|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Okurları kendisinden daha 'uyanık' tek yazar galiba benim. Bülent Ecevit'in de katıldığı, başbakanlık resmi konutunda yapılan, Hüsamettin Özkan'lı liderler zirvesinin iki saat kırkbeş dakika sürmesi dikkat çekti. Doktorları, Ecevit'e, "20 dakikadan fazla olmaz" dedikleri halde, o, bu izni neredeyse sekiz kat aşan bir süre toplantıda kaldı. Birkaç okurun da bulunduğu bir ortamda, biri, "Herhalde bu habere inanmadın" deyiverdi. "Biri" dediğim bir okur. "İnanma" dediği de, Bülent Ecevit'in liderler zirvesine iki saat kırkbeş dakika boyunca katıldığı haberi... Okuruma göre, liderlerin başbakanlık resmi konutunda biraraya gelmeleri Ecevit'e dışarıdan fark edilmeden dinlenme fırsatı tanıyacak bir mekân oluşundan... Okur, "Bahçeli, Yılmaz ve Özkan konuları görüşüp zirve sonuçlarını anlatan açıklama metnini yazarken, Ecevit yan odada istirahat etmiştir" dedi ve ekledi: "Bu tür işlerin yapıldığını biz senden öğrendik..." Söylediği doğru. Bilinen bir 'zirvede dinlenme' olayı, 1980 öncesi, milliyetçi cephe koalisyonları kurma çalışmaları sırasında yaşanmıştı: AP ile MSP arasında ön görüşmeler yapılmış, ayrıntılarda uzlaşma sağlanmıştı. İki partinin lideri, Süleyman Demirel ile Necmettin Erbakan, son rötuşlar için biraraya geldiler. Dışarısı, içeriden 'hükümet kurma kararı' çıkıp çıkmayacağını izlemekle görevli muhabirlerle doluydu. Çatısı çatılmış uzlaşma protokolü üzerinde mutabakatın sağlanması on dakika ya sürdü ya sürmedi. Demirel'in, Erbakan'a dönerek, "Sizin burada istirahat edilebilecek kuytu bir yer var mı?" diye sorduğunu yıllar sonra öğrenmiştik... Süleyman Bey, "Hemen dışarı çıkarsam görüşmenin kısalığı yüzünden anlamsız tartışmalar başlar; en iyisi uzanıp biraz vakit geçireyim" demişti... İçeride saç saça baş başa bir pazarlık yürüdüğü sanılırken, Süleyman Bey, evsahibinin kendisine gösterdiği divan üzerinde iki saate yakın şekerleme yapmıştı... Bir başka vakit geçirme olayını da, şimdi her ikisi de aramızda bulunmayan, Üzeyir Garih'in ağzından Alparslan Türkeş ile ilgili olarak dinlemiş, buraya kaydetmiştim. Olayı ilk yazdığımda, Üzeyir Bey de, MHP lideri de sağdılar... Dönem yine 1980 öncesi... Ülke sol-sağ diye kamplara bölünmüş durumda; bölünmüşlük polisten sendikalara kadar yaygınlaşmış... Sol Pol-Der'i kurunca, sağ Pol-Bir'le karşısına çıkmış... Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 'sol' eğilimli işçileri örgütlemiş, MHP yanlısı işçiler de Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) çatısı altında toplanmış... Üzeyir Garih'in ALARKO fabrikasında MİSK'e bağlı işçiler greve gitmişler; iş durmuş. Sendikanın eylemi daha çok ideolojik amaçlı. ALARKO'nun patronları kafa kafaya verip çözüm aramışlar... "Sonunda, benim Alparslan Türkeş'e gidip yardım istememde karar kıldık" diye anlatmıştı Üzeyir Bey... İşadamı muhatabını dinleyen MHP lideri, "Sizin sorununuzu ilk İstanbul seyahatimde çözerim" vaadinde bulunmuş... "Bir gün telefonla Alparslan Türkeş'in grevdeki fabrikayı ziyarete geleceği bildirildi. Kendisini kapıda karşıladık ve MİSK üyesi işçilerin şaşkın bakışları altında idare binasına girdik. Üç-beş cümlelik hal hatırdan sonra, Alparslan Türkeş, 'Ziyaretinize geldiğimi gören bizim işçiler grevi sona erdireceklerdir, merak etmeyin' dedi. Hal hatır sorma faslı bittiğinde de, 'Bana bugünkü gazeteleri verin ve sâkin bir köşe gösterin' ricasında bulundu; sebebini de, 'Buradan kısa sürede çıkarsam işçiler kuşkuya düşerler, en iyisi biraz uzun kalmak' diye açıkladı. Gerçekten de, iki saat sonra, gazeteleri okumuş ve dinlenmiş olarak idare binasından çıktığında, bahçeye toplanmış işçiler kendisini alkışladılar. Grev de ertesi gün sona erdi..." 1980 öncesi cereyan etmiş olayı, yıllar sonra böyle anlatmıştı Üzeyir Garih... Bülent Ecevit'e, Rusya'da hastalıkla pençeleşen Boris Yeltsin'in zamanında çekilmeyi bilmesini örnek olarak verenler var. İyi bir örnek bu. Devlet başkanıyken, hastalığı yüzünden günü sayılan Yeltsin hâlâ sağ ve sağlığı da düzelmiş görünüyor. Yeltsin'in başından geçen bir hikâyeyi de, BBC'nin ünlü programcısı John Simpson'un 'A Mad World My Masters' (s. 361) başlıklı anılarında okumuştum... Generallerin ağustos darbesi sırasında umut Yeltsin'dir, ama bir süre ortalıkta görünmez. Sovyet döneminin ünlü dışişleri bakanı (şimdinin Gürcistan devlet başkanı) Edward Shewardnadze birdenbire ortaya çıkar. Önce Parlamento önünde cesur bir konuşma yapar, sonra içeriye girer. Epey sonra dışarı çıktığında da şunları söyler: "Yeltsin, bana, 'Gerekirse kanımın son damlasına kadar vuruşacağım; cesur bir lider ne yaparsa o yapacağım' dedi..." Bu sözler üzerine darbeciler bozguna uğrarlar, demokrasi güçleri kazanır... Simpson, yıllar sonra, Gürcistan'a gidip Shewardnadze ile görüştüğünde olayla ilgili gerçeği öğrenir: "İçeri girdiğimde Yeltsin sızmıştı, uyumaktaydı. Kendine gelemedi ki bir şey söyleyebilsin... Dışarıda o sözleri onun ağzına ben yakıştırdım." Bu üç olayı değişik zamanlarda Kulis'te okuduğunu söyleyen okur, "Sizce" dedi bana, "Ecevit, liderler zirvesinin sürdüğü iki saat kırkbeş dakika boyunca o masanın etrafında oturmuş mudur?" 'Boşboğazlığı' müseccel birinin o sırada civarda olduğunu biliyorum; yakında gerçeği öğreniriz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |