|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
'Durumun ultrasonografisi'ne İsmail Cem'in dünkü açıklamalarından sonra devam edelim... O bakımdan, bir 'siyasi Hipokrat yemini' etmişçesine, heyecanlardan tutkulardan uzak, 'siyaset hekimi' gibi 'durum'a yaklaşmaya çalışalım. Zira böylesine bir 'siyasi kaos'ta çıkarlarla görüşler, arzularla öfkeler, umutlarla hayalkırıklıkları birbirine karışır ve 'sağlıklı yorum yapma' imkanı azalabilir... Bir önceki günün dört belli başlı ve anlamlı gelişmesi şöyle: 1. İsmail Cem'in beklenen 'açıklaması'nı yaparak, 'sosyal demokrat bir yeni parti' kurulmasına gidileceğini açıklaması; 2. DSP'nin milletvekili sayısının DYP'nin de altına inerek, üçüncü parti haline gelmesi (Birkaç gün içinde ANAP'ın da altına inerek dördüncü parti haline gelebilir); 3. Bülent Ecevit'in Dışişleri Bakanlığı'na 'MHP'ye en yakın DSP'li' Şükrü Gürel'i getirmesi; 4. Kemal Derviş'in hükümette kalmakla birlikte, 'yeni oluşum'a destek vermeye devam edeceğini, durumun birkaç hafta içinde açıklığa kavuşacağını ve ilanihaye bu hükümette kalmayacağını bildirmesi. Bu, 'dört anlamlı gelişme'ye, bir de 'beşinci'sini eklemek gerekiyor: İstanbul Borsası, dün, bir gün öncesine oranla 400 puan arttı. İsmail Cem'in açıklaması ve yukarıda sıralanan gelişmelerin ardından yaklaşık 9400 (9390) dolayında seyretti. Hisse senetleri, bir önceki güne oranla 4.4 oranında değer kazandı. Dolar, bir gün önce Kemal Derviş'in istifası duyulduğunda 1.700'e sıçramışken; dün 1.660 gibi görece istikrarlı bir değerde kaldı. Yani? Yanisi şu: Para piyasaları, İsmail Cem'in açıklamasına 'olumlu' tepki gösterdi. Bunun anlamı ise, -diğer gelişmelerle birlikte mütalaa edildiğinde- Bülent Ecevit hükümetinin sona ermesi konusunda 'iyimser bir beklenti' içine girilmiş durumda. Dolayısıyla, Meclis'te şu anda üçüncü parti durumuna düşmüş ve dördüncü parti olmaya aday bir partinin, DSP'nin 'hükümetin ağırlıklı ortağı' olduğu ve diğer iki ortak MHP ile ANAP'ın 'kanlı bıçaklı' hale geldiği, Bülent Ecevit'in 'uyumlu' hükümetinin mevcut 'anomali hali'nin devamı -birgün terkedeceği bilinmesine rağmen- hala Kemal Derviş'in hükümette bulunmasına bağlı. Yani, Bülent Ecevit DSP'si ile MHP 'ittifakı', Kemal Derviş'in uluslararası finans merkezleriyle hükümet arasındaki, gevşemiş dahi olsa 'zamk' işlevi görmesi sayesinde devam ediyor. 'Zamk' çözülünce, Türkiye'deki para piyasalarıyla, uluslararası finans merkezleri, 'öldürücü hançer darbesi'ni hükümete saplayacaklar. 'Zamk' da, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve askerlerin 'ricası' ile aniden değil, 'yavaş yavaş' çözülmeyi kabul ederek hükümette kaldı. Yani, DSP'nin yavaş yavaş eritilmesi süreci başladı. Bu hükümetin yerini neyin, nasıl bir hükümetin alacağı; hangi şartlar altında ve nasıl bir seçim yapılacağına ilişkin 'hazırlıkların tamamlanması' için belli başlı aktörlere (Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, yeni sosyal demokrat oluşumcular, Kemal Derviş ve ikinci dereceden oyunculara; bu arada AkParti ve Saadet) ve aralarındaki 'pazarlıklar'a 'uzatma süresi' tanındı. Bu, hükümetin 'uzatmaları oynama süresi'yle de eş anlamlı. Ancak, 'uzatma dakikaları'nda 'altın gol' atılması pekala mümkün. O nedenle, Bülent Ecevit'in şansı tümüyle tükenmiş sayılmayabilir. Yani, hükümetin ömrünün uzaması şanı hala var. Ne var ki, daha önce defalarca altını çizdiğimiz üzre 'esas'ı kaçırmamakta fayda var. 'Esas' ne? 'Esas', sadece 'iç' değil; 'dış dinamikler'in de, bu hükümetin ömrü konusunda başparmağı aşağı doğru çevirmiş olmaları. Türkiye'nin bu tür hükümet ile, dünya sahnesinde varlığına, 'dünya'dan 'izin' yok. Bunu beyhude yere, AB ya da ABD kaynaklı 'dış komplolar'la açıklamak için gayret göstermenin gereği de yok. Zira, bu hükümetin, 'iç'te 'temsil yeteneği' zaten ortadan kalkmıştı. 'Üçlü koalisyon'u oluşturan partilerin hiçbiri, hiçbir kamuoyu yoklamasında bir yılı aşkın süredir, bir seçim olması halinde 'baraj'ı geçebilecek bir oy oranına ulaştıkları görüntüsünü vermiyorlardı. Aralarında en perişanı ise DSP idi. Hal bu iken ve bu arada 'AB genişleme takvimi'nin sonuna, yani Türkiye'nin 'Batı sisteminde kalacağının teyidi' anlamına gelen 'tam üyelik müzakereleri' için 'tarih' elde etmesi gereken Kopenhag Zirvesi'ne yaklaşılır ve ABD'nin ise 'Irak operasyonu hazırlıkları' için 'start' verdiği bir zaman dilimine girilmiş iken; Türkiye'de tedavisi imkansız bir hastalığa duçar ve AB yoluna takoz döşemekle meşgul bir MHP'li hükümetin bulunması, 'küresel dinamikler'in mantığına uyar mı? Türkiye, yeryüzü jeopolitiğinin sapa bir noktasında kurulu, 3-5 milyonluk bir ülke olsa, hadi neyse. Ama, hem 70 milyonluk cıvıl cıvıl bir nüfusa sahip bulunacaksınız; hem NATO'nun ikinci büyük ordusunu besleyeceksiniz; hem Orta Asya/Hazar-Akdeniz enerji geçiş yollarını, Ortadoğu'yu, Karadeniz-Akdeniz, Balkanlar-Kafkasya eksenlerini denetleyen bir 'arsa'nın üzerine kurulu olacaksınız ve hem de böyle bir hükümetle, şu halde 'yönetiliyor' olacaksınız... Bunu, halkınız istemez iken, 'dünya' ister miydi? O yüzden, aylardır Türkiye'ye ayak basan ve bizlerle de görüşen siyasi, diplomat, yatırımcı vs. Amerikalı ve Avrupalı yabancı şahsiyetlerin 'Cem-Derviş ikilisine ne dersiniz' diye alenen sondaj yapmasına alışmıştık. Ardarda gelen 'sondajlar'da değişmeyen iki isim bunlardı. İstanbul'un bir kısım iş çevresiyle, bir medya grubu ve -şimdilerde öğreniyoruz ki, geçen yaz aylarından itibaren bazı askeri çevreler de- Hüsamettin Özkan ismini öne çıkarıp, bu ikiliyi o isme 'destek güç' olarak yamalayarak bir 'senaryo'yu uygulamaya koymak istediler. Merkezinde Hüsamettin Özkan adının bulunduğu 'troyka' böyle ortaya çıktı. Mesut Yılmaz ise 'Hüsamettin Özkan temelli' troyka inşaatının 'proje mimarlığı'nı yaptı. Gelgelelim, Bülent Ecevit, 'senaryo'yu bozdu. Hüsamettin Özkan ve takipçileri, 'vefasızlığı' hiç inandırıcı olmayan biçimde Ecevitler'in üzerine yıkarak, hıçkırıklarla DSP'den koptular. 'Yeni senaryo yazımı' başladığında, İsmail Cem, çoktandır gözünü dikmiş olduğu 'Ecevit'in halefi' olarak ilan edilmesini bekledi. Olmayınca, DSP'de değilse de, Türkiye'de 'post-Ecevit dönemde Ecevit halefi' olma hedefine yöneldi. Burada, onun Hüsamettin Özkan'ın arkasına değil, Hüsamettin Özkan'ın onun arkasına takılması şartı vardı. Bu gerçekleşince, o da koptu. Kemal Derviş? O, ayrı bir 'fenomen'. Gerçi, Cem-Özkan ikilisiyle hareket eder gibi ama bunu bu hükümeti ortadan kaldıracak ve 'siyasi belirsizliğin ortadan kalkması'nı şart olarak gördüğü 'senaryo' gereği yapıyor. Aksi halde, İsmail Cem'in başında bulunacağı bir siyasi partinin 'iki numarası' olarak 'siyasi kariyer' yapmak istediği pek şüpheli. Bunu, kendisini tanıdığım kadarından, kimi kişilerle özel konuşmalarından bana aktarıldığı kadarından biliyordum. Yavuz Donat'la şu diyalogu da bildiklerimi doğruladı: "-Kemal Bey, kurulacak partide üçlü bir yönetim mi olacak? - O konuda bir şey söylemek istemiyorum. - Efendim... Liderlik konusu? - Lütfen... Erken. Görüyoruz ki Derviş "bu konuda üstüme gel" diyor. Biz de üstüne gitmiyoruz." Devam edelim mi: "-Yavuz Bey... Güçlü iktidar... Vizyon birliği içinde olacak bir kadro... Geleceğe yönelik bir görüş birliği. - Efendim, başarabilecek misiniz? - Evet ama... Bu tek partide mi olur?.. Seçim kanunu değişebilir... Yani bu dediğim bir ittifak içinde mi olur?.. Bunu tartışmak lazım... Yani bu bir siyasi ittifaktır... Aynı fikirleri savunan ve ilkeleri birbirine yakın olan oluşumlar, örgütler, sivil toplum kurumları, partiler biraraya gelir ve o şekilde bir blok oluşur... Ama burada, aynı vizyona sahip olmak bence çok önemli." Bu arada şu sözler de Kemal Derviş'e ait: "İlk yüz günlük program da kafamız da hazır, ilk beşyüz günlük program da... Vizyon var önce... Bu toplumu, modern Türkiye'yi birinci lige taşıyacak vizyon..." Belli ki, 'biz' dediğini 'ben' diye tercüme etmek gerekiyor. Program, Kemal Derviş'in kafasında; ya da ona ait. 'Troyka patentli' değil. Yukarıdaki sözler, Derviş'e, İsmail Cem'in 'sosyal demokrat parti' diye daralttığı 'oluşum'un 'dar' geleceğinin ve CHP'ye (ve belki de becerebilir ve palazlanabilirse M.Ali Bayar'a da) kendi kapılarının 'geleceğe yönelik olarak' açık durduğunun ipuçları. İsmail Cem'in başına geçmesi için kurulacak 'sosyal demokrat nitelikli' partiyi ve bu partinin 'istikbali'ni bu sözler çerçevesinde değerlendirmek isabet olacak. İsmail Cem'in açıkladığı şekliyle bu parti, kendiliğinden, CHP'nin bunca zamandır sürdüğü, gübre tedarik ettiği, sürmek için bankalara borçlandığı tarladaki hasadı kaldırmaya kalkışacak. Bir de, İstanbul ve Ankara gibi merkezlerde ANAP etrafında kümelenenlere, oraya para akıtanlara hitap ederek ANAP'ı kemirme potansiyeli ifade ediyor. Hatta, M.Ali Bayar'ın atlamak istediği havuzların suyunu da kullanmaya tevessül edeceği besbelli. Bu durumda, İsmail Cem'in dünkü açıklamasıyla ortaya çıkan 'durum', mevcut siyasi kilitlenme durumunun çözümünü hızlandırma ihtimali kadar, 'mevcut durum'a yeni bir 'düğüm' daha atılması ihtimalini de barındırıyor. Yani? Yanisi yok. 'Durumun ultrasonografisi'ni çekiyoruz dedik ya. 'Siyasi kaos' bu. 'Durum' netleşmiş değil. Daha 'hafta' ya da 'haftalar' var. İşimiz bitmedi. Bugün itibarıyla 'durumun ultrasonografisinin sonucu' böyle...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |