|
|
|
|
Şenol Güneş'i basın toplantısında dinlerken söylediklerine değil, söyleme biçime baktım. Konuşmasının içeriğini daha sonra banttan dinlemek niyetiyle kendimce bir tahlil yapmak istedim. Çünkü kupa sonrası medya ile ilk buluşması çok önemliydi. Konuşmasına tutuk ve temkinli başladı. Ancak 3.5 dakika sonra birden bire açıldı. Notlarından sadece bazı konu başlıkları kullandı. Geri kalanı irticalen ve kendisinde olmadığını iddia ettikleri belâgat sanatını dibine kadar icra ederek sürdürdü. Toplantının en akıcı bölümü meselenin bir eğitim sorunu olduğunu ve bunun öğretmenlerin başarısı olduğunu belirttiği bölüm oldu. Entonasyon yeteneğini burada ortaya çıkarıp, kendisinin de bir öğretmen olduğunu söylerken kelimelerine duyguyu çoktan bindirmişti. Eleştirilere cevapları zekice bir seçimle satır aralarında verdi. Ama tam verdi... Asla megalomani göstermedi. Sanılanın aksine panikatak gösterisi yapmadı. Buruk ama sapına kadar özgüvenli tavrını sürekli sergiledi. Dale Carnegie örneğini benimseyerek heykel hikayesi anlattığında onun kıyafetini, kültürünü ve bilgisini sorgulayanların alnına tokat gibi çaktı anektodu. Heykeltraş mükemmel bir heykelin açılışında 'bunu nasıl yaptığını' soranlara şöyle der: "Ben bir şey yapmadım, bu heykel taşın içinde zaten vardı. Ben sadece fazlalıkları attım." Bu mesajı burnundan kıl aldırmayanlara, şezlongda kokteylle yorum yapanlara, tükürdüğünü yalamaktan acizlere ve bilumum köşe kapmış yazarlara ve "geri zekalı" deyip sonra kılıf arayanlara öyle bir göndermeyle vurguladı ki aman Allah!... "Çok şükür ki Milli Takım'ın başında Şenol Güneş var" dedim toplantı bittiğinde. Çünkü O, iyi giyinen ve iyi konuşan son derece bilgili, sapına kadar bir teknik adam. Ve insan gibi insan...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |