T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Geleceğe bir kayıt daha, Medine Bircan

Hayat bazen maskaralığına burun kıvırıp, sevimsizliğiyle ortada bıraktığınız o kötü şakalardan daha da saçma, ama gerçekliğiyle de reddedemediğiniz şeyler sunar önünüze.

Öyle şeyler olur ki, gerçeğin saçmalığının, tahayyülünüzün ufuklarıyla alay ettiğine itimat getirirsiniz artık. Her türden absürd durumlar, gerçeğin 'olmaz bu kadar' dedirten inanılmazlığı karşısında, hükmü kalmamış hazan yaprakları gibi savrulur yanınıza yörenize...

Gerçek çoğu zaman inandırıcılığa fersah fersah uzaktır çünkü. Güç daima zulme, güçlü hep zalime evrilmeye yazılıdır, bilirsiniz. Mağdurların da, suçlarını yani mağdurluklarını, zalimin hesapsız çarçuruna harcamak zorunda olduklarını... İnsan ruhunun kapalı yerlerinden bir türlü geçmeyen, katır kutur bir haber. Hayata değil, ölüme dair. Bu yüzden, ruhların örtülü yerlerine takılıp kalması zaten... Hani bazen iyice bunalıp da, "yine mi?", "hâlâ mı?", "olur mu?" dersiniz ya... İşte öyle bütün iyilikli halleri unutturan, hastalıklı bir şey yani. Şöyle ki...

Önce Kanal 7'deki gizli kamera görüntüleriyle geldi ekrana yaşlı bir nineye reva görülenler. Yeni Şafak da günlerce işledi Çapa Tıp Fakültesi'nde yaşanan bu süfli olayın ardındaki 'gerçek' gelişmeleri. Önceki gün Mazlumder İstanbul Şubesi de konuya ilişkin bir rapor yayınladı.

Burada, Çapa Tıp Fakültesi yönetimi tarafından, evraklarındaki fotoğrafların başörtülü olduğu gerekçesiyle sevk işlemi uzun süre yapılmayarak, erken ölümüne sebebiyet verilen, kanser hastası 70'lik bir ninenin, Medine Bircan'ın dramı var. Mevzu bir ölüm, göz göre göre bir ölüm anlayacağınız.

Çapa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Erzengin olay medyaya yansır yansımaz o telaşesi gidip gelen halleriyle, "Valla biz tedaviyi yaptık. Hatta hasta beş kez diyalize bile girdi. Zaten ağır kanser hastasıydı. Bizim suçumuz yok" yollu açıklamalar yaptı yapmasına, ancak ortada bir 'ölüm' ve 'bu ölüme bir sebep' vardı. Dolayısıyla gazeteciler sordu... Neyse ki, Erzengin, bu çok bilmiş gazetecileri celallene celallene dışarı çıkardı da, açıklama kazasız belasız hitama erdi.

Bir "etekten taş dökme" operasyonu beklemiyordu kimse tabi ki... 'Zaten ağır kanser hastası olan' mağdur, mağduriyetini "çatır çatır" ödemişti yine, durum sadece bundan ibaretti. Gündelik bir haksızlık yani.

Ama, 'Bir gün mutlaka iyi bir şeyler olacak' diyenler yine elleri boş dönmüşlerdi bu civardan da. Bundan sonra da, 'saçmalığı inanılmaz' bulunan bu durum, hayatın hiçbir zaman kendini inandırıcı olmak zorunda hissetmediğine dair oturaklı bir delil olarak kazınacaktı belleklere. Çünkü en gerçek şeyler, en saçma olanlardır aslında...

İnsanlar mı? Onlar, ülkenin kurtuluşu için bitap düşene kadar 'seve seve' alışveriş yapmakta, sokakta ya da otobüs duraklarında beklemede, işyerlerinde 'rakibin gözünü oyma' temrinleri yapmakta, belki de kahvede sigaralarına eşlik eden çaylarını yudumlamadalar.

Geleceğe yazılacaklardan bihaber, hayatı çizgi romanlar gibi inandırıcı zannetmedeler...

Ta ki hayat, onların da başına gelene dek...


6 Temmuz 2002
Cumartesi
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED