsü ideolojik bir tavırmış. Rejime düşmanlıkmış! Peki "anneannemiz gibi başını örten" Medine Bircan'ın Nur Serter'in genelgesine takılmasına ne demeli? Medine Bircan neyin ideolojisini güdüyordu?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |