T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Çıkmaz sokaktan çıkış yolu

İşin şakaya gelir tarafı olmadığını Ankara'nın dışına çıkınca anlıyorlar; Ankara'ya döndükleri vakit -suyundan mıdır, havasından mı- yine 'dar görüşlülük' öne çıkıyor; yine 'dar alanda paslaşmalar'la vakit ve enerji yitiriyorlar.

Tansu Çiller ve Tayyip Erdoğan... Frankfurt'ta yaptıkları konuşmalarda, 'durumun ciddiyeti'ni anlamış olduklarına dair 'sinyaller' verdiler. Doğan Medya Grubu'nin Frankfurt tesislerinin açılışı için, 'önemli' şahsiyetler, Almanya'da sıralanıverdi. Bu ikisi ve Mesut Yılmaz...

Tayyip Erdoğan, şu anda Türkiye'nin 'seçim şansı en yüksek' partisinin genel başkanı. Tansu Çiller ise 'parlamentodaki ana muhalefet' lideri. Mesut Yılmaz, malum; ANAP lideri olmaktan gayrı bir de AB ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı. Çiller, AB konusunda, itirazı mümkün olmayan şu sözleri Frankfurt'ta söylemiş:

"Ana muhalefet partisi lideri olarak burada diyorum ki; artık Kopenhag kriterlerini gelin, şartsız, seçimsiz hükümet modeli dışında hep birlikte kucaklayalım ve bu büyük adımı, bu büyük atılımı oluşturalım."

Tayyip Erdoğan ise "Aralık'taki Kopenhag Zirvesi'ne kadar ciddi adım atılmalı. AB'ye giriş süreci dar bir zamana sıkışmış oldu. Kopenhag kriterlerinde yer alan din, vicdan, ifade özgürlüğü ve anadilde eğitim gibi konular garanti altına alınmalı" diye yine Frankfurt'ta konuşmuş.

Mesut Yılmaz da 'dışarı' çıkınca; insanda 'ne oldu; başına taş mı düştü' duygusu uyandıran çarpıcı değerlendirmeler ve bunları seslendirdiği konuşmalar yapıyor. Daha on gün önce kendisini Brüksel'de dinlerken; 'Avrupa Birliği'nin, Avrupa'nın tarihiyle yüzleşmesinin eseri olduğunu; Türkiye'nin Avrupalı olabilmesi için kendi tarihiyle yüzleşmesinin şart olduğunu' vurgulayan sözlerine tanık olmuştum. Aradan birkaç gün geçti; Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli ile biraraya geldikten sonra, "AB'ye dönük çalışmaların 57. hükümetin geleceğini olumsuz etkilemesine kesinlikle izin verilmeyecektir" açıklamasının ardında yer aldı. Dahası, TBMM'yi tatile sokulmasında başrolü oynadı.

TBMM, hükümet ortakları arasında 'uzlaşma' sağlandığı takdirde, olağanüstü toplantıya çağrılarak, 'Kopenhag siyasi kriterleri'ne uyan yasal değişiklikler yapılabilecek ama hükümetin böyle bir 'niyet taşımadığı' da son birkaç gün içinde ortaya çıktı.

Çünkü, hem hükümetin devamı (yani MHP'nin hükümet ortağı olmaya devam etmesi), hem de Kopenhag siyasi kriterlerinin yerine getirilmesi mümkün değil. Eğer, Türkiye, Aralık ayında AB'den tam üyelik müzakerelerine başlama tarihi elde etmeyi ciddi olarak düşünüyorsa; ya AB hedefinden veya MHP ile birlikte hükümet etmekten feragat edecek. İkisi birarada olmuyor. Olmayacak.

Bu nedenle, eğer gerçekten Tayyip Erdoğan'ın AB konusunda 'acelesi' samimi ise ve gerçekten Tansu Çiller 'Kopenhag kriterlerinin hayata geçirilmesi' için 'açık çek' veriyorsa; MHP dışındaki partilerin aralarında Türkiye'yi 'AB rotasına sokacak' bir eşgüdüm sağlamaları gerekiyor. Bunun mekanizmasını, isterlerse; eğer bu yönde gerçek bir 'irade'ye sahiplerse, pekala bulabilirler. MHP'siz bir 'hükümet modeli'ne Rahşan Ecevit'in DSP'sinin de bir itirazı olmaz. Bu bakımdan, şu dönemde Rahşan Ecevit'e yönelik 'siyasi yıpratma' kampanyasının hinoğluhince bir hesaptan kaynaklandığını görmek ve anlamak gerekiyor.

Bu arada, Türkiye'de Bülent Ecevit'in hastalığı ile de beslenen 'iktidar dağınıklığı' halinde 'tek anlamlı iktidar odağı'nı gözden kaçırmamak gerekiyor: Kemal Derviş.

Çünkü, Kemal Derviş, 'ekonominin ipleri'ni elinde tutuyor ve uluslararası finans merkezlerinin Türkiye'de yönetim katında hala ciddiye aldığı, önemsediği ve değer verdiği tek kişi o. Türkiye'deki birçok kişi gibi. Derviş'in Anadolu'nun birçok yerinde de 'kredibilitesi' yüksek. Ahali, onun 'işini ciddiyetle yapan', 'hırsızlık-uğursuzluk' ve 'Ankara'daki kifayetsizlere benzer bir iktidar hırsı'yla alakası olmayan, dahası 'bozulamaz' bir 'kişilik profili' sergilediğinin farkında.

Kemal Derviş'in verdiği 'sinyaller'e bu bakımdan çok dikkat etmek zorunlu. Bundan bir süre önce, 'bir seçim tarihinin belirlenmesi gerektiğini, bu sayede siyasi belirsizliğin ortadan kalkacağını, seçim tarihi belirlenmesinin ekonomiyi sanıldığı kadar olumsuz etkilemeyeceğini' söylediği vakit, Ankara'daki 'siyaset esnafı' ile İstanbul'un 'esnaf zihniyeti'nden 'büyük sermaye' sıfatına henüz terfi etmiş kesimi homurdanmaya başladılar. Oysa, 'siyasi belirsizlik'in ekonomi üzerindeki yıkıcı tahribatını sezmeye başlamıştı ve bu bakımdan fırlattığı 'işaret fişeği' anlamlıydı.

Önceki günkü, sonuç vermediği için 'sözde' diye adlandırılması gereken 'ekonomi zirvesi'nde de Türkiye'de şu günlerde yaşanan 'sorun'un iki nedenini açıklıkla ortaya koyduğunu biliyoruz:

1. 'Başbakanımız'ın hastalığı;

2. Yerine getirilmeyen Kopenhag kriterleri.

İkincisi, birincisinden çok daha önemli. Zira, 'Başbakanımız' sağlığına kavuşsa ve turp gibi olsa bile, eğer Kopenhag siyasi kriterleri yerine getirilmediği takdirde; Türkiye, AB'den 'müzakere takvimi' alamayacak. Bu, Türkiye'nin 'küme düşmesi' anlamına gelecek ve bunun sonucu; dışarıya para kaçışı, zaten olmayan yabancı sermaye yatırımlarının hepten durması, likiditenin ortadan kalkması, doların zaptedilmez biçimde faizlerle birlikte fırlaması gibi feci bir 'ekonomik kriz' olacak. Ekonomiye dair öngörülerinde yanılmayan Prof. Salih Neftçi, 'Üstelik bu sefer IMF'den gelecek para da bir işe yaramaz' diye yazıyor.

Böyle bir durumdan Türkiye'yi ancak Amerika'nın Irak saldırısı için 'kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez' mantığıyla vereceği para ayakta tutabilir. Bunun anlamı, Türkiye'nin bir 'uygarlık projesi'nin dışında kalarak, Amerika tarafından 'askere alınması'dır.

İş, her yönüyle ve Ankara vıdıvıdısı kaldırmayacak kadar her bakımdan ciddi. İşte bunun için, MHP'siz ve Kemal Derviş'li bir çıkış yolu formülünü 'siyaset kurumu' -ne demekse o- bulmak zorunda.

Ama, öncelikle TÜSİAD ve TOBB gibi 'ekonominin motoru' addedilen 'sivil toplum kuruluşları'nın 'telkin ve baskıları'nı hangi adrese yönelteceklerini bilmeleri ve anlamaları gerekiyor.

Ecevit, sağlık nedenlerinden ötürü 'görevden el çektirilecek' ise, Ecevit'li bir hükümetin 'hareketsizlik' anlamı taşıdığı; hareketsizliğin ise MHP'yi hükümette barındırdığı ve böyle bir hükümetle Türkiye AB yolundan saparak, 'felaket istikameti'ne doğru yol almakta olduğu için; böyle yapılmalıdır.

Türkiye, hasta bir Başbakan ve MHP'li bir hükümetle, AB genişleme takviminin süresinin dolmakta bulunduğu bir sırada, bir 'çıkmaz sokak'ta, üstelik donakalmış vaziyette. Oysa, 'çıkmaz sokak'tan da 'çıkış yolu' var...


6 Temmuz 2002
Cumartesi
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED