|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AB ile ilişkiler hemen her alanda flu bir zeminde cereyan ediyor. "AB ile bütünleşmek stratejik bir hedef" olarak ilân edilince, ondan sonrasında her şeyin mübah olması gerektiği, aranın herhangi bir şekilde doldurulabileceği gibi bir izlenim var. -Bizden ne isteniyor, biz ne alacağız? -Ne olacağız AB ile bütünleşirsek meselâ kültür planında? -AB'nin Kıbrıs politikası ne? AB ile bütünleşmek, üçüncü ülkelerle ilişkilerimizi nasıl etkileyecek? -Türkiye'yi AB bünyesine almak AB için bir yük mü bir kazanç mı? Türkiye'yi bünyesine alacak bir AB'nin hiç mi stratejik hesabı yok? AB hep veren, Türkiye alan konumunda mı, dolayısıyla Türkiye için hep borçluluk mu söz konusu? -AB, "medeniyet ve kültür" değerlendirmelerinde hangi noktada? "Müslüman bir Türkiye AB'nin çok kültürlü yapısını gerçek hale getirir ve AB'yi bir Hristiyan Klübü olmaktan çıkarır. Bir müslüman ülkeyi bünyesine almakla AB gerçekten laik hale gelir." değerlendirmeleri, AB platformlarındaki nihai değerlendirmede ne kadar anlamlı bulunuyor? -Türkiye'yi bünyesine alıp almama konusunda AB'nin gizli nihai bir kararından söz edilebilir mi? Türkiye AB şartlarını yerine getirdiğinde AB ile bütünleşmek olmazsa olmaz bir sonuç mu? Türkiye amiyane tabirle bastırınca, üyelik müzakereleri için takvim almak, sonunda da üye olmak mümkün görünüyor mu? -AB gündeminde "Türkiye için tam üyelik değil özel bir statü" bulunduğu iddialarının gerçeklik payı nedir? Eğer böyle bir gizli hesap varsa, bu "bastırmak"la değiştirilebilecek midir? Bence daha böyle pek çok soru sorulabilir. Ve kanaatimce bunlar, Türkiye tarafından henüz cevapları bulunmuş sorular değildir. İlişki şu psikoloji ile yürüyor denebilir: "Hele biz tam üye olacakmış gibi hazırlanalım, elbet Avrupa nihai tahlilde Türkiye'yi dışarda bırakmaz..." AB ile ilişkilerde sorun teşkil eden sosyal, siyasi, hukuki, ekonomik kriterlerde önemli açıklarımızın bulunduğu, bunları yapmanın -yapılacakları bütünüyle bilmediğimiz bir vakıa olmakla birlikte- Türk toplumu için de kayda değer iyileştirmeler anlamına geleceği genelde kabul görmektedir. Belki o yüzden toplumun yüzde 64'ü AB ile bütünleşmekten yana görüş bildirmektedir. Bu yaklaşımda "Hele biz ekonomimizi, siyasetimizi, hukuki yapımızı tam üye olacakmış gibi hazırlayalım" çizgisi anlaşılabilir. Bu, "Biz yaptıklarımızı AB için değil, kendi halkımız için yapıyoruz" yaklaşımına da uygun düşer. Ayrıca "kendi evinizi her bakımdan düzeltirseniz, yani zaaflarınızı giderir, güçlenirseniz, AB ile bütünleşme mümkün olmasa bile, bir zararınız olmaz" görüşü de kayda değer nitelik taşıyor. Yalnız bu durumda bile, bazı şeylerin ayrıştırılması, yani AB'nin beklentileri ile Türkiye'nin çıkarları konusunun netlik kazanması gerekiyor. Çünkü, "Yol haritası" yollarımızı sonunda AB ile bütünleştirmediği takdirde yaptıklarımızdan pişmanlık duymamalıyız. AB ile ilişkiler deyince gündem en başta "ana dilde eğitim", "İdam", ardından bir ölçüde "Kıbrıs" konularına kilitleniyor. Doğrusu şu ki, bu konularda, özellikle Kıbrıs'ta AB'nin "iyi niyetli olup olmadığı" tartışma götürür niteliktedir. Hatta bu konudaki tavrın "AB'nin Türkiye'yi bünyesine almama eğiliminde olduğu" şeklinde yorumlamaya müsait olduğu bile söylenebilir. Ya da şöyle düşünmek mümkün: "AB iyi niyetli olsa, Kıbrıs'la ilgili her türlü hukuki çerçeveyi zorlayarak Rumları tam üyelik sürecine sokmaz, Türkiye'yi sıkboğaz etmeye yönelmezdi." Büyükelçi Onur Öymen'in şu tesbitleri yabana atılır nitelikte değildir: "Ortada bir uluslararası ihtilaf varsa ve bu ihtilafın taraflarından birine o meselenin çözümünü şart koşuyorsanız, bu şu demektir: Gidin diğer tarafın dediklerini kabul edin. Çünkü hiçbir zaman uluslararası ihtilafın çözümü tarafların birine bağlı değildir. Kıbrıs meselesi çözülmeden sizi üye yapmayız diyor musunuz? Bu söylem tek taraflıdır. Kendine saygısı olan devlet bunu kabul etmez. Bu konuda Türkiye'ye fatura çıkarılmak isteniyor, Türkiye cezalandırılmak isteniyor." (Sabah, Elif Ergu'ya verilen mülakat, 5 temmuz 2002) Ancak bu konulardan öte, belki de üyelik açısından çok daha kritik bir konu var: Entegrasyon konusu... Medeniyet ve kültür farklılığı, AB'nin kültür ve medeniyet çerçevesi, Türkiye'nin nüfusu, bu büyük nüfusun islâmî karakteri, serbest dolaşım çerçevesinde bunların nasıl bir arada yaşayacağı vs... Türkiye'de kültür ve medeniyet hassasiyetinin çoktandır aşındırılmış olması, belki konuyu önemsemeyi gözardı etme sonucunu doğurabiliyor. Ama konu Avrupa açısından önemseniyorsa, diyelim Almanya, bünyesindeki 2.5 milyon Türk'ü, ve Avrupa bünyesinde barınan 15 milyon Müslümanı hazmedemediği kanaatinde ise 67 milyonluk bir Müslüman nüfusu nasıl hazmedeceği sorularını da önemsiyor olabilir. Ve kendisi için "bu nüfusu nazıl hazmederim?" sorusunu sorabilir. İşte Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily'nin Suddeutsche Zeitung'a verdiği demece göre entegrasyon- uyum formülü: "En iyi uyum asimilasyondur. Uyumun hedefi Alman kültürüne çekmektir insanları. Mümkün olan her dili destekleyemeyiz. Ayrıca böyle bir şey kaosa sürükler'' yanıtını verdi. 'Ben birinci dili Türkçe olan homojen bir Türk azınlığı oluşmasını istemiyorum. Türkler bizim kültür alanımızda büyümeli. Anadillleri Almanca olmalı." Otto Schily'nin sözü tartışıldı Almanya'da, bizzat Alman politikacılardan itirazlar geldi, ama sonuçta Almanlar'ın gündeminde Türklerle ilgili bir "uyum" problemi bulunduğu ve ucu asimilasyona kadar uzanan çözümler aradıkları bir gerçek. Peki nedir asimilasyon? Ya da ondan beride, ondan ötede ne vardır? Ya da, Türkiye olarak biz ne düşünüyoruz Avrupa toplumu ile bizim insanımızın uyumu konusunda? Gündemimizde kimlik diye bir sorun var mı? Müslümanlığımızın olumlu veya olumsuz etkilenmesi diye bir sorun var mı gündemimizde? Müslümanlığımızın olumlu veya olumsuz etkilenmesi bir sorun mu ya da? Bu sorunun toplum olarak gündemimizde bulunduğu çok açık. Gündemimizde olduğu için, Avrupa'ya gönderdiğimiz insanlar kendilerini, çocuklarını koruma derdi ile yüklü. İnsanlarımız, uyuşturucudan cezaevlerine düşmüş Türk çocuklarının oluşturduğu yekunun ıstırabını yaşıyor. Ve bizim insanımız, kimliğini gündemde tuttuğu için Avrupa'da sorun olarak algılanıyor. Nasıl çözümlenecek bu sorun? Asimilasyonla mı? Flu alanlar... Bunları netleştirmeliyiz. Yanlış bedeller ödeyeceğimiz bir kuru sevda olmamalı AB ile bütünleşmek...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |